Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Mart 2013 Çarşamba
Jose Mourinho ve Son 1 Haftası
Real Madrid, geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde Bayern Münih'e elense de ligde rekor puan ve rekor gol ile şampiyon olmuş ve Jose Mourinho önderliğinde Barcelona hegemonyasına son vermişti. Real Madrid için bu sezon da güzel başlamış, takım İspanya Süper Kupası'nda Barcelona'yı yenip şampiyon olmuştu.
Ama ligde kaybedilen maçlar nedeniyle lider Barcelona ile aradaki puan farkı kısa sürede açıldı ve çift hanelere ulaştı. Bununla birlikte geçen senede zaman zaman ortaya çıkan dedikodular tekrar ayyuka çıktı. Takım içerisinde büyük sorunlar olduğu konuşulurken kaptanlar Ramos ve özellikle de Casillas'ın yedek kalması sonrası Jose Mourinho'nun taraftarlar ile de arası bozuldu, hatta İspanyol basınından As ve Marca gazeteleri 'Jose Mourinho'nun yerine Real Madrid'in yeni teknik direktörü kim olmalı' tarzında anketler dahi yaptı.
Jose Mourinho için genel itibari ile Madrid'den ayrılıp yeni İngiltere ya da PSG maceraları konuşulurken, takımda bir sorunun bitip diğerinin başladığı iddia edilirken önce 1-1'in rövanşında Barcelona'yı deplasmanda 3-1, sonra lig maçında evinde yedek ağırlıklı bir kadro ile 2-1 yenerek İspanya Kral Kupası finalinde Atletico Madrid ile eşleşti. Daha sonra da Şampiyonlar Ligi'nde 1-1'in rövanşında Manchester United deplasmanında aldığı 2-1'lik galibiyet ile takımı Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale taşıdı.
Türkiye'de son günlerde 'psikolojik üstünlük'ten söz edilirken Real Madrid, Jose Mourinho önderliğinde Barcelona'ya karşı oynadığı son 8 maçta 4 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyet aldı. Kendisini kanıtlamaya ihtiyacı olmamasına rağmen 1 haftada 3 büyük zafer ile bir anda istenilmeyen adamdan tekrar 'The Special One'a terfi ettirildi. Ligi saymazsak Real Madrid 1 hafta içerisinde hedefsiz kalabilecekken, 1 hafta sonrasında Şampiyonlar Ligi çeyrek final biletini almış, İspanya Kral Kupası'nda da finale yükselmiş durumda.
Manchester United ile oynanacak Şampiyonlar Ligi 2. tur rövanş maçı öncesi ''Yarın kaybedersem ağlamam. Kazanırsak, 100 metre koşmam. Mutluluk da üzüntü de aynı olacak. Eğer kazanırsak uçakta bir festival havası esecektir ama eğer yenilirsek uyumuş numarası yaparım sanırım.''
Etiketler:
Barcelona,
Jose Mourinho,
Real Madrid,
The Special One
8 Ocak 2013 Salı
FIFA Yılın Saçmalığı
FIFA tarafından her yıl düzenlenilen ödüller açıklandı. Messi, 2012 FIFA Ballon d'Or Ödülü'nü 4'üncü kez alan ilk isim oldu. Her ne kadar ödülü Ronaldo'nun hak ettiğini düşünsem de 2012 Yılın 11'i daha da rezalet.
FIFA Yılın 11'i: Casillas, Dani Alves, Ramos, Pique, Marcelo, Xabi Alonso, Xavi, Iniesta, Ronaldo, Messi, Falcao
Falcao hariç Real Madrid ve Barcelona karması söz konusu ama futbol sadece bu iki kulüp değil. Şampiyonlar Ligi Final'ini Chealsea - Bayern Münih oynadı, Manchester City yıllar sonra şampiyon oldu, Juventus ligi namağlup bitirerek şampiyon oldu, Dortmund'un yaptıkları ortada. Örnekler çoğaltılabilir. Lahm, Pirlo, Drogba, İbrahimovic, Götze gibi oyuncuların olmaması saçmalıktan başka bir şey değil. Jose Mourinho'nun katılmamasına şaşmamalı.
28 Kasım 2012 Çarşamba
Barcelona Soyunma Odasından
3 Ekim 2012 Çarşamba
Yemedi mi Cüneyt?
- Avrupa'da olsa adamın futbol hayatını bitirirler...
Oldu işte Avrupa'da hani? Cüneyt Çakır, Fenerbahçe maçında Engin'e kırmızı göstermiş, akabinde Engin 11 maç ceza almıştı.
Dün oynanan Benfica - Barcelona maçında sarı kartı bulunan Fabregas, Cüneyt Çakır'a fiziksel müdahalede bulunup sırtından çekiyor ama Cüney Çakır Fabregas'ı atAmıyor. Bu olay Cüneyt Çakır'ın Türkiye'de farklı, Avrupa'da farklı kararlar verdiğinin ispatıdır.
Etiketler:
Barcelona,
Benfica,
Cesc Fabregas,
Cüneyt Çakır,
Engin Baytar
30 Ağustos 2012 Perşembe
Real Madrid 2 - Barcelona 1 | Şampiyon
İspanya Süper Kupası İlk maçı sonrası yazdığım yazıda da belirtmiştim. Maç 4-1 olabilecekken Casillas'ın kurtarışı sonrası dönen topun Valdes'in de hatası ile 3-2'ye gelmesi kupanın kaderini değiştirdi. Son yıllarda Real Madrid - Barcelona maçlarında yaşanan durum bu maçta da yaşandı. Madrid deplasmanda sonuç fark etmeksizin oynadıktan sonra, kendi evindeki maça muhteşem başlıyor ve kısa sürede golü bulan taraf oluyor.
Bu maçta aynı şekilde oldu ve bana biraz geçen sezon Ali Sami Yen'de oynanan ve Fenerbahçe'yi 3-1 yendiğimiz derbideki ilk yarıyı hatırlattı. Her ne kadar o maçta golü geç bulmuş olsak da, Real Madrid gibi harika başlamıştık. Kısa sürede 2-0 öne geçen Madrid, Pepe'nin verilmeyen golü ile tarihi farka gidebilirdi. Adriano'nun kırmızı kartı ile de fazlasıyla rahatladılar.
Pepe'nin Real Madrid takımı için ne denli önemli olduğunu gördüğümüz bir maç oldu. Marcelo'ya da değinmek gerek, çok iyi bir maç çıkarttı. Özellikle ilk 35 dakikalık kesimde tarihi fark kaçtı diyebiliriz. Maç boyunca direkten dönen toplar, kaçan onca pozisyon var. Messi'nin ilk yarının sonlarına doğru gelen golü Barcelona'nın maça tutunmasını sağladı ama yeterli olmadı. Ligde 2 maçta da alınamayan galibiyet sonrası Mourinho oyuncularını iyi motive etmiş.
Tottenham ile 120'den fazla maça çıkan Modric hiç kupa kazanamazken, Real Madrid forması ile 10 dakika oynayıp kupa kazanması ise ilginç oldu.
Etiketler:
Barcelona,
El Clasico,
İspanya Süper Kupa,
Real Madrid
24 Ağustos 2012 Cuma
Bi Güzellik Yapsana!
Foto belki de İspanya Süper Kupası'nın kaderini değiştiren foto... Maç 4-1'e gelebilecekken Casillas'ın %100'lük golü çıkarması, akabinde hemen gelişen atakta Valdes'in laubaliliğini iyi değerlendiren Di Maria'nın durumu 3-2'ye getirmesi. Bir nevi Valdes bi güzellik yaptı!
İspanya Süper Kupası ilk maçında Barcelona evinde Real Madrid'i 3-2 yendi. Tatsız ve Real Madrid'in fazlası ile etkisiz olduğu bir ilk yarıdan sonra daha iyi bir ikinci yarı izledik. Ronaldo'nun attığı gol ile tabiri caizse maçın üzerindeki ölü toprağı kalktı. Pedro'nun ofsayttan attığı gol ile gelen cevap oyunun hareketlenmesine sebep oldu. Ronaldo'nun istediği topları alamaması, Mesut ve Benzema'nın çok kötü performans göstermesi, Pepe'nin yokluğu derken Madrid sadece ikinci yarının bazı bölümlerinde etkili olabildi.
Barcelona ise maçın adamı olan İniesta önderliğinde bir attığı kadar da kaçırdı. Guardiola'nın ayrılmış olmasının fazla etkileyeceğini düşünmüyorum. Tito da o ekipten birisiydi ve aynı sistem ile devam ediyor.
Ligin ilk maçında da tam anlamı ile hazır görünmeyen Madrid, Barcelona karşısında da iyi görüntü vermedi. Rövanş maçında 3-2'lik skor ile oynayacak olmak kötü değil. Ama özellikle ilk yarıdaki performans ortaya koyulursa Barca'nın Barnebau'da kupa kaldırması da sürpriz değil.
16 Ağustos 2012 Perşembe
28 Nisan 2012 Cumartesi
Guardiola Ayrıldı
Futbolu bıraktıktan sonra 2007 yılında Barcelona B takımının başına geçen, Frank Rijkaard'ın ayrılması ile 2008 yılında da A takımın başına geçen Guardiola, 4 senede 13 kupa kazanarak büyük başarılara imza attı. Kısa sürede ondan bu denli büyük başarılar ve hastalık derecesine varan paslı futbol tarzını beklemiyordu kimse ama 2009 yılında katıldığı 6 turnuvayı da kazanması hem Barcelona'yı hem de kendisini zirveye taşıdı.
Bu sezon başından beri ayrılacak dedikoduları derken önce La Liga, ardından Şampiyonlar Ligi'nin elden gitmesi bu süreci hızlandırmış olacak ki, Guardiola dün yaptığı basın toplantısı ile Barcelona'dan ayrıldığını açıkladı ve yerine yardımcısı Tito Vilanova getirildi.
Guardiola bir süre dinlenecek, 'Bu Barcelona'yı herkes oynatır', 'Futbolcular zaten kendi kendine oynuyor', 'İngiltere ve İtalya'da şampiyon olsun kolaysa' vb beyin fırtınaları ile yeni maceralar arayacaktır muhtemelen.
25 Nisan 2012 Çarşamba
Barcelona 2 - Chelsea 2 | Efsane
Barcelona için zor bir hafta olmuştu. Önce Chelsea deplasmanında 1-0 kaybedilen ilk maç ve ardından Nou Camp'ta Real Madrid'e yenilip La Liga şampiyonluğunu büyük ölçüde kaybetmeleri şokun etkisini azaltmak için Şampiyonlar Ligi'ne sarılmaları demekti. Biraz futbol takip eden herkes Chelsea'nin tamamen kapanacağını, Barcelona'nın tek kale pas manyağı yapacağını tahmin edebilirdi. Maç öncesi Guardiola iddialı konuştuğu gibi sabırlı olmaları gerektiğinden de bahsetti. Di Matteo ise finale gitmeleri için mutlaka Nou Camp'ta gol atmaları gerektiğinden bahsetti ki çok haklıydı.
Maçın başlamasıyla beraber alışık olduğumuz Barcelona oyunu da başladı. Orta sahada bol pas yapıp tüm hatları ile Chelsea sahasına yüklendiler. Messi ile kaçan pozisyonlardan sonra 35. dakikada ceza sahası içinde soldan gelen pasta Busquets boş pozisyonda topu boş kaleye göndererek durumu 1-0 yaptı. Zaten bir stoperi maç başında sakatlanan Chelsea, kaptan Terry'nin Sanchez'e topsuz alanda yaptığı hareket ile 10 kişi kaldı ve ikinci stoperini de kaybettti. Terry'nin şaşkınlığı kırmızı kart görmesi değil, hakemlerin yaptığı hareketi fark etmesiydi. Zaten maç sonu kendisi de kartın haklı olduğunu söyledi. 1-0 öne geçip, üstüne bir de Terry'nin atılması ile Barcelona daha da yüklendi ve İniesta'nın ayağından tam bir Barcelona golü ile farkı ikiye çıkarttılar. Tam devre 2-0 biter, Barcelona ikinci yarı 4-5 yapar derken maçın başından beri ilk kez doğru dürüst gelebilen Chelsea, Lampard'ın güzel pası ile defansın arkasına sarkan Ramires'in harika aşırtmasıyla ile durumu 2-1yaptı. Bu gol Chelsea'nin direnci açısından çok önemliydi, çünkü Barcelona'ya karşı atılan deplasman golünün önemi daha da büyük.
İkinci yarının başlaması ile birlikte son yıllardaki en ilginç maçlardan birini izledik. 10 kişi kapanan, adeta takım otobüsünü kale önüne çeken Chelsea, neredeyse Valdes ile rakip sahaya yüklenen bir Barcelona vardı. Tek forvet oynayan ve yardım alamayan Drogba bile 50-60 metreden şutlar çekip, bir sol beke bir sağ beke gelip top çıkartmaya çalıştı. 49. dakikada kazanılan penaltı atışında topun başına geçen Messi penaltı atışından yararlanamadı ve oynadığı 8. Chelsea maçında yine golünü atamadı. Topla oynama oranı neredeyse %80'i bulan Barcelona ne yaptıysa takım otobüsünü çekemedi kale önünden. 1 stoperi sakatlanıp çıkan, diğer stoperi ve kaptanı da kırmızı kart gören Chelsea'nin başka türlü oynama şansı da yoktu zaten. Oyun kurmayı, organize atak yapmayı bırakın, Chelseali futbolcuların tek amaçları ve yapabildikleri topu kendi ceza sahalarından uzaklaştırabildikleri kadar uzaklaştırmak oldu. Sıkışan oyunu açamayan Barcelona fazla uzaktan şutta denemedi. Ender denemelerinde Messi gene direğe takıldı. Sol bek, sağ bek, bazen stoper, çoğu zaman orta saha ve birazda forvet oynayan ama harika savaşan Drogba'nın yerine oyuna giren Torres'in attığı gol ile gene futbolun yazılı olmayan kuralı işledi; atamayana attılar.
Maç aslında birazda hafta sonu oynanan Galatasaray - Fenerbahçe maçına benzedi. O maçta da özellikle ikinci yarı tek kale bir maç vardı. Galatasaray ne yaptı ise ikinci golü bulamamış, sonradan oyuna giren Stoch'un golü ile Fenerbahçe maçı kazanmıştı.
Hakemler ile ilgili bir kaç şey söylememek olmaz. Gerçekten çok iyi maç yönettiler. Terry'nin kırmızı kartı çok netti. Barcelona'ya verilen penaltı verilmeye de bilirdi ama yan hakemine uydu ve verdi Cüneyt Çakır. İkinci yarıda durum 2-1 iken Barcelona'nın ofsayt nedeni ile verilmeyen golü de doğru karardı. Cüneyt Çakır ve yardımcıları çok iyi maç çıkarttı ama aynı performansı ne yazık ki Türkiye liglerindeki maçlarda izleyemiyoruz.
Maçta her şey vardı. Goller, kaçan pozisyonlar, kırmızı kart, penaltı, ofsayt, direkler, sol bek dahi oynayan Drogba, Barcelona'nın son adamının Chelsea ceza sahası çevresinde olması ve Torres'in gol atması! Herşeyiyle efsane, unutulmayacak bir maç oldu ve Chelsea, 2009'daki maçın intikamı almış oldu.
Maçla ilgili manşet ise The Sun gazetesinden geliyor,
Terry atıldı, Messi penaltı kaçırdı, Chelsea Sampiyonlar Ligi'nde finale kaldı. Ama daha inanılmaz olanı; Torres Gol Attı!
Bu arada 'O Adam' yine oradaydı!
30 Ocak 2012 Pazartesi
7!
Lider Real Madrid, Real Zaragoza karşısında son dönemde alışık olduğumuz gibi geriye düşmesine rağmen maçı 3-1 kazanmayı başardı. Bu maçın ardından başlayan Villarreal - Barcelona maçından gol sesi çıkmayınca aradaki puan farkı 7'ye yükseldi.
Sezon sonu bu görüntüleri tekrar izler miyiz?
26 Ocak 2012 Perşembe
Bu Korku Barcelona'ya Yeter
Her şeyden önce şunu belirtmem gerekir ki son yıllarda izlediğim en güzel maçtı. İnanılmaz bir mücadele izledik. Futbola doyduk adeta. Lig'de 5 puan önde olup, rekorlar ile ilk yarıyı kapatan Real Madrid'de, 2-1 biten ilk Kral Kupası maçı rövanşı sonrası takım içinde yaşandığı iddia edilen olaylar neredeyse El Clasico'nun önüne geçti. Real Madrid son yıllarda defansif ağırlıklı çıkıyordu. Orta sahayı kalabalık tutup, önce rakibi durdurmaya yönelik bir düşünce ile oynuyorlardı. Son maçtan sonra gelen eleştirilerden midir, yoksa 2-1'lik skorun getirdiği gol ihtiyacı mıdır bilinmez ama Jose Mourinho bu sefer ofansif ağırlıklı, orta alanda hem Mesut hem de Kaka'yı kullanarak, 'en iyi savunma hücumdur' düşüncesi ile çıktı maça. Daha maçın 10. saniyesinde Higuain net pozisyondan yararlanamadı. Ardından maç tek kaleye döndü. Madrid, Barcelona'yı hataya zorladı. İnanılmaz pres yaptı. Sağdan, soldan, ortadan sürekli saldırdı ama aynı bu seneki Galatasaray - Fenerbahçe maçındaki gibi yakaladığı pozisyonları değerlendiremedi. Özellikle Mesut'un 30 küsür metreden çektiği şut direkten dönmeyip gol olsa, El Clasico tarihinin en iyi gollerinden birisi olurdu. Maçın sonlarına doğru hakeminde katkıları ile istediğini elde eden Barcelona, Madrid solda Pedro'yu unutunca 1-0 öne geçti. Ardından Dani Alves'in attığı harika gol ile farkı 2'ye çıkarttı. İlk yarı sonlara doğru biraz olaylıda olsa bitti. Oynayan Madrid, ama golleri atan Barcelona'ydı.
İkinci yarıda rahat olan taraf Barcelona idi. İlk maçı 2-1 kazanmaları, rövanşta ilk yarıyı 2-0 önde kapatmaları tabii ki en büyük nedendi. Ama Real Madrid ilk yarıdaki gibi saldırmaya devam etti. Hakem ise evlere şenlikti. Önce Ramos'un golü saçma sapan bir faul kararı ile geçerli sayılmadı. Yılmayan Madrid saldırdı ve Mesut'un güzel pasında Ronaldo şık golle farkı 1'e indirdi. Yokları oynayan Higuain'in yerine oyuna giren Benzema, Puyol'u sürüm sürüm süründürdü ve golünü atıp maça eşitliği getirdi. Bundan sonra ilk yarıda korner vuruşunda Pepe'nin vurduğu kafa vuruşunu eliyle uzaklaştıran Busquets başrolünde Barcelona tiyatrosu başladı. Barcelona'ya, oynadığı futbola çamur atmıyorum kesinlikle ama Busquets başrolünde Barcelonalı oyuncuların hepsinin dokunur dokunmaz kendini yerlere atması ve hakemleri bu konuda iyi baskı altına alması çok net bir gerçek. Bu maçta hakem takdir haklarının hepsini Barcelona'dan yana kullandı. Ramos'a komik bir kırmızı çıktı. Ramos, kırmızı kart karını alkışlayarak protesto edip Bülent Korkmaz'a selam çaktı. Penaltılar verilmedi. Gol verilmedi. Kartlık pozisyonlara faul dahi çalınmadı. Yetmezmiş gibi o kadar faul, kart olduktan sonra 3 dakika uzatmaya rağmen önce faul verdi, sonra da kazanılan faulü kullandırtmadı Real Madrid'e. Barcelona öldü öldü dirildi ve turu geçti.
İlk yarıda yakaladığı pozisyonları değerlendiremeyen, ikinci yarıda da iyi futboluna devam eden ve 2-0'dan dönen Madrid'e üçüncü golü attırmadılar. Çok uzun bir süre sonra ilk kez Barcelona bu kadar kötü oynadı çünkü karşısında mükemmel bir Real Madrid vardı. Barcelonalı taraftarlar çok uzun süre sonra hem de kendi sahalarında bu denli iyi bir rakip gördü ve ciddi anlamda 'tırstı'. 3-2 olsa ve Madrid tur atlasa kesinlikle efsane olurdu.
Bir de Pepe konusuna gelecek olursak, bazı hareketleri gerçekten çok sert. Yani savunulacak bir tarafı yok. Ama insanlarda artık o dereceye gelmiş ki, yaptığı normal faullerde bile kırmızı kart beklentisi içine giriyor insan. Pepe'nin daha maç başlamadan kırmızı kart görmesini isteyenler var! Ama Busquets başta olmak üzere Barcelonalı futbolcuların yaptıkları çirkefliklere kimsenin bir şey dediği yok. Yani iyi futbol oynuyorsa, istediğini yapabilirsin. Maçın adamı bence Mesut idi. Bilbao maçında da harikaydı.
Sonuç olarak, Real Madrid oynadı, turu Barcelona geçti.
Maçı anlatan kare bu olsa gerek
19 Ocak 2012 Perşembe
Real Madrid 1 - Barcelona 2
Dün oynanan İspanya Kral Kupası çeyrek final ilk maçında Barcelona, Real Madrid'i 2-1 mağlup etti. Maça sürpriz bir kadro ile çıktı Jose Mourinho. Tabii ki Hamit, Nuri ve Mesut'un oynamasını isteriz ama bu üç isimden oynama ihtimali en yüksek olan Mesut yerine, Hamit'i tercih etti. Kadro içeride oynayan bir takım için biraz fazla defansifti ve Barcelona pas trafiğini bozma üzerine kuruluydu. Önceki maçlarda olduğu gibi iyi başlayan taraf Madrid'di. İlk atakta Ronaldo ile şık bir de gol buldular. Orta alanda Xavi ve Messi'yi durdurma operasyonu başarılı oldu ama takımı ayağa kaldıracak, ilerde oyun kuracak bir oyuncu olmayınca sıkıntı yaşadılar. Hamit'in kanadından tehlikeli atakları oldu Barcelona'nın. Bun da Hamit'in karşısında İniesta olması ve Hamit'e hiç yardım gelmemesi en önemli etken. Hamit topu kaptığı ya da pas geldiği zaman kafasını kaldırdığında hep Barcalılar ile yalnız kaldı. İkinci yarıda İniesta'nın belini kırıp harika bir de orta yaptı ama Benzema'nın vuruşu direkten döndü. Özellikle Benzema ve Higuain geriye gelip top almayınca ve çizgiye inmeyince Barca çok etkili kullandı aynı kanadı. Ramos ve Casillas ilk yarıda kritik müdahaleler yaptı. Aynı şekilde Barcelona'nın sağ kanadı da çok etkisizdi. Bindirmeler yapıp, bazen dribblingler ile içeri giren Dani Alves hiç etkili olamadı. Xavi ve Messi alışılagelmiş görüntüsünden çok uzaktı.
Son dönemde taraftarlar ile arasında sorun olduğu söylenen Ronaldo'nun gol atması tabii ki pozitif bir etken. Golden sonra ilk yarıda Madrid onun kanadında çok etkili oldu ama aldığı bir darbe ile sakat sakat devam etmesi daha kötü yaptı işleri. Özellikle ikinci yarıdan itibaren hiç etkili olamadı. Real Madrid zaten sakatlanmadan önce Ronaldo ile geliyordu. O sakatlanınca tamamen durdular. Orta alanda ofansif anlamda oyun kuracak, top yapıp pozisyon hazırlayacak kimse olmadığı için etkisiz kaldılar. İkinci yarıya golle başlayan Barcelona, moral faktörü ile de daha iyiydi. Real Madrid, özellikle Barcelona maçlarında golü yiyince moral açısından hemen demorolize oluyor. O evreyi atlatamıyorlar. Ama Madrid'e nazaran Barcelona daha iyi yönetiyor o durumu. Yan topta Puyol'u Benzema marke etmeye çalışırsa golü yersiniz. Real Madrid gereken değişiklikleri yaptı ama yeterli olmadı. Real Madrid'in sağ kanadındaki boşluğu çok iyi gören Messi, Abidal'e harika bir pas attı. Abidal'de Barcelona'yı öne geçirdi. Pepe sevdiğim bir oyuncu ama bu maçta gene sertliği ile ön plandaydı. Bilerek Messi'nin eline basmasının savunulacak bir yönü yok ama Barcalı oyuncuların aktörlük performansı her zamanki gibiydi.
İki maçlı eleme usüllü turlarda, deplasmanda 2-1 kazanmak çok büyük avantaj. Her ne kadar Madrid kazansın istesem de, skora ve gidişata bakarsak, turu Barcelona geçti diyebiliriz. Real Madrid'in aklı Lig'de. Bütün arzuları sene sonunda Lig şampiyonu olmak. Avrupa'da var tabii. Bu mağlubiyet Madrid'i kötü etkilerse, Ligde de takılmalar gelebilir.
Maç sonrası Hamit'in çok kötü oynamadığını, görevini yaptığını söyleyen Mourinho; ''Taraftarlardan gelen tepkileri her zaman anlarım ama asla kulak asmam, ne maçtan önce ne de maçtan sonra. Sorumluluk bana ait, özellikle de takım kaybettiği zaman. Galibiyetlerin babası çoktur, ama yenilginin bir tanedir. Uzun süredir futbolun içindeyim ve bunu öğrendim. Kupa finali zaferini hep beraber kutladık ama yenilgide tek ebeveyn benim.''
18 Ocak 2012 Çarşamba
El Clasico Öncesi
Bu akşam 23:00'da Bernabeu'da İspanya Kral Kupası Çeyrek Finali ilk maçı oynanacak. Real Madrid, La Liga'da 46 puan ile Barcelona'nın 5 puan önünde. Son Mallorca deplasmanında ilk yarıyı 1-0 geride kapatmış, ikinci yarıda risk alıp, baskılı oynamalarına rağmen, zor da olsa 2-1 kazanmışlardı. Fizik, kondüsyon açısından Real Madrid şüphesiz dünyanın en iyisi. Sürekli pres ve hızlı oyunu bu denli uzun süre kaldırabilecek bir takım daha yok. Higuain'in müthiş formu, iyi gelişme gösteren Benzema, görev aldığı sürelerde iyi iş yapan Callejon, her ne kadar son dönemde taraftarlar ile sorun yaşadığı söylense de Ronaldo ve görev alırsa Mesut, Madrid'in silahları olacak. Di Maria sakatlığı nedeni ile oynayamayacak.
El Clasico öncesi yapılan basın toplantısında Jose Mourinho, Ronaldo'nun çalışma azmine dikkat çekti. Bir gazetecinin, 'Barcelona maçını kazanmayı kariyeriniz açısından önemli bir artı olarak görüyor musunuz?' sorusuna Jose Mourinho, Bundan sonra daha kaç tane kupa kazanmam lazım? Benim için artık maç kazanmak sadece kişisel bir memnuniyettir. Çarşamba da aynısı olacak' cevabını verdi.
Barcelona ise, Real Madrid'in 5 puan gerisinde takibini sürdüyor. Son lig müsabakası olan Betis maçında, erkenden 2-0 öne geçmelerine rağmen, Betis 2-2'yi yakalamıştı. Ama baskısını arttıran Barca 4-2 kazandı maçı. Son dönemde Madrid gibi kalelerinde gol yeme sıkıntıları var. Messi, Xavi ve İniesta üçlüsü her zaman ki gibi belirleyici etken olacaktır. Fabregas'da çok formda.
Maç öncesi basın toplantısında Guardiola, kalede Pinto'ya görev vereceğini açıkladı. Son yıllarda Real Madrid'e karşı olan üstünlüklerinin hatırlatılması üzerine, Guardiola: ''Sporda kredi yok, tekrar kazanmak gerek. Şimdiye kadar yaptıklarımız çok iyi ama yeniden kazanmak gerek. Kredimiz varmış gibi düşünemeyiz. Benim de kaybedecek çok şeyim var. Herkesin kaybedecek çok şeyi var'' diye konuştu.
İki takım geçen sene Kral Kupası finalinde karşılaşmış, müthiş maçı uzatma dakikalarında Ronaldo'nun harika kafa golü ile Real Madrid kazanmıştı. İçeride oynamanın verdiği avantajı da kullanarak Madrid hızlı başlamak isteyecektir. Ama başta Ronaldo olmak üzere futbolcular takım oyunundan uzaklaşıp, işi bireyselliğe ve bencilliğe dökerse Madrid'in işi zor. Madridli futbolcular saha içinde rahat olmalı. Öne geçseler dahi, Barcalı oyunculardan daha stresli oluyorlar. Buna tabii çıkan ucuz kartları da eklememiz gerek. Tur iki maçlı eleme sistemi ile oynanacağı için, Madrid evinde gol yemek istemeyecektir. Bir Real Madrid sempatizanı olarak tabii ki maçı da, turu da Madrid alsın isterim.
6 Ocak 2012 Cuma
Ağlama Messi
Türkiye'de Ağlama Melis diye efsane bir karikatür vardır. Bu foto da geçen seneki Copa Del Rey finali sonrası Barcelona soyunma odasından.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







.jpg)














