Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2014 Cuma

Bir Yılda Değişenler




Sezon başındaki o malum "kek kalıbı"nın laneti midir bilinmez ama bu sezon Galatasaray için pek iyi hatıralar barındırmıyor. 

Çok değil sadece 1 yıl önce bu zamanlarda daha zorlu bir Şampiyonlar Ligi grubunda bulunan takım kar yağışı nedeni ile ertelenen maçta Juventus'u 1-0 yenerek 2. tura yükselmişti. O sıralar askerdeydim ve benim için güzel bir anı olmuştu. 

Bir yıl sonra ise Galatasaray adına Şampiyonlar Ligi pek de hatırlamak istemeyeceği bir dönem oldu. Tarihimizin en kötü "Devler Ligi" performansını gösterdik. Üst üste 5 maç kaybettik, ilk kez 19 gol yedik ve gruplarda en çok gol yiyen Türk takımı olduk. Üstelik ilk maçta son saniyede Chedjou'nun ekstra hareketi olmasa 0 çekecektik.

Galatasaray'da yaşananlar için genelde "film gibi" ifadesini kullanırız. Bir yıldaki gelişmeler de bu filmin devamı niteliğinde. Ama geçen seferkinin aksine bu sefer konu dram...



11 Nisan 2013 Perşembe

Galatasaray 3 - Real Madrid 2




3-0'dan sonra Ali Sami Yen'de ilk maçtaki gibi gene erken gol yiyerek başlamak (üstelik ofsayt) sinir bozucuydu. Kötü bir ilk yarı sonrası son 45 dakikada ne olabilirdi acaba?

İşte Galatasaray neler olabileceğini gösterdi ve yaşattı. İlk maçta kötü performans göstererek oyundan çıkan Sneijder'in gene ilk maçta çok net bir pozisyondan yararlanamayan Eboue'ye asisti ve Eboue'nin mükemmel golü ile silkelenip kendimize geldik. Ondan sorası ise hem oyun, hem tribün anlamında efsane diye adlandırabileceğimiz bir şeydi. Sneijder'in kaçırdığına inanamadığımız pozisyonu sonrası Sabri'nin pası ile mükemmel kontrolü ve golü ile 2-1 öne geçtik. Daha ikinci gole sevinirken Drogba'nın kalite kokan golü ile 3'ü bulup ulan n'oluyor? diye demeye başladık.

Bu noktada akıllara ilk maç geliyor ki gelmemesi mümkün değil. İlk maçta verilmeyen 2 penaltı, kaçan pozisyonlar... İlk maçın 3-1 bittiğini varsayarsak, 15 dakikada Real Madrid'e 3 gol atan Galatasaray'ın rövanşta 72'de durumu 3-1'e getirip toplamda durumu eşitlediğinde kalan dakikalarda neler yapabileceğini düşünmek bile tüyleri diken diken ediyor.

Maç 3-2 sona erse de bu heyecanı yaşamak, Real Madrid'e bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde 3 gol atan ilk takım olmak, Mourinho'ya korktuk diyetebilmek, Madrid'i kendi sahasına hapsetmek, ve çok daha fazlası. 12 sene öncede aynı şekilde Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Madrid'deki maç 3-0 bitmiş, İstanbul'daki maçta Real Madrid ilk yarıyı önde kapatmış, Galatasaray ikinci yarı maçı çevirmiş ve maç 3-2 bitmişti. 

Maç sonu tribünlerde açılan pankartta yazdığı gibi; ''Şampiyonluk şarkısı böyle yarım kalmayacak O kupa bir gün ellerinizde kalkacak'' 

Her şey için teşekkürler Galatasaray. Ulan Gaassaray...


16 Mart 2013 Cumartesi

Rakip Real Madrid




'Real Madrid'i Tanıyalım' içerikli saçma sapan gazete yazılarına benzer bir şey yazmayacağım tabii ki de. Futbolu takip edipte Real Madrid'i bilmeyen varsa mağarasında yaşamaya devam etsin.

Şampiyonlar Ligi son 8'inde 'kolay rakip' diye bir şey yok. Sadece kağıt üzerinde avantaj sağlayacağı düşünülen takımlar vardı. Karşılaşmak istenilmeyen 3 takımdan birisi Madrid'di şüphesiz. 

2 sene önce ligi 8. bitirip, 2 sene sonra Şampiyonlar Ligi'nde son 8'e kalmak harika. Buraya kadar gelmek bile büyük bir başarıyken, sezon başı konulan hedef çoktan aşılmışken sonuç ne olursa olsun üzülecek bir şey olmayacaktır.

Tur için favori elbette Madrid. Üstelik bu sezon ligi Barcelona'ya kaptırdıkları için Şampiyonlar Ligi'ne daha çok konsantre olacaklardır. İlk maçın bu sefer deplasmanda olması güzel. Milli takım arasında zemine çare bulunulmalı. Takım Schalke maçındaki gibi konsantre olacak, Aslanlar gibi de çıkıp oynayacaktır.






21 Şubat 2013 Perşembe

Galatasaray 1 - Schalke 1 | Sistem ve Zemin




Galatasaray - Schalke maçı öncesi Schalke teknik direktörü Jens Keller, 'Galatasaray'ı nasıl yeneceğimizi biliyoruz' tarzında açıklamalarda bulunmuştu. Bu sezon Galatasaray'a karşı belli bir kaç şeyi iyi yaptığınız zaman çok rahat pozisyon bulursunuz ki Schalke bunları özellikle ilk yarı çok iyi yaptı. Aynısını Galatasaray için pek söyleyemeyiz.

Galatasaray'ın 4-4-2 sisteminde Sneijder solda oynayacaksa arkasında da çok iyi bir sol beke ihtiyaç var çünkü Sneijder sol çizgide pek adam kovalayan tarzda bir oyuncu değil. Onu sola mahkum etmek asıl mevkisi olan forvet arkasına nazaran performansını çok net düşürüyor. Zaten maç boyunca sürekli çalışılmış vaziyette o kanada yüklendiler. Riera'da özellikle ilk yarı çok zorlandı o kanatta ve adeta yol oldu. Yani Galatasaray'ın sol kanadında oynayan oyuncuların ikisi de asıl mevkilerinde oynamadı. Hal böyleyken Schalke'ye 'bu kanattan gelin' denmiş gibi oldu. 

Maç başı tehlikeli Schalke atakları sonrası Burak'ın güzel golü gelmişken, Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray'ın 7, Hamit'in direkten dönen 3. şutu kırılma anı oldu. O gol olsa erken yakalanan 2-0 ile baskı arttırılıp, rakibin risk alması ile arkada daha rahat pozisyon bulunabilirdi ama olmadı.

Galatasaray golü en kötü zamanda, tam ilk yarı sona ererken yedi. Ama daha kötü olan şey ise Fatih Terim'in ikinci yarıda Sneijder'i çıkartıp Amrabat'ı oyuna almasıydı. Riera'ya yardım etmesi amacıyla, ikinci yarı Schalke'nin ilk yarıya nispeten o kanadı daha iyi kullanamaması adına belki doğru bir hamle gibi gözüküyor ama top tutan, top yapan, pas atan, çift forveti besleyebilecek en iyi adamın çıkıp yerine aldığı her topu geri oynayan, girer girmez sarı kart gören, etkisiz bir oyuncunun girmesi doğru bir hamle değildi ki zaten ikinci yarı Galatasaray'ın doğru dürüst organize atağı yok. Burak'ın golünde pres yapıp topu kazanan, Hamit'in direkten dönen şutunda gene Drogba'ya pası atan da Sneijder'den başkası değildi. Amrabat'ın girmesi ile belki Schalke atakları azaldı ama Galatasaray topu ileriye taşıyıp pozisyona giremedi.

Riera'nın devşirme bir şekilde sol bek oynadığı malum. Rakibin iyi çizgi oyuncularıyla sürekli beklerin üzerine gitmesi tabii ki çalışılmış bir şey. Buna önlem ve orta sahada daha diri olmak adına 4-4-2'den ziyade orta sahada daha kalabalık ve daha doğru oyuncu yerleşimi daha doğru bir seçim olabilirdi. Schalke kapandığı zaman 5'li orta sahasında kolay top yaptırtmadı. Maçın geneline bakıldığında daha iyi oynayan, daha net atakları olan taraf Schalke. Deplasmanda istediği sonucu da aldılar. Farfan, Bastos gibi çizgi oyuncuları ile tek toplar, üçgenler ve kısa paslar yapa yapa son çizgiye çok rahat indiler. Oyun kontrolü genel itibari ile Schalke'nin elindeydi. 

İki takımında savunması iyi değil. Baskıyı, presi görünce hata yapmaya çok yatkın Schalke takımı. Aynı Galatasaray gibi. Zaten iki golde bariz hatalardan sonra geldi. Dany'i halen çözebilmiş değilim. Bazen muhteşem hamleler yapıyor, bazende inanılmaz basit hataları pahalıya patlıyor. Bir de artık lütfen defanstan oyun kurma işini Dany yapmasın. 1 tane olumlu pası yok neredeyse. 

Sabri'nin iyi niyeti ve hırsından kimsenin şüphesi yok ama büyük maçlarda daha fazlasına ihtiyaç var. Selçuk çok koştu, mücadele etti, asist yaptı. Melo bazı pozisyonlarda çok iyi toplar çaldı ama golde bariz hatası var.  3 rakip arasında topu kaybetmeme mücadelesi verirken yardıma gelen kimse olmaması Hamit'e verilen tepki kadar acımasız. Her zor anda top Hamit'e atılıyor. Takımda risk alabilen bir kaç oyuncudan bir tanesi ama bütün tepki Hamit'e veriliyor.

Maçta bazı oyuncuların ayağı ile atamadığı pası Drogba kafası ile çok rahat attı. Galatasaray için büyük bir nimet. Tecrübesi ve oyun zekası hemen kendisini belli ediyor. Sadece hazırladığı ve indirdiği toplar ile bile maç kazanabilirsiniz. Burak, Drogba'ya çabuk adapte olursa çok rahat gol atar. Schalke'ye de golünü atarak Şampiyonlar Ligi'nde bir sezonda en çok gol atan Türk oyuncu olarak tarihe geçti ama ikinci yarı Drogba'nın kaptığı topta ofsayta düşmesi yakışmadı.

Maç öncesi 'Schalke bitmiş, çok kötüler' haberleri ile ligde kötü olsa da Şampiyonlar Ligi'nde grubu lider bitirmiş, namağlup gelen takımı 3. lig takımına çevirdiler ama sahada görüldüğü üzere Alman takımlarının konsantrasyonu, disiplini ve fiziki gücü üst düzeyde.

Zemin ile ilgili de bir kaç şey söylemek gerek. Bugün Muslera'dan tutun, Hamit'e, Sneijder'e, Drogba'ya kadar bütün takım aşırı zorlandı. Sakatlık çıkmaması sevindirici. Zeminin yeni yapılmış halinin bu olması düşündürücü. Bu sezon böyle gidecek anlaşılan. Galatasaray'ın zemin gibi sisteme de çare bulması gerekiyor. 

İlk maç itibari ile skor, futbol ve zemin istenilen düzeyde değildi. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde ilk 3 maçta özellikle kendi evinde istediği sonuçları alamayıp son 3 maçta deplasman galibiyetleri ile üst tura çıktığı unutulmamalı. Rövanşta aynısını olmasını umut ediyorum. Sonuçta Galatasaray'ın adının olduğu her yerde umut vardır.



31 Aralık 2012 Pazartesi

2012 Yılı ve Galatasaray

Yılın bu son gününde Galatasaray adına 2012 yılını değerlendirmek gerekirse güzel şeylerden bahsedebiliriz. Kötü geçen dönemlerden sonra yeniden yapılanma ile birlikte Kadıköy'de gelen lig şampiyonuluğu sonrası yeni sezon başında tekrar Fenerbahçe galibiyeti ile gelen Süper Kupa şampiyonluğu ve uzun yıllardır beklediğimiz Şampiyonlar Ligi hasretinin dinmesi, üstelik 2. tura çıkarak.

Kötü geçen dönemlerden sonra bu kadar kısa sürede toparlanıp ayağa kalkmak takdir edilesi. Hem yönetim, hem teknik heyet hem takım hem de taraftarın kenetlenmesi beraberinde başarıyı da getirdi. Fatih Terim'in dediği gibi Galatasaray'ın daha yapacak çok işi var. En kötü yılımız böyle olsun. Nice şampiyonluklara Galatasaray...

Yılın fotoğrafı 




6 Aralık 2012 Perşembe

Braga Maçından Fotolar


2000 ruhunu hissetmeyen var mı acaba? Takım halinde oynamanın yanı sıra takım halinde sevinmenin de önemi büyük








Braga 1 - Galatasaray 2 | Galatasaray Yılmaz!







Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk Manchester maçı sonrası oluşan hava, son Cluj ve United galibiyetleri sonrası oluşan hava ile benzerlik gösterdi. İlk maçta her ne kadar mağlup olunsa da, United ile çoğu zaman başa baş mücadele edilmiş, 3 top direkten dönmüş, 1 tane de penaltısı verilmemişti Galatasaray'ın. O maç sonrası gelinen gaz, içerideki Braga ve Cluj maçlarındaki puan kayıpları ile alındı bir nevi. Ama takım kendine gelip tekrar balansı tutturdu ve hak ettiği puanları topladı.

Braga maçı öncesi de 'United nasıl olsa Cluj'u yener' düşüncesi futbol severler gibi oyuncularda da hakim olunca Braga maça çok etkili başladı. Kulaklar İngiltere'de, gözler sakat sakat oynayan Muslera'dayken maçı izleyen yabancı biri veda edenin Galatasaray, puana ihtiyacı olanın Braga olduğunu zannederdi. Roller değişmişti. Braga baskısı golü de getirdi. İlk yarı sona erdiğinde İngiltere'den ses yoktu ve Braga 1-0 öndeydi. İkinci yarıya Cluj golle başlayınca moraller iyice çöktü. Cluj'un attığı golde 'Arif'in Manchester'a attığı gol' kıvamında. Tam 'Şampiyonlar Ligi'ne veda ediyoruz galiba' dediğimiz anda Fatih Terim 'bekleyin' dedi, 'daha söyleyeceklerimiz var.'

İkinci yarı oyuncu değişiklikleri gibi sahaya dizilişini de sürekli değiştiren bir Galatasaray vardı. Aydın ve Amrabat ile kanatlardan etkili olmaya çalışırken, top bir o kalede bir bu kalede, yürekler ağızda, kulaklar İngiltere'deyken, Cluj'un attığı gole Burak ile hemen karşılık verilmesi oyuna tekrar ortak etti Galatasaray'ı. Manchester'dan halen karşılık bekleniledursun, Aydın, Konya'yı hatırlatan golü ile Galatasaray'ı Şampiyonlar Ligi'nde üst tura taşıdı. Futbolda 'atamayana atarlar' kuralı vardır. Yazılı bir kural değildir ama yazılı kuralların hepsinden daha değerlidir. Hayatta da  'bir işin düzgün olmasını istiyorsan kendin yapacaksın' kuralı vardır. Galatasaray kendi işini kendi yaptı.

Maç öncesi kağıt üzerinde Cluj'un United'ı deplasmanda yeneceğini düşünmek gerçekçi değildi ama boşuna 'düşler sahnesi' demiyorlar. 6 yıl aradan sonra yepyeni bir kadro ile Şampiyonlar Ligi'nde ilk 3 maçta sadece 1 gol atıp 1 puan topladıktan sonra kalan 3 maçı da kazanarak ikinci tura yükselmek, aynı Braga'ya golleri atan Burak ve Aydın'ın soy adları gibi 'yılmaz' bir performans, önemli bir başarı. Galatasaray'ın grupta oynadığı 6 maçta 6 topunun direkten döndüğünü de hatırlatmak gerek.

Galatasaray gibi Braga'nın da kaçırdığı çok pozisyon var. Galatasaray maçı kaybedebilirdi de. İlk yarı çok kötüydü. Özellikle ikinci yarı Fatih Terim fazlası ile risk aldı. Saha içinde görevler ve formasyon sürekli değişti. Ama değişmeyen tek şey Fatih Terim'in mentalitesi. Onu eleştirmek için pusuda bekleyenlerin biraz daha saklandıkları yerde kalmasını sağladı. Bir Türk takımını Şampiyonlar Ligi'nde ikinci tura taşıyan ilk Türk teknik direktör olarak tarihe geçti. Teknolojik gelişmelerin hızına yetişmeye çalıştığı Burak da, Şampiyonlar Ligi'nde 6 gol atan ilk Türk futbolcu oldu.

Galatasaray'ın ikinci turdaki rakipleri; Barcelona, Juventus, Bayern Münih, PSG, Schalke 04, Malaga ve Borussia Dortmund. Tur yanıltmamalı. Rakipler gibi Galatasaray'ın sorunları da çok ciddi. Kesinlikle takviye gerekiyor. Rakiplerin hepsi birbirinden güçlü. Buradan sonra yaşanılabilecek hiçbir şeye şaşırmamalı. Son 16 takım arasında 'şu gelsin, bu gelmesin' demeye gerek yok. Önemli olan rakip değil, Galatasaray'ın ne yapacağı.

Bazı anektodlar;
- Galatasaray, Şampiyonlar Ligi gruplarında kendi en yüksek puan rekorunu egale etti. (2000-01 ve 2001-02 sezonlarında Lucescu yönetiminde 10 puan almıştı)
- Burak Yılmaz, Şampiyonlar Ligi'nde üst üste 4 maçta gol atan ve bir sezonda en çok gol atan Türk oyuncu oldu. ( 6 gol )
- Galatasaray, Şampiyonlar Ligi gruplarında ilk 2 maçını kaybedip üst tura yükselen 9.takım oldu.
- Galatasaray, üst üste 3 Şampiyonlar Ligi maçı kazanan ilk Türk takımı oldu.



28 Kasım 2012 Çarşamba

Barcelona Soyunma Odasından


İspanyol gazetesi Marca'nın yayınladığı fotoğraflar 2011/2012 sezonu Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde Chelsea ile 2-2 berabere kalarak elenilen maç sonrası Barcelona soyunma odasından. 






İniesta

Messi

Puyol





23 Kasım 2012 Cuma

Matteo'nun Gidişi Benitez'in Gelişi



Futbolun endüstriyelleşmesine en güzel örnekleri son yıllarda İngiltere'de görüyoruz. Chelsea'nin sahibi Abramovich'in kovduğu hocalara ödediği tazminat yaklaşık 40 milyon Sterlin. Aldığı oyunculara ödediği bonservisi düşünün bir de. Geçici olarak göreve gelmesine rağmen FA Cup ile Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kazanan Roberto Di Matteo'nun ayrılmasını duygusala bağlıyor insan ister istemez. İki kupa kazansa da, iki mağlubiyette gönderilmek hayata çok benzeyen futbolun acı yüzü. 

Matteo'nun yerine Rafa Benitez getirildi. Liverpool ile yaşanan Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu başarısı ligde yaşanmayınca Benitez, İnter'in yolunu tutmuştu. Kötü sonuçlar İnter macerasının da kısa sürmesine neden oldu. Şimdi Chelsea'nin teknik direktörü. Alacağı kupa sayısının mı, yoksa kaybedeceği maç sayısının mı sayılması gerektiği konusunda şüpheliyim. Keza Chelsea'de ikinci şık dikkate alınıyor.


19 Kasım 2012 Pazartesi

United Maçı ve Yedek Kadro Saçmalığı




Manchester United, yarınki Galatasaray maç kadrosunu açıkladı. Rooney, De Gea, Scholes, Valencia, Evra, Van Persie, Ferdinand ve Giggs kadroda yok. Evans, Vidic, Kagawa ve Nani'nin de sakatlıkları var. Bazıları şimdiden galibiyet kutlamasına başlamış nasıl olduysa. Şampiyonlar Ligi'nden 6 yıl uzak kalınca ciddiyetten de uzak kalınma durumu var gibi. Rakibi küçümsemek, hem de Manchester United'i küçümsemek akıl kârı değil. 

Hernandez, Welbeck, Carrick, Evans, Cleverley, Rafael, Young, Fletcher, Anderson... Nasıl bir yedek kadroysa Braga ve Cluj'dan kat kat daha iyi. Alex Ferguson rotasyonu en iyi uygulayan hocalardan birisi. Sadece garantilenen durumlarda değil sürekli rotasyon yapan bir teknik direktör. Oyuncularını hazır tutmayı biliyor. Ayrıca maçın Şampiyonlar Ligi maçı olduğu unutulmamalı. Milli takım bazındaki turnuvaları saymazsak bütün dünyanın izlediği bir vitrin. Bütün futbolcular bu vitrinde kendini göstermek isteyecektir. 

Yedeğiyle, genciyle, asıyla Manchester United çok hızlı atağa kalkan, kısa sürede rakip kalede tehlike yaratabilen bir takım. Futbol anlayışlarında bu var. Manchester United'da Galatasaray gibi son oynadığı lig maçını kaybetti. Ama Galatasaray, Fatih Terim geldiğinden beriki en kötü maçlarından birini oynadı. Bu maç farklı olacaktır. Olmalı da. Galatasaray'ın mevcut sorunları geçen sezonda vardı. Bireysel anlamda yaratıcı oyuncu eksikliğini takım savunması ve takım oyunu ile kapatıyordu. Ama bu sezon takım oyunu ve takım savunmasında da sorunlar olduğu için aynı Manchester United gibi fazla gol yiyor. 

Topla fazla oynamak, çok pas yapmak eğer doğru anlamda yapılmıyorsa boş istatistikten öteye gitmez. Galatasaray'da biraz bu mevcut. Dany, Eboue, Semih, Riera, Melo, Dany'li pas döngüsü ile isterseniz %90 topla oynayın. Neticelendiremedikten sonra (ki en büyük sorunlardan birisi bu) bir şey ifade etmiyor. Oyuncular gibi takımda da istikrarsızlık söz konusu.

Son Karabükspor maçı performansı ile bu maçı yorumlamak doğru olmaz ama bu Karabükspor maçındaki kötü oyunu da unutturmamalı. Bu sezon bir çok kez olduğu gibi Braga deplasmanında son 10 dakikada maçı çevirdiler. Manchester United çok daha büyük ceza kesebilir. Galatasaray bu sezon Avrupa'da daha derli toplu oynuyor. 1-0 biten ilk maçta verilmeyen penaltı ve direkten dönen 3 top vardı. O maçtaki konsantrasyon, hırs ve maçtan kopmama devam etmeli. Galatasaray, ruhunu sahaya yansıttığı zaman rakip kimle gelmiş, kimi getirmemiş bir önemi yok. Önemli olan Galatasaray'ın ortaya koyacağı oyun.


1993 yılında Manchester United Cehennem'i yaşamıştı. Yarında yaşamalı. Hem saha içinde hem de saha dışında. 

8 Kasım 2012 Perşembe

Cluj 1 - Galatasaray 3 | Kralın Dönüşü



Dün sahada isimler değil, full konsantre olmuş, kazanmaktan başka bir olasılığı düşünmeyen, hazırlığını çok iyi yapan, bizim çok iyi hatırladığımız, dahası çok özdeliğimiz o ruh sahadaydı. Hava ve zemin, hakem ve şans, kısaca her şey normal şartlarda olunca Galatasaray takımı bu sefer kazanmasını bildi. 

Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde ilk kez öne geçen Galatasaray, Manchester United'ın da Braga'yı deplasmanda yenmesi ile Fatih Terim'in söylediği gibi son sözünü söyleme hakkı elde etti. Burak'ın muhteşem performansı, İstanbul BB maçı ile net görülen, Hamit'in yükselen formu, Riera'nın sol bekte çok iyi işler yapması Galatasaray adına öne çıkanlar. 

Grupta Manchester United liderliğini ve gruptan çıkmayı garantiledi. 20 Kasım'da Manchester United Cehenneme geliyor.


7 Kasım 2012 Çarşamba

Cluj Deplasmanı




Oynanan 3 Şampiyonlar Ligi maçındaki hırs, istek, ve istatistiklere bakıldığında, Galatasaray kesinlikle bulunduğu yeri hak etmiyor. Ama hayat gibi futbolun da adaleti yok.

Hedefi belirlemek önemli. 3 maçta alınabilecek 9 puan var. Şampiyonlar Ligi'nde devam etme adına kesinlikle kazanmak zorunda Galatasaray. Hatta sadece Şampiyonlar Ligi değil, Avrupa Ligi içinde çok önemli bir maç.  Her şeyden önce Galatasaray bu maçı kazanıp Cluj'u son sıraya atmalı. Manchester United'ın, Braga deplasmanında kazanması da Galatasaray adına önem arz ediyor. Bu iki ihtimal gerçekleşirse, Braga son sıraya gerileyecek, Galatasaray'da Cluj ile puanını eşitleyecek. Yani o andan itibaren her şey olabilir.

3 maçtır yanında olmayan şans, umarım artık Galatasaray'ın yanında olur. Her şey şans demek değil ama onsuz da olmadığı açık. Cluj ve Braga, Ali Sami Yen'deki maçlarda alan vermeden kapanıp, kontra ile çıkmışlardı. (Cluj hiç çıkmamıştı orası ayrı) Ama kendi evlerinde daha farklı oynayacaklardır. Mutlaka açılacak, arkada boş alan bırakacaklardır. Umut, Burak, Amrabat gibi seri oyunculara çok iş düşüyor. Son dönemde sol bekte çok iyi işler çıkaran Riera'yı ciddi anlamda zorlayacak bir maç olacak. Önünde oynayacak olan Amrabat mutalaka yardıma gelmeli. İBB maçının özellikle son 20 dakikasında harika işler yapan Hamit'in de kaldığı yerden devam etmesi gerekiyor.

Ujfalusi'den sonra savunmanın topu oyuna sokmasında problem var. Dany bu işi yapamıyor. Yapamadığı gibi her defasında korku filmi yaşatıyor izleyenlere. Yekta'nın gereksiz pas hatası yapmaması gerek. Selçuk'a yardım ettiği taktirde Selçuk gerekenleri yapacaktır. Umut-Burak ikilisi, İBB maçının ilk yarısında ikili olarak iyiydi. Galatasaray, yarım pozisyon dahi bulsa, yakaladığını atmak zorunda. Son oynanan Cluj maçı ortada.

Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok. Dağ başını duman almış, gümüş dere durmaz akar, güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar...

24 Ekim 2012 Çarşamba

Galatasaray 1 - Cluj 1 | Bir Şeyler Eksik





Tecrübe önemlidir derler ya hep, bunun önemini anlatan maçlardan oldu. Galatasaray, Cluj'a karşı bir çok şeyi buldu. Sahada rakibine karşı sayıca üstünlük buldu, penaltı buldu, iyi kötü pozisyon buldu, baskı buldu, golü de buldu ama sezon başından beri aradığı o tecrübeyi ve takıma liderlik edecek oyuncuyu bulamadı. Bazı şeylerin kötü gitmesinin nedeni de bu. Ujfalusi'nin yokluğunda Eboue liderliği kaldıramayınca savunma sürekli alarm halinde.

Cluj maçın başlaması ile ilk 3 dakikada Eboue'nin kanadından 2 pozisyon yakaladı ama değerlendiremedi. 10 dakika geçmeden aynı kanattan golü attı. O dakikadan sonra oyunun seyri belli oldu; Cluj tamamen kapanacak, bu sezon kapanan, alan daraltan takımların kilidini açamayan, yaratıcı oyuncu eksikliği olan Galatasaray ise gene bu kilidi açmayı deneyecekti. Rakibin 10 kişi kalması çok da önemli olmadı. Eksik kalan Cluj kapanarak alan vermedi. Doğru dürüst çıkmadı, kontra denemedi bile. Sağanak yağışın ve rezil zeminin üzerine penaltının da kaçması sinirleri bozdu ama oyuncuların işi zorlaştırması daha da sinir bozucu. İlk yarı Cluj'un sadece 40 küsür pası ve maçta Galatasaray kalesine isabetli sadece 1 şutu var.

Tecrübeli olmayabilirsiniz ama yağmurlu havada göle dönen zeminde topu sürmemeniz, özellikle savunmada kısa ve geri pas yapmamanız, havadan oynamanız, topun sekeceğini tahmin ederek uzaktan şutlar ile sürekli kaleciyi rahatsız etmeniz gerektiğini bilmek için biraz zeka yeter. Sabırsızlığı da unutmamak gerek. Bazı oyuncuların ısrarla 2-3 rakip arasına dalıp, top sürmeye çalışması, ısrarla yerden pas atmaya çalışması inanılır gibi değil.

Dany goldeki hatası dışında bugün sürekli hatalı oynadı. Zemin ağır, top gitmiyor ama Dany sürekli defans hattına yerden kısa pas yapma derdinde. Doldur boşalt oynayabilmeniz için isabetli orta açmanız ve doldur-boşalt oynayabilen hücum hattınız olmalı. Galatasaray'ın isabetli tek ortasında da zaten Burak golü attı. Emre soldan kesiyor diğer kanatta Amrabat zor yakalıyor, Amrabat kesiyor Emre yakalayamıyor. Bu ortamda dönen topları da toplayamayınca bütün ortalar duvardan seker gibi Cluj defansından döndü. Elmander'in sakatlanıp çıkması ile top saklayan, top indirebilen, partnerine pozisyon yaratabilen bir oyuncusunu da kaybeden Galatasaray, isabetli orta açamadığı ve şut çekmediği için de oyunu kilitledi. Elmander çıkınca Galatasaray'ın rakip sahadaki top tutma oranı gözle görülür derecede düşüyor. Hamit çıkmadan önce şut denedi ama ondan sonra rakip kaleye şut diye pas atıldı.

Bu zeminde taktik konuşmanın pek faydası yok. TT Arena'nın drenajını yapanları, daha doğrusu yapmaya çalışanları konuşsam daha mantıklı olur.




Penaltıyı formsuz Melo değil de bir başkası kullanmalıydı. Aldığı eleştirileri bir nebze azaltmak istedi. Melo'ya penaltıyı kaçırdığı için değil, 3 ay tatil yapıp, gelip rezilleri oynadığı için kızmak gerek. Kötü futboluna bir de laubalili ekledi. 90. dakikada galibiyet golü aranıyor, ceza sahasında dönen topa sol çaprazda röva şota deniyor! Rakip ve hakemle uğraşıyor. (Gördüğü sarı kart ile Cluj deplasmanında cezalı duruma düştü) Bunun başlıca nedeni de Fatih Terim. Fatih Terim, Hamit-Melo kumarını şu ana kadar hep kaybetti. 'Nasıl olsa forma hep benim' düşüncesi ile oynayan Melo, şu ana kadar düzelme belirtisi göstermedi. Melo'nun alternatifinin olmaması da kritik bir hata. Ceyhun ya da Yekta değerlendirilmeli çünkü Melo zarar vermeye başladı. Ayrıca bu maçta 10 dakika da olsa Engin'e şans verilmeliydi. Engin, Melo'nun, Amrabat'ın, Emre'nin, Selçuk'un yapamadığını yapabilirdi çünkü ciddi anlamda yaratıcı tek oyuncu konumunda.

Sabri'nin girmesi oyuna hareketlilik getirdi. En azından bu sezon çok daha önce onu sahada görmeliydik. Riera bu sezon ki en iyi oyununu oynadı. Hiç top tutmadı, gereksiz hareket yapmadı ve sürekli ileriye oynadı. Belki karşısında onu zorlayacak bir oyuncu yoktu ama tecrübenin önemini gösterdi. Manchester United'ın maçı 2-0'dan 3-2 çevirmesi Galatasaray'ın işine geldi ama Galatasaray kendi evinde kazanamadığı için deplasmanda sürekli saldıran taraf olmak zorunda. Cluj ve Braga daha fazla kapanacaktır.

Galatasaray'ın bir dezavantajı da 3 Şampiyonlar Ligi maçında da hep ilk golü yiyen, geriden gelmeye çalışan taraf olması. Manchester United'a karşı sezonun en iyi oyununu oynayıp direkleri geçemeyen, kendi evinde de kazanamayan Galatasaray, deplasmanda istediğini alabilir mi? Hep birlikte göreceğiz.


3 Ekim 2012 Çarşamba

Galatasaray 0 - Braga 2





Orduspor maçının kaybedilmesini 'hayırlı mağlubiyet' olarak lanse etmemizin sebebi, takımın ayaklarının yere basması, kritik Braga maçı öncesi daha fazla konsantrasyon sağlanabilmesiydi. 'Ayakların yere basması' ve 'konsantrasyon' için mağlubiyet şart değil ama ne yazık ki Türk takımları bu tarz durumlarda daha iyi reaksiyon gösteriyor. Ama Galatasaray o reaksiyonu Braga karşısında gösteremedi.

Manchester United maçı sonrası, özellikle Türk medyasında yazılanlardan sonra biraz fazla 'gaz'a gelindi. 6 yılın hasreti de söz konusuydu. Şampiyonlar Ligi'nde en önemli hususlardan birisi de, takım olarak topu en hızlı ve doğru şekilde rakip ceza sahasına götürebilmek. Galatasaray bunu bariz şekilde gerçekleştiremedi. Selçuk-Melo ikilisinin formsuzluğu, Selçuk'un geçen seneye göre geriye daha çok yaslanıp ileriye çıkmaması, Hamit'in yokluğu derken varlık gösteremeyen göbeği kanatlarda rahatlatamadı. Melo halen hazır değil. Geçen seneki 'ısıran' Melo'dan eser yok. Bu Selçuk'u da etkiliyor. Emre ve Amrabat'tan takımı ileriye taşıması, atağa kaldırması, birebirde etkili olması bekleniliyor ama bu sayılanların hiçbirini yapamadılar. İyi kapanan ve alan bırakmayan Braga'ya karşı sürekli yan pas-geri pas gevelemeleri sonuç vermeyince doldur-boşalt denendi ama o da çare olmadı. Ara pası, duvar pası, tek top, bindirme... Galatasaray bunları gerçek anlamda yapamayınca maçın genelinde %60'ın üzerinde topa sahip olmasının da bir önemi kalmadı.

Forvetleri iyi besleyememek ciddi bir problem. Takım halinde iyi kapanan bir ekibe karşı oynayan forvetlerinize doldur-boşalttan fazlasını vermek zorundasınız. Ama bu gene de Burak'ın gereksiz topun üzerinden atlamalarını ve son pas-son vuruş tercihlerinde hatalar yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Sol bek 'hastalığı' Galatasaray için yeni değil. İlacı iki sezondur alınmadı ve hastalık ilerliyor. Riera ile 'geçici' çare bulunmaya çalışmak hata. Riera'ya da fazla kızamıyorsunuz. Sonuçta devşirme oynuyor. Savunmada etkili değil, markajları yapamıyor, adam kaçırıyor ama hiç değilse bindirmelerde Hakan'dan daha iyi olması temennisi ile oynatılıyor. Nispeten ileride etkili ama yeterli değil. Semih'de Galatasaray gibi halen Ujfalusi'yi arıyor. Ujfalusi saha içinde Semih'e çok yardım ediyordu ve Semih'in o 'yardımlara' halen fazlası ile ihtiyacı var. Eboue, önünde oynayan oyuncu ile anlaşamayınca bariz şekilde aksıyor.

Elmander'in öneminin tekrar açığa çıktığı maçlardan birisi oldu. Elmander topla hareketlenebilen, peşine rakip savunma oyuncusu takabilen, partnerine alan açabilen tarzda bir forvet. Burak-Umut ikilisinin bu tarz özellikleri pek yok. Aynı tarzda iki oyuncu bütün Braga savunması karşısında çok sönük kaldı. Bu yüzden Elmander forvete yazılacak ilk isim.

Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'nde üçüncü maçta evinde Cluj ile oynayacak. Braga'dan çok daha tehlikeli bir takım. İyi kontraya çıkıyorlar. O maçtan da 3 puan alınmazsa, Avrupa Ligi'de büyük oranda tehlikeye girer.

Bu muhteşem koreografide emeği geçenlere de teşekkürler.


20 Eylül 2012 Perşembe

Manchester United 1 - Galatasaray 0 | Aslanlar Gibi!






Fatih Terim ne demişti? Kaybettiğinde bile alkışlanacak bir Galatasaray izlettireceğiz. Çatır çatır oynayacağız. Ne dediyse aynen uyguladı. Takım aslanlar gibi oynadı. Manchester United deplasmanında bu denli yüksek tempoda, bu denli hızlı şekilde rakip kaleye giden bir takıma karşı oynamak kolay değil. Kaybedeceksek bile böyle kaybedelim diyebileceğimiz maçlardan biri oldu.

Dany-Cris, Burak-Elmander sürprizi ile başladık. Cris'in yerine Dany'i tercih etmek, tecrübe yerine fiziği tercih etmek demekti. Bu düşünce olumlu sonuç verdi. Semih - Dany ikilisi iyi bir maç çıkarttı. Özellikle Semih çok kritik hamleler yaptı. Dany çok soğukkanlıydı, hiç sırıtmadı. En büyük endişem Hakan Balta'nın kanadıydı. Önünde oynayan Amrabat da yardıma gelmeyince o kanadı yol yaptılar. Golü de o kanattan yedik zaten. Hakemin, maçın başında Umut'a yapılan net penaltıyı es geçmesinin izahı yok. O dakikada golü bulsak her şey çok farklı olabilirdi. Carrick'in golünün hemen ardından Amrabat'ın harika vuruşunun direkten dönmesi sinirleri iyice gerdi. Verilmeyen penaltı üzerine direkten dönen top sonrası tedirginliği erken attık üzerimizden. Ama bir türlü gereken golü atamadık. 

Manchester United, en kısa sürede, özellikle kanatları kullanarak topu rakip kaleye götürme işini maç boyunca çok iyi yaptı. Muazzam alan daraltıyorlar. Selçuk-Melo ikilisi gününde değildi. Bir de baskıyı yiyince hiç etkili olamadılar. Özellikle Melo çok kötü oynadı. Selçuk'tan o öldürücü paslarını bekledik ama maç boyunca sadece 1 kere yapabildi. Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçında tecrübesizliğini çok belli etti. Amrabat maça harika başladı. Direkten dönen toptaki vuruşu kaliteydi. Ama geri yardıma gelmemesi üzerine Hamit ile kanat değiştirince etkili olamadı. Hamit geldiğinden beri en iyi maçlarından birini oynadı. Sorumluluk aldı, oyunu iki yönlü oynamaya çalıştı. Eboue ile uyumu fena değildi. Duran top organizasyonunda da iyi vurdu ama direk gole izin vermedi.




Maçın başında talihsiz sakatlık geçiren Umut'un çıkması bizi çok etkiledi. Elmander'de hücum presi iyi yapan bir isim ama etkili olamadı. Topla fazla da buluşamadı. İkinci yarıya da iyi başladık ama orta sahada etkili olamayışımız ofansif anlamda yetersiz olmamızı sağladı. Bir de dakikalar ilerledikçe fizik-kondisyon farkı bariz şekilde ortaya çıktı. Ligdeki durumun yetmeyeceği zaten belliydi ve onun üzerine çıkıldı. Umut'a ve Aydın'a verilmeyen penaltılar göz önüne alındığında, Manchester United'a çok ucuz bir penaltı verdi Stark ama yukarıda Allah, kalede de Muslera vardı ve penaltıyı Muslera kurtardı. İlk yarının sonlarında olduğu gibi ikinci yarının sonlarında da yüklendik. Selçuk'un arka direğe harika bıraktığı kafa vuruşu gene direkten döndü. Forvet hattını iyi besleyememiz bugün kontra oyununa mecbur olmamızı sağladı. En iyi kontradan da önce Burak sonra da Emre ile yararlanamadık.

Maç 1-0 sona erdiğinde 115 km koşan, rakibinden çok pas yapıp pozisyona giren, 3 topu direkten dönen ve verilmeyen 2 net penaltısı olan bir Galatasaray vardı. United ile bu denli başa baş oynamak, çoğu zaman terletmek, muhteşem taraftarın desteği ile adeta kendi evinde deplasman havası yaşatmak çok güzeldi. Türk takımlarının Avrupa deplasmanlarını göz önüne alırsak bugünkü performans son yılların en iyisiydi. Bu takım çok daha iyi olacaktır. Bu konsantrasyon ve orta alandaki daha iyi futbol özellikle iç sahadaki maçlarda rakipleri çok zorlar. Fizik-kondisyon olarak daha da iyi duruma gelmeliyiz. Takımdaki çoğu oyuncunun ilk kez Şampiyonlar Ligi maçı oynadığı unutulmamalı.

United karşısında puan(lar) alabilirdik ama olmadı. Şampiyonlar Ligi'nde üst tura kalmak içeride oynadığınız maçları kazanmaktan geçiyor. İkinci maç içeride Braga ile. Takım vazgeçmeyecektir. Fatih Terim'in de dediği gibi, kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin.


19 Eylül 2012 Çarşamba

Manchester Deplasmanından...


Manchester United - Galatasaray | Tek İhtimali Olan İnsanların Hikayesi






Statta en son 2006-2007 sezonunda dinlemişiz Şampiyonlar Ligi müziğini. Altı yıllık haddinden fazla aradan sonra bugün tekrar Şampiyonlar Ligi arenasındayız. Altı yılda birçok şey değişti ama Avrupa kupalarına olan başarı isteğimiz, arzumuz hiç değişmedi. Arttı bile diyebiliriz. İmparator önderliğinde geçen sezon başı gerçekleşen yapılanma devam ediyor. Sezon sonu Kadıköy'de kalkan kupa, bu sezon başı kazanılan Süper Kupa'dan sonra sıra özlenen Şampiyonlar Ligi'ne geldi. 

Biz altı yıl boyunca kendi iç hesaplaşmalarımız, yanlış yapılandırmalar ve yanlış transferler ile geçirirken, Manchester United, Sir önderliğinde çıtayı fazlası ile yükseltti. 2008 yılında Şampiyonlar Ligi Kupası'nı müzesine götüren Manchester United, 2009 ve 2011 yıllarında da final oynadı. United ile çeyrek asırı deviren Alex Ferguson, tecrübesini ve sistemini iyi harmanlayıp sahaya her zaman iyi bir 'takım' çıkartıyor. Çoğu zaman oynayan oyuncuların kim olduğunun önemi olmuyor. Bunu başarabilmek tek başına zor iken bunu başarıp sürekli hale getirmek bile alkışlanası.

Old Trafford'da Manchester'a karşı kim oynarsa oynasın mutlaka zorlanır. Sadece kanat organizasyonlarındaki performansları bile korkutucu. Bizim adımıza ofansif anlamda belki çok çekinme hissi yok ama defansif olarak endişe söz konusu. Nani, Valencia, Kagawa, Van Persie, Welbeck, Scholes, Giggs, Hernandez gibi muhteşem bir ofans hattına sahipler. Geçen sezon ki takım savunması başarısını bu sezon istediğimiz gibi oturtamadığımız malum. Çok seri ve hızlı oyunculara karşı göbekte Cris ve Semih ikilisinin aşırı dikkatli ve motive olması gerekiyor. Biri tecrübeli ve fiziksel açıdan kötü, diğeri tecrübesiz ama diğerine göre fiziksel açıdan daha iyi durumda. Bu ikilinin çok iyi anlaşıp, savunmayı toparlaması gerekiyor. 

Eboue için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Hakan Balta ise her an hata yapmaya müsait yapısı ile bu uzun maraton göz önüne alındığında neden sol bek transferi yapılmadı sorusunu bir kez daha sordurtuyor. Orta sahada Selçuk-Melo ikilisinin uyumuna en fazla ihtiyaç duyduğumuz maçlardan birisi olacak. Melo'nun pitbullluğunu göstermesi gerekiyor. Selçuk ise pas ve oyun kurma konusunda üzerine düşeni her zaman ki gibi yapmalı. 

Muslera, Eboue, Semih, Cris, Hakan, Hamit, Selçuk, Melo, Amrabat, Elmander, Umut ilk 11'i ile çıkacağımızı varsayarsak, Hamit'in artık uyum sorununu atlatıp beklenen performansını sergilemesi gerekiyor. Tecrübesine ihtiyacımız var. Diğer isimse Antalyaspor maçında fazlası ile istekli olan ve iyi oynayan Amrabat. Emre veya Aydın'ı da tercih edebilir İmparator ama bence son performansı ve morali düşünülünce Amrabat ile çıkılmalı. 

Forvet hattına yazılacak ilk isim Umut olur. Muhteşem presi ile rakibi zorlayacaktır. Yanına Elmander ile pres hücum pres arttırılıp rakip hataya zorlanabilir. Ama Şampiyonlar Ligi'nde pozisyona girdiğinizde atamazsanız kaybınız büyük olacağı için maçın gidişatına göre Burak da oyuna dahil olabilir. Geçen sene rekor kırıp bir de kapak golü atan Muslera, geçen seneki gibi bu seneye de pek iyi başlayamadı. Bugün ona çok iş düşüyor. Hedef olarak gruptan çıkmayı belirlediğimize göre Manchester deplasmanına kimse kolay kolay 3 puan yazmamıştır. Ama alınabilecek puan ya da puanlar çok önemli. Kaybetmememek, puandan ziyade psikolojik olarak takımı rahatlatır. Daha Manchester Cehennem'e gelecek. 1993 yılında da favorilerdi. Erkenden 2-0 olmuştu ama son gülen biz olmuştuk. Gene favoriler ama bu tek ihtimali olanların hikayesi.

Manchester'ın evinde neredeyse yenemediği takım yok. İmparator'un da dediği gibi; yenilmek kolay, yenmek olay. 

'Arif'in Manchester'a attığı gol' olarak literatüre giren ve fenomen olan yeni cümleler yaratmak dileğiyle...

Kazanacaklar, kazanmak için uğraşacaklar ama netice ne olursa olsun gönlümüzde hep kazandılar, hep şampiyonlar. Allah yardımcıları olsun.






Real Madrid 3 - Manchester City 2 | Futbol Bu!




La Liga'ya son yılların en kötü başlangıcını yapan ve daha şimdiden Barcelona'nın 8 puan gerisine düşen son şampiyon Real Madrid, İngiltere şampiyonu Manchester City karşısına sürpriz bir kadro ile çıktı. Mourinho'nun Sevilla maçından sonra yaptığı açıklamalardan sonra pek de sürpriz diyemeyiz aslında. Öyle ki, Real Madrid'in yedek kulübesinin değeri 205 milyon Euro'yu. Ramos (27), Kaka (65), Benzema (35), Mesut (18), Coentrao (30) ve Modric (30). 

Çıkan kadro iç saha değilde daha çok deplasmanda sahaya sürülecek gibiydi. Essien, Khedira ve Alonso üçlüsü rakibi durdurmada ve preste etkili olabilirdi ama ofansif anlamda özellikle yaratıcılık konusunda yeterli olmayabilirdi ki, öyle de oldu. Sadece Di Maria ve Ronaldo ile ilk yarı etkili olamayan bir Real Madrid vardı. Manchester City ise ilk yarı rakip kaleye ilk yarının son anlarında gidebildi. Net pozisyonları da yoktu. Nasri'nin sakatlanıp çıkması da onları etkiledi. Real Madrid'e karşı koymaya çalıştılar sadece.

İkinci yarı başladığında ziyafette başladı. İki takımda daha fazla adamla saldırdı. Son yarım saatte iki takımda değişiklik haklarını ofansif anlamda kullanınca maç çok hareketlendi. Özellikle Real Madrid'de Mesut, Modric ikilisi Madrid'i ileride rahatlattı. City'nin forveti çiftlemesi, Toure'nin adeta yoktan var ederek sonradan oyuna giren Dzeko'ya asisti görülmeye değerdi. Bu gol Madrid'i iyice ateşledi. Maçın başından beri Ronaldo gibi sürekli kaleyi yoklayan Marcelo, harika bir golle maça hemen dengeyi getirdi. Sonrasında Kolarov'un attığı gol ve Benzema'nın kontrolü, dönüşü ve kalite kokan vuruşu ile tekrar maça gelen denge ile maçı izleyenlerin heyecanı ve keyfi de katlandı.

Maçın başında Hart'ı fazlası ile zorlayan ve son dönemde futbolu dışında gündeme gelen Ronaldo, bu sefer Hart'ı avladı ve skoru belirledi. Uzun süredir bu denli heyecanlı, zevkli ve güzel bir maç izlememiştik. Halbuki ilk yarıyı izleyenler beğenmeyip kanalı değiştirmiş bile olabilir. İlk yarı ile ikinci yarı arasında akla kara kadar fark vardı. Real Madrid'in 3 puandan çok galibiyete, hele ki böyle bir galibiyete ihtiyacı vardı. Çünkü geçen sene rekor gol ve rekor puan ile şampiyon olan takımdan yeller esiyordu. Mourinho, ortada bir 'takım' olduğundan bile şüpheliydi. İlk yarıda kadro gereği fazla organize olamadılar ama ikinci yarı özellikle değişikliklerden sonra takım rayına oturdu. Mükemmel bir ikinci yarı izledik. İki takımda izleyenlere istediğini verdi.

Gidiyor derken dönen maçın yorumu da Jose Mourinho'dan geliyor; ''Takımın DNA'sı geri geldi''. Real Madrid bu galibiyetle Şampiyonlar Ligi'nde 100. galibiyeti elde eden ilk takım oldu. Üçüncü golden sonra Jose Mourinho'nun sevinci görülmeye değerdi.



31 Ağustos 2012 Cuma

Manchester ... Kolla Kendini!



Türkiye'den Çıktığınız İçin Mutlu musunuz? 
Sir Alex Ferguson: Emin olabilirsin... Asla Geri Dönmem...



Şampiyonlar Ligi Kura Değerlendirmesi



Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi H Grubu'nda Manchester United , Braga ve CFR Cluj ile eşleti. Maç programı şu şekilde;


19 Eylül 2012 Çarşamba
21.45 Manchester United - Galatasaray
21.45 SC Braga - CFR 1907 Cluj

2 Ekim 2012 Salı
21.45 Galatasaray - SC Braga
21.45 CFR Cluj - Manchester United

23 Ekim 2012 Salı
21.45 Galatasaray - CFR Cluj
21.45 Manchester United - SC Braga

7 Kasım 2012 Çarşamba
21.45 CFR Cluj - Galatasaray
21.45 SC Braga - Manchester United

20 Kasım 2012 Salı
21.45 Galatasaray - Manchester United
21.45 CFR 1907 Cluj - SC Braga

5 Aralık 2012 Çarşamba
21.45 SC Braga - Galatasaray
21.45 Manchester United - CFR Cluj


Kağıt üzerinde güzel kura çektik diyebiliriz. İlk torbadan Milan'ı isterdim ama bize pek yabancı olmayan Manchester United ile eşleştik. Rooney'nin sakatlığı var ama Arsenal'den transfer Robin Van Persie ile Kagawa en ciddi transferleri. Sir Alex önderliğinde her yıl Premier Lig'in olduğu gibi, Şampiyonlar Ligi'nin de favorilerinden. İkinci torbadan çekebileceğimiz en iyi takımlardan birini çektik. Braga daha önce Beşiktaş ile oynamış ve elenmişti. Çok iyi transferler yapmadılar ama zor deplasman olacağı kesin.

Şampiyonlar Ligi kura öncesi üçüncü torbada olmamızı sağlayan takımlardan birisi de Romanya şampiyonu Cluj'du. Basel'i eleyerek Şampiyonlar Ligi'ne kaldılar. Romanya futbolu yükselişte. Fizik olarak iyi durumdalar. 

Kilit nokta ilk maçın Manchester deplasmanı olması. O maçtan sonra içeride oynanacak olan Cluj ve Braga maçlarında alınacak galibiyetler bizi çok rahatlatır. Dördüncü maçta olası Cluj galibiyeti ikinciliği garantileyebilir. İçerideki maçları kazanmak çok önemli.

Hedefimiz tabii ki gruptan çıkmak. Ama Ujfalusi'nin sakatlığını düşünecek olursak, saçma çilek sevdasından vazgeçilip, kesinlikle ama kesinlikle savunmaya en az iki takviye yapmak gerekli. Bir sol bek, bir de tecrübeli ve kaliteli stoper alınmalı. Avrupa tecrübesi olmayan Dany-Semih-Gökhan Zan üçlüsü ile bütün sezonun geçmeyeceği barizken, Şampiyonlar Ligi'ni düşünemiyorum. Umarım gereken yapılır.

Çok uzun bir aradan sonra tekrar Şampiyonlar Ligi'ndeyiz. Ali Sami Yen'de Şampiyonlar Ligi Müziğini duymak için sabırsızlanıyorum. Allah utandırmasın...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen