Derbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Derbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2012 Cumartesi

Deplasman Yasakları




Galatasaray - Fenerbahçe derbisi öncesi en merak edilen konulardan birisi de deplasman yasağıydı. Geçen sene yetmezmiş gibi bu senede deplasman yasakları devam ediyor. İşin ilginç kısmı yasak olacağı zaman olay olmayacağını zannedenlerin çokluğu, işin üzücü kısmı ise kendini 'taraftar' olarak adlandıranların bile bu saçma yasağı destekliyor hale gelmesi, getirilmesi. Yasak arttıkça öfke dinmiyor, aksine artıyor. İnsanların elinden maça gidebilme özgürlükleri alınıyor. Polisin özellikle son yıllarda taraftara ve tribünlere tutumu belli. Taraftara zor kullanmak yerine sorunsuz şekilde deplasmana götürmek isterlerse çok rahat götürürler diye düşünüyorum

Yeri geldi mi 'Avrupa Şampiyonası', 'Dünya Kupası' organizasyonlarına talip olup mangalda kül bırakmayanlar, söz konusu yasak olunca 3 maymunu oynuyor. Kimse kusura bakmasında 2 Bin küsür kişiye sahip olamayıp deplasman yasağı uygulayanlara değil Avrupa Şampiyonası, mahalle maçı vermem şahsen. 

Bunun en büyük nedenlerinden birisi de TVler, gazeteler ve kendini spor programı olarak lanse eden ama spor dışında her şeyi konuşan programlar. Güzel bir organizasyon, olay olduğu zaman bu programlarda, gazetelerde göremezsiniz. Ama ne zaman en ufak bir olay olursa büyük puntolar ile 'tribün terörü' başlıkları ile okur/izlersiniz. Olaylar büyük değilse büyütürler sorun değil. 

Taraftarların arasında mutlaka kötü niyetliler de vardır ama iyi niyetli olanların varlığı görmezden geliniyor. Bir kaç kendini bilmezin olay çıkaracağı ihtimali üzerine binlerce kişi mağdur ediliyor. En ufak bir durumda hem federasyon hem emniyet hem de yöneticiler bütün suçu taraftara atıyorlar. Aynı meşale yakıldığı zaman çıkan o muazzam görüntüyü manşet fotoğrafı, kapak fotoğrafı yapmayı bilenlerin işlerine gelmeyince kötülemesi gibi.

Eminim ki bütün Galatasaraylılar geçen sezon Süper Final'in son maçında Kadıköy'de olmak isterdi. Kim olmak istemez ki? Ama bu yasaklara şimdi ses çıkarmayıp görmezden gelenler, bu sezon da olası bir durum tekrarlanırsa Kadıköy'deki maçta deplasman yasağının kaldırılmasını isteme hakkına sahip değil. Fenerbahçe Kulübü'nün ve taraftarının yasaklara karşı tepkilerini samimi bulursunuz bulmazsınız o sizin bileceğiniz iş. Ama ne yazık ki başka elle tutulur tepki veren yok. Keşke diğer kulüp ve tribünlerden de sesler çıksa, hatta olması gerektiği gibi organize bir tepki verilse. Tıpkı Almanya'daki gibi. İnanıyorum ki Fenerbahçe gibi Galatasaray da bu maçta deplasman yasağının kalkmasını isteseydi  yasak kalkardı. 

Yasağı kulüplerin aldığı söyleniyor. İşin en sinir bozucu kısmı da hayatı boyunca maçları locadan, şeref tribününden izleyip hiçbir zaman gerçek taraftarın duygularını anlamayanların, deplasmana gidip takımını desteklemek için türlü cefalar çekecek insanların yerine tamamen keyfi kararlar alması. 'Taraftarımız olmadan biz bir hiçiz' diye açıklama yapanlar, taraftarı mağdur edilirken ortalarda gözükmüyor. 

150 kişiyi karga tulumba tek metrobüse sığdırmaya çalışıp camlar kırılınca da 'bakın işte camları kırdılar, hasar var' demek ne kadar mantıklıysa, bu yasaklar da o kadar mantıklı. Bu yasakların bir tarafı yok. Renkler farklı ama dert aynı. En kısa sürede yasakların son bulması dileği ile.

21 Ekim 2012 Pazar

Ruhr Derbisi'nden...



2-1 Schalke'nin üstünlüğü ile sona eren Ruhr Derbisi öncesi Dortmundlu bir taraftardan Schalke 04 takım otobüsüne...

17 Nisan 2012 Salı

Beşiktaş 0 - Galatasaray 2













Anormal bir yağmurdan sonra ertelenen maçta Fenerbahçe'nin kazanması ile baskı biraz daha artmıştı maç öncesi. İnönü'den alınacak bir yenilgi Fenerbahçe maçı için kader niteliği taşıyacaktı ve psikolojik artıyı Fenerbahçe'ye verecekti. Taraftarı önünde maça etkili başlayan taraf Beşiktaş oldu. İlk 10-15 dakika baskılı oynayıp Galatasaray'ı çıkartmadılar. Buldukları pozisyonlarda son tercihleri hatalı ve aceleci olunca bu Galatasaray'a yaradı. Baskıyı kıran Galatasaray iyi takım savunmasına bu sezon iyi yaptığı presi de ekleyince etkili gelmeye başladı. Korner pozisyonunda Riera'nın topu ikinci kullanışında doğru yere atabilmesi sonucu Elmander'in kafa vuruşunda Rüştü'den dönen topu tamamlayan Melo ile öne geçtik. Gol santimler ile ofsayt diyebiliriz. Golden sonra maç hareketlendi. Önce Holosko, ardından Fernandes ile net pozisyonlardan yararlanamadı Beşiktaş. Özellikle Fernandes solda boş bekleyen Quaresma'ya çıkarsa maça denge gelebilirdi. İkinci yarı tamamen oyunu kendi sahamızda kabullendik. Buna rağmen topla oynayan, daha doğrusu oynayamayan bir Beşiktaş vardı. Galatasaray'ın kapanmasına rağmen, Beşiktaş topu iyi kullanamayınca sıkıştı oyun. Beşiktaş'ın önemli oyuncuları da sıkışan oyunu açmak yerine taraftarın etkisinde kalıp rakip futbolcular ve hakem ile uğraşınca Galatasaray'ın işine geldi. Galatasaray çok iyi oynamadı ama  iyi kapandı ve doğru oynadı. Quaresma'nın Selçuk'a yaptığı hareketin bir izahı yok ve bu Quaresma'nın ilk vukuatı da değil. 


Necati'nin yerine oyuna giren ve son dönemde bariz bir şekilde formunu arttıran Aydın'ın attığı şık gol ile farkı ikiye çıkarttık. Maç o dakikada bitti zaten. Oradan sonra yaşanan herşey bir birikimin patlamasıydı. Maçtan sonra hakem maça inanılmaz etki etti, Galatasaray hakem sayesinde kazandı gibi bir olgu var. Ofsayt pozisyonunu yan hakemin bile görmesi zorken orta hakemin görmesi imkansız gibi bir şey. Onun dışında Quaresma'nın kırmızı kartını saymazsak maça direkt etki etti diyebileceğimiz bir hatası olmadı. Olayları direkt hakeme bağlamak doğru olmaz. Sulu derbi olarak bilinen maçta nasıl Galatasaray taraftarı belli yaşanmışlıkların, birikimin patlamasını yaptıysa Beşiktaş taraftarı da bu maçta yaptı aynısını. İkinci yarı çift forvetinden birini çıkartıp orta sahayı daha da kalabalıklaştıran bir Galatasaray'a karşı 45 dakikada kornerden dönen topta Veli'nin şutu dışında net pozisyonu olmayan Beşiktaş birazda oynadığı kötü oyuna bakmalı.


Ortada bariz bir teknik adam üstünlüğü de mevcut. Fatih Terim, Aydın, Hakan Balta, Engin gibi oyunculardan faydalanıp üstüne bir de Emre ve Semih gibi iki genç çıkartabiliyorken Tayfur Havutçu, Fernandes, Simao, Quaresma, Guti gibi üst düzey futbolculardan faydalanamadı. Carvalhal'de de vardı aynı sorun. İnönü deplasmanından 3 puan çıkartmak önemliydi. Kendi evimizde çok daha iyi oynayacağımızı düşünüyorum. 


Pazar günü bu saçma play-offu sonlandırabileceğimiz bir maç oynayacağız. Fenerbahçe'yi yenersek, yayıncı kuruluş ve TFF, Fenerbahçe'den daha çok üzülür.

17 Mart 2012 Cumartesi

Derbi Öncesi







Derbi günü geldi çattı. Saçma play-off olmasa çok başka şeyler konuşuyor, yazıyor olurduk ama yayıncı kuruluş böyle istiyor! 


Uzun bir süredir bu denli rahat gitmiyorduk Kadıköy'e. Çok iyi oynamasak da, çok mücadele eden, vazgeçmeyen, gerçek anlamda bir takım olarak 9 puan fark, sakat ve cezalı olmadan gidiyoruz. Bu yol rehavet durağına çıkıyor ama o durakta da Fatih Terim durmaz. İlk maçta, maça inanılmaz başlamış, net pozisyonları kaçırdığımız gibi tarihi farkı da kaçırmış olmamıza rağmen 3-1 kazanmıştık. O maçın özellikle ilk yarısındaki oyun, konsantrasyon, hırs, pres ve tam anlamı ile takım görüntüsü göz kamaştırıcıydı. Fenerbahçe ne olduğunu anlayamamıştı. 


Ne yazık ki taraftarımızın alınmayacağı maça da aynı oyun özellikleri ile başlamak çok önemli. Fenerbahçe özellikle son haftalarda etkili oyun ortaya koyuyor. Takım olarak olmasa da bireysel anlamda çok formda oyuncuları var. Eboue, Stoch'a karşı, Melo da Alex'e karşı iyi pres ve markaj uygularsa Fenerbahçe hücumsal anlamda ciddi darbe alır. Sezon geneline bakıldığında Emre formu ile öne çıksa da, Riera da hem milli takımlarda hem de takımsal bazda daha tecrübeli. Son karar İmparator'un olacak. Galatasaray - Fenerbahçe derbisi  dünyanın en büyük maçı olmakla beraber dünyanın en ilginç maçlarından da biridir. O ana kadar kimin formda, kimin formsuz olduğunun, kimin iyi, kimin kötü oynadığının bir önemi yoktur. Sadece 'o an' vardır. Kim oynarsa oynasın amacı tektir. 


Derbi kazanmak her zaman 3 puandan daha fazlasıdır. Takım kötüyse, camiada sorunlar varsa, problemler varsa eğer hepsini unutturacak tek şey bir derbi galibiyetidir. Psikolojik olarak çok başka bir şeydir. Kazanırsak puan farkı 12'ye çıkar ve muhtemelen play-offlara 6 puanlık bir avantaj ile gireriz. Puan avantajı yanında psikolojik açıdan da sağlam bir şekilde işi büyük ölçüde bitiririz. Herkesin derdi olan 'Kadıköy Galibiyeti' de alınmış olur. İlk maçı kazandığımız zaman bahsettiğim 'psikolojik' etken çok etkili olmuştu ve hem oyun hem de güven olarak daha iyiye gitmiştik. Kaybedersek dünyanın sonu olmaz. Puan farkı 6'ya iner ve muhtemelen 3-4 puan fark ile play-offlara gideriz. Fenerbahçe psikolojik etki ile daha da düzelir. 


Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok. İmparator'a güveniyoruz, takımımıza inanıyoruz...







Tükenmez umudum varsa sarı kırmızı formasında
Bir düşer bir kalkar, Cimbombom zaferden zafere koşar
Şimdi sen, yeniden, Aslan gibi savaş Galatasaray!

30 Ocak 2012 Pazartesi

Karşıyaka 1 - Göztepe 0

Uzun süredir beklenen İzmir derbisi 1-0 Karşıyaka'nın galibiyeti ile sonuçlandı. Maçın başındaki net fırsatlardan yararlanamayan Göztepe kaybetti. Karşıyaka nispeten daha iyiydi, farkı arttıracak pozisyonlara da girdiler ama başka gol olmadı. Göztepe sahada kaybeden, tribünde de kazanan taraftı.



















8 Aralık 2011 Perşembe

Tıpkı Eski Günlerdeki Gibi




Derbi öncesi 'Galatasaray'ın maça nasıl başlamasını istersiniz ?' diye soru sorsalar, sanırım bir çok Galatasaraylı dün akşamki gibi bir başlangıç isterdi. Kadrolar açıklandığında risk alan tarafın Galatasaray olduğu barizdi. Maça çift forvet çıkılması dışında, sol kanatta Emre Çolak'a şans verilmesi fazlası ile risk teşkil ediyordu. Çünkü, herhangi bir olumsuz sonuçta yapılacak eleştirilerin odak noktası bu olacaktı. Semih Kaya gibi Emre Çolak'da derbiye ilk 11 başlıyordu. Fenerbahçe ise kontrollü oynayıp, orta sahada top tutup kanatlardan geliştireceği ataklarla etkili olabilecek bir kadro ile sahadaydı. Kadroyu gören herkesin sol kanatta Stoch değilde, Bienvenu'nun oynamasına takıldı.

Maç öncesi yazımda da belirttiğim gibi Lig'de bu sezon futbol adına aman aman işler yapan bir takım olmadı. Bunu istikrar haline getiremedi yani. Sadece belli maçlarda, belli dönemlerde iyi işler yapanlar oldu. Derbi için tek güvencem İmparator'du ve güvenim boşa çıkmadı.

Maça inanılmaz başladık. Başlama vuruşu ile tek kaleye döndü maç. Mükemmel bir pres/baskı ile yaparak topu kazanıp olumlu kullandı Galatasaray. Soldan gelişen atakta içeri çevrilen topu boş kaleye yollayabilirdi Baros ama müdahale edemedi. Sonraki atakta gene soldan gelen ortaya iyi bir kafa vuruşu yapan Kazım'ın vuruşunu, şüphesiz Fenerbahçe adına maçın yıldızı olan ve tarihi farkı engelleyen Volkan iyi çeldi. Daha sonra sırasıyla Elmander'in, Baros'un koşu yoluna indirdiği topu ve sol kanatta maça çok iyi başlayan Emre'nin şutunu çıkardı Volkan. Üstüne bir de Elmander'in üst üste iki şutunu çıkardı. Bu pozisyonda Volkan'ı geçemeyen Elmander 2 dakika sonra Baros'a alda at tadında bir pas verdi ama Baros çerçeveyi bulamadı.
Normal bir maçta, 90 dakika boyunca yakalayacağı bütün pozisyonları ilk 30 dakikadaki süreçte buldu Galatasaray. 30 dakikada 6 net pozisyon. Pres, baskı ve tek top pozisyon yaratıyordu ama son vuruşlarda bazen kötü seçimler, bazen de Volkan'ın performansı golü engelliyordu.

Dakikalar ilerledikçe Galatasaray'ın baskısı biraz azaldı, Fenerbahçe topla oynamaya başlıyordu ki, sahneye Gençlerbirliği maçında tek golü atan Eboue çıktı. Sağ kanattan kendisinin başlattığı atakta Elmander ile pas alışverişi yapıp ceza sahasına girerek Yobo'yu adeta bakkala gönderdi ve harika bir gol attı. Beklenen gol geldi ama açıkcası o kadar net pozisyondan yararlanamayıp, nispeten daha zorlu bir golün atılması futbolun cilvesiydi sanırım. Gole kadar olanki süreçte özellikle orta sahanın ve beklerin kanatlar ile uyumu, Elmander'in müthiş hırsı ve katkısı, Melo'nun orta sahada 'adam geçer top geçmez' presi ile adeta özlenen, akıllara gelince hüzünlendiren Galatasaray'ı izledik. Değil bu sezonun, son  yılların en iyi Galatasaray'ı sahadaydı. İlk golün sevinci yeni geçmişti ki, bana göre maçın en iyilerinden olan Elmander'in, tam bir pimi çekilmiş bomba olan Bilica'ya yaptığı pres sonuç verdi. Sol çizgide topu çalıp ceza sahasına girerek farkı ikiye çıkarttı.

İlk yarı 2-0 sona ererken neredeyse bütün Galatasaraylıların skordan başka sevindiği tek şey, özlenen Galatasaray'ın geri gelmesi, sanki 2000li yıllardaki Galatasaray'ı izliyor olmanın verdiği mutluluktu. Benimse korktuğum tek şey, 2-0lık skordan sonra oyunu soğutup, baskıyı azaltacak olma ihtimalimizdi. İkinci yarıya 2 oyuncu değişikliği ile başladı Fenerbahçe. Emre ve Bienvenu çıkıp, Stoch ve Semih oyuna girdi. İkinci yarıya Fenerbahçe'nin baskılı başlayacağı malumunuzdu. Önemli olan bu baskıyı kırmak ve iyi karşılamaktı. Sağ kanatta Gökhan ile etkili olmaya çalıştılar ve Stoch'un plasesi direkten dönüp üst ağlarda kaldı. Savunmada her pozisyonda Ujfalusi'nin Semih'i uyarması, sürekli ilgilenmesi gerçekten takdire şayan.

Bizim adımıza ikinci yarının en önemli pozisyonu Elmander'in soldan pasında sağ kanatta topla buluşan Kazım'ın pozisyonuydu. Kazım'ın şutunu Volkan kornere çeldi. Kazım şut atmak yerine penaltı noktası üzerindeki Baros'a pas atsa muhtemelen fark 3e çıkacaktı. Korner pozisyonunda bir zamanlar 'bir yerleri' ile top kontrol eden şahsa, Melo 'kafası' ile gol atarak dünya futbol tarihinin en iyi ayarlarından birini verdi ve farkı 3'e çıkardı. Golden sonra Alex kapanışı yaptı ve Stoch'un pasında topu ağlara göndererek skoru belirledi. 3-1.

Son yıllarda bu denli baskılı ve iyi futbol oynayan, adeta 'ezen' bir Galatasaray izlememiştik. Bütün futbolcuların hırsı, sadece futbol oynamayı düşünmesi ve taraftarın duyarlılığı ile hiçbir taşkınlık yaşanmadan olmadan, rakibin sığınacağı bir şey olmadan net bir galibiyet alındı. Şüphesiz İmparator'un takımı hazırlayışı, risk alışı, saha içi ve saha dışı etkenleri çok iyi ayarlaması ile gerçek Galatasaray'ı izledik. Evet ezeli rakibinizi ezerek yenmeniz çok önemlidir ama daha önemli olan gerçek Galatasaray'ı, 2000li yılların başında ki Galatasaray'dan pasaj izlememiz paha biçilemezdi. Fatih Terim'in gelmesiyle adeta yeniden doğan Hakan Balta, aldığı şansı çok iyi değerlendiren ve Türkiye'nin yepyeni, taş gibi bir stoper kazanmasını sağlayan Semih, geldiği günden bu yana sadece işini yapan, Türkiye'ye nasıl profesyonel olunacağını gösteren, saha içinde gerçek bir lider olan Ujfalusi, asıl mevkisinde oynadığı zaman neler yapabileceğini gösteren Eboue, her ne kadar inişli çıkışlı bir performansı olsa da, hırsı ve iyi niyetinden şüphemiz olmayan Kazım, olası bir kötü sonuçta ön plana atılacaklar listesinde ön sıralarda olan ve bulduğu şansı harika değerlendirip iyi işler yapan, maç sonu da Arda abisine selam çakan Emre, geldiği günden bu yana lakabı olan 'Pitbull' gibi savaşan, bir futbolcudan daha fazlası olduğunu gösteren Melo, duran toplarda özlediğimiz heyecanı geri getirip, pasları ile nokta atışı yapan Selçuk, gidecek mi, yoksa kalacak mı diye konuşulan, ama yeteneğinden asla şüphemiz olmayan Baros ve son olarak bu sene Türkiye'de yapılmış en iyi transfer olduğunu kısa sürede kanıtlayıp inanılmaz işler yapan Elmander. Gollerin üçünün de yeni transferlerden gelmesi ayrıca sevindirici oldu.

Çok uzun bir aradan sonra yeniden lider oldu Galatasaray. Fazla abartılmamalı sonuçta play-off süreci söz konusu. Ama bu Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi eze eze yendiği gerçeğini değiştirmiyor ve Markus Merk'in de dediği gibi derbide Galatasaray adına kötü olan tek şey, tarihi farkın kaçırılmış olması. Bizim olduğumuz kadar, Onun da bize ihtiyacı vardı. İyiki varsın İmparator.

Yürüyedur Galatasaray...

28 Ekim 2011 Cuma

Beşiktaş - Fenerbahçe




Dün akşam oynanan Beşiktaş - Fenerbahçe derbisi şüphesiz son yıllarda izlediğimiz en güzel derbiydi. Derbide herşey vardı neredeyse. Maça deplasman taraftarı alınmayacağı açıklandıktan sonra yapılan baskılar işe yaramış olacak ki karar değişti ve Fenerbahçeli taraftarların maça gidebileceği açıklandı.


Maça girişte sıkıntı yaşayan Fenerbahçeli taraftarların isyan edip müze kapısını kırıp sahaya girmesi gecenin en ilginç anlarından birisiydi. Turnikelerin bozulduğu hatta bazı Fenerbahçelilerin maça Shakhtar ve Galatasaray maçı biletleri ile girmeye çalıştığı söylendi.Simao'nun attığı harika gol ile tekrar futbola döndük. Heralde Simao'nun attığı yerden 8 lira falan yazar taksi. Golden sonra iki takımın karşılıklı atakları ile devam eden maçta Fenerbahçe baskısını arttırdı. İkinci yarıda, ilk yarıdaki gibi güzel futbol ve iyi mücadele vardı. Alex'in golüne, Quaresma'nın ortasında sakatlıktan yeni çıkan Almeida cevap verdi ve tekrar öne geçti Beşiktaş. İki tarafa da gidip gelen maça son noktayı İBB maçında attığı gole benzer bir gol atan Baroni nokta koydu. Caner gecenin oyuncularındandı. Çok iyi performans gösterdi. Quaresma'nın bu kadar kötü oynamaya hakkı yok.  İki kalecide çok kritik kurtarışlar yaptı. Direkten dönen, çizgiden çıkarılan toplar oldu. Galatasaray - Gaziantepspor maçındaki hakem rezaletinden sonra, Fırat Aydınus'un yönetimini gerçekten beğendim. Tribünler iyiydi.  Maç sonuna doğru Beşiktaşlı taraftarların Van'daki depremzedeler için atkılarını sahaya atmaları ise güzel bir jestti.


Böyle güzel derbiler izlemeyi özlemişiz.


Bu arada oldum olası vapur ile deplasman yapmaya hasta olmuşumdur.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen