Yeni teknik direktör, (yine) yeniden yapılanma, yeni oyuncular derken yeni Milli Takım formamız da hazır. Ben beğendim. Sade ve şık olmuş. Nike'ın açıklamasına göre, ''formanın şortunun kumaşı %100 geri dönüştürülmüş polyesterden üretildi. Formanın üstünün kumaşı ise en az %96 geri dönüştürülmüş polyester içeriyor. Her bir forma, ortalama 13 adet geri dönüştürülmüş pet şişe kullanılarak üretildi''. Yani çevreci bir forma. Ayrıca, yakanın arka iç kısmında, Nazar Boncuğu grafiği bulunuyor.
Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Milli Takım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Şubat 2012 Salı
17 Kasım 2011 Perşembe
Hayat Devam Ediyor
3-0 biten ilk maçtaki depremden sonra ikinci maç için bir mucizeye ihtiyaç vardı. Beklenildiği gibi mucize gerçekleşmedi ve ikinci maçta 0-0 berabere kalarak elendik. Mucizeden daha fazlasına ihtiyacımız olduğu kesindi. Maç sonu Hiddink ile yollar ayrıldı. Bugün Abdullah Avcı'nın açıklanması bekleniyor.
İlk maçta her ne kadar kötü oynamışta olsak, Hırvatların 2. dakikada öne geçmelerinin önemi büyüktü. İkinci maçta da bu fırsatı biz yakaladık.Beşinci dakikada Kazım ile öne geçebilseydik, çok eğlenceli bir akşam olacağına şüphe yoktu. Hırvatistan ilk maçı 3-0 kazanmasına rağmen, halen 2008'deki maçın şokunu atlatamadıkları çok netti. İlk maçtaki takımda hiç olmayan istek, hırs ikinci maçta vardı. Ama bunu çoğunluğu ilk kez milli olan oyuncuların, ilk maçın skorunu da katarsak verdiği normal bir reaksiyondu. Volkan, Emre, Arda gibi isimlerin yerine mücadele eden genç isimlerin performansları iyiydi. Özellikle Sinan ve Ömer'in performansları, bazı oyunculara körü körüne bağlı kalmamıza gerek olmadığını kanıtladı.
Ve biz her gidemediğimiz turnuvadan sonra, aslında hiçbir zaman gerçekleştiremediğimiz ''yeniden yapılanma'' konusunu gündeme getirdik. Birçok şey yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Ama hep konuşuluyor, iş icraata gelince bir şey göremiyoruz. Almanya, İspanya gibi ülkeler makine gibi oyuncu yetiştirirken, nasıl daha iyi oluruz diye çalışırken, biz maç yayını sırasında sürekli ''Hayat devam ediyor'' yakında başlıyor diye dizi reklamı verip durduk. Hiddink'te gider ayak, takımın başında iken yapamadığı şeyler üzerine çözüm üretiyor.
Milli Takım'ın için ben de yerli hocadan yanayım. Abdullah Avcı'nın uzun vadede İBB ile yaptıkları, İBB'nin geldiği yer ve oynadığı futbol ortada. Abdullah Avcı'nın bir dönem genç milli takımlarda çalışmasının da önemi büyük bu gelişmede. Her yıl bazı oyuncular takımdan ayrılsa da, yerine transferler yapıp, sürekli üzerine koyarak geldikleri bu noktada play-off için oynuyorlar. Ve şüphesiz milli takımın 2 senedir oynayamadığı topu, Abdullah Avcı İBB ile oynuyor. Milli Takımda ki baskı ile İBB'de neredeyse olmayan baskı düşündürücü bir nokta. Abdullah Avcı'nın alması gereken radikal kararlara verilen tepkilere görevliler tarafından her zamanki gibi sessiz kalınırsa, Abdullah Avcı da 'harcananlar' kısmına adını yazdırır.
12 Kasım 2011 Cumartesi
3-0
Başlık maçın skoru değil. Her ne kadar 3-0 kaybetmişte olsak, başlığı 3-0 olarak atmamın nedeni 2012 Avrupa Şampiyonası Play-Off ilk maçında Hırvatistan kalesine çekilen şut ve isabet oranı 3'te 0. Evet şaka gibi ama 3'te 0. Hırvatlar ise 15 şutta 8 isabet bulmuşlar. Yani bizden 5 kat daha fazla denemişler ve 8 kat daha isabetli vuruşlar yapmışlar! Aslında bu skor benim için hiç şaşırtıcı değil. Grup elemelerinden beri oynanan kötü futbol, kötü seçimler, kötü form, kötü alışkanlıklar ve daha bir çok kötü durum göz önüne alındığında normal bir sonuç. Her zaman ki komik kadro seçimleri üzerine, bir de komik bir kadro çıktı bu hayati karşılaşmaya. Ne kadar formda olursa olsun bu derece hayati bir maçta milli takımın stoperi Giray olmamalıydı. ilk kez milli takımda forma giymek için yanlış bir maç. Diğer bir ilginç seçim Valencia'da kendini benimseten, adı Chelsea ile anılan Mehmet Topal varken orta sahada Sabri ile başlamak. Her ne kadar Sabri bu rezalet takımda bir şeyler yapmaya çalışan sayılı oyuncudan olsa da, orta sahada iyi verim alınamıyor Sabri'den. Maç öncesi Hiddink, Milli takım teknik heyeti ve oyuncuların demeçleri gol yememe ve iyi konsantre oldukları üzerineydi ama daha maçın başında Hırvatistan ilk atağında golü buldu. O kadar rahat bir gol attılar ki hem de, hiç olmayan motivasyonları da gitti.
Bilic, maç sonrası çok güzel bir şey söyledi. 'Türkiye bizim gibi çok duygusal bir takım. Eğer 1 gol bulursak Türkiye'nin demoralize olacağını biliyorduk' dedi. Çok da haklıydı. İlk golden sonra yapılmaya çalışan saçma baskı sonuç vermeyince Hırvatistan kazandığı toplarla ataklar geliştirdi. İlk pozisyonda Modric'i zor da olsa engellemeyi başardık ama devam eden pozisyonda Mandzukic, Volkan ve 2 savunma oyuncumuza rağmen yükselip topu ağlara gönderdi ve durumu 2-0 yaptı. 2-0'dan sonra zaten iyi oynayamayan milli takım, oyun olarak çöktü. İkinci yarıya Gökhan Töre değişikliği ile başladık ama Hırvatistan'ın oyunu ve motivasyonun da değişiklik yoktu. Öyle ki utanç verici bir üçüncü gol yedik. Sağ kanatta kazandıkları duran toptan gelen topu içeride bomboş kalan Corluka ile buluşturdular ve 3-0 öne geçtiler. Golü atan Corluka'yı marke etmeye çalışan da Burak Yılmaz'dı! 2-0'dan sonra oyun olarak çöken milli takım, 3-0'dan sonra kafa olarakda bitti. 3-0'dan sonra belli aralıklar ile Hiddink ve yönetim istifaya çağrıldı, Abdullah Avcı diye tezahürat yapıldı. Üstüne bir pozisyonda Modric'in şutunu kurtaran Volkan tribünlerce alkışlanınca ve Volkan'da buna reaksiyon gösterince iyice bozuldu moraller. Alkışlananın Volkan değilde, Modric olduğunu düşünüyorum. Çünkü, bazı pozisyonlardan sonra Hırvatlar alkışlanıyordu. Ama Volkan reaksiyon gösterince, küfredip o da alkışlayınca taraftar tahrik oldu ve maç sonuna kadar top ne zaman Volkan'a gelse ıslıklandı. Volkan'ın reaksiyon göstermemesi gerekiyordu ama skor ve oyundan sonra normal ama ne olursa olsun ıslıklamak kötü. Maç öncesi çok duygusalız, gol yiyince ya da golümüz gecikince hemen demoralize oluyoruz tarzında açıklamalar yapılmıştı. Hastalığımıza teşhis koyulmuştu bir nevi ama tedavi yapılamadı gene. Maçtan o kadar koptuk ki, Arda Hırvatistan'a gitmemek için sınırda olduğunu bile bile sarı kart gördü. 4 gün sonraki deplasmanda Sabri, Hakan Balta, Arda ve Emre olmayacak. Olsalar da bir şey değişmez gerçi. Hiddink maç sonu şampiyonaya gitmemiz imkansız gibi diye açıklama yaptı ama iyimser konuştu.
Son dönemde Milli takımlar bazında başarılı olan, iyi oynayan ekiplere bakıldığı zaman hepsinde ortak özellikler belli aslında. İyi bir hoca, gerçek bir oyun kimliği, disiplin ve alt yapıya önem verip jenerasyon oluşturmak. Bunun en güzel örneğini Almanya yaptı. Hırvatistan, Almanya kadar olmasa da, 5 senedir aynı hoca ile devam ediyor, tecrübeliler ve bir tarzları var. Takım oyunu oynayabiliyorlar. Bizim gibi her maç bir kahraman beklemek zorunda değiller. Biz her gidemediğimiz her etkinlikten sonra hoca değiştiriyoruz. Sürekli bahsediyoruz ama bir jenerasyon çıkaramıyoruz. Alttan oyuncu gelmiyor. En son jenerasyon olarak bahsedebileceğimiz takım, 2000lerde hem Türkiye'de hem de Avrupa'da muhteşem başarılar gerçekleştiren Galatasaray kadrosu idi. O kadro 2-3 oyuncu değişikliği ile 2002 Dünya Kupası'nda da çok iyi işler yaptı. 2008'de de iyi işler yaptık ve ne ilginçtir ki Milli Takım'ın başında 2000 jenerasyonunun mimarı olan Fatih Terim vardı. Şimdilerde Fatih Terim'in aldığı ücreti konuşanları, Hiddink'in aldığı ücreti konuşurken göremiyoruz pek.
Bu 0 moral ve eksiklere bakıldığında bırakın şampiyonaya gitmek, gene farklı bir skorla mağlup olmak içten bile değil. Özellikle 3-0'ın verdiği rahatlık ve taraftarınında desteği ile Hırvatistan güle oynaya şampiyonaya gider. Biz ise gene kaosa sürükleniriz. Üstelik pimi çekilen ama halen patlamayan bir soruşturma var. O da mutlaka bu yangını körükleyecektir.
13 Ekim 2011 Perşembe
Euro 2012 Play-Off
Azerbaycan maçı öncesi yazdığım senaryo bir nevi gerçek oldu. Mesut'un katkıları ile play-off'a kaldık. 2012 Avrupa Şampiyonası'nda, play-off'a kalmamız için Azerbaycan'dan puan almamız, Belçika'nın da Almanya karşısında puan kaybetmesi gerekiyordu. Zar zor, ite kaka olsa da bu gerçekleşti ve play-off'a kaldık. Almanya maçının özellikle ikinci yarısındaki kötü oyun, Hamit'in maç sonu açıklamaları, Hiddink'in durumu ve genel baskıyı düşünürsek, Azerbaycan'dan başka çok rakibimiz vardı. Bazı maçlarda skor, sahadaki oyunun önüne geçer. Yani iyi veya kötü oynamanız değil o maçı kazanmanız önemlidir. Azerbaycan maçı da böyle bir maçtı. Gene kötü oynadık orası ayrı. Hiddink'in Almanya maçında ''Ofansif oyunculara ihtiyacımız vardı'' diyerek oyundan aldığı Selçuk, oyuna girer girmez Burak'a yaptığı nefis asist ile Hiddink'e adeta mesaj göderir gibiydi. Tipik bir Trabzonspor golü ile Azerbaycan'ı 1-0 yendik. Sakatlığı nedeni ile 3-1 mağlup olduğumuz maçta oynayamayan Mesut Özil, bir gol atıp bir de asist yaparak Belçika'ya patladı. Mesut'un bu maçta bir şeyler yapacağına yürekten inanıyordum ve yanılmadım. En başından beri gerçek rakibimiz Belçika'ydı zaten. Bizi 3-1 yenen Almanya, kendi evinde Belçika'yı da 3-1'le geçerek 10'da 10 yaparak rekor kırdı.
Bugün Play-off eşleşmeleri belli oldu. Euro 2008 çeyrek finali'nde eşleştiğimiz, 129. dakikada 1-0 geriye düşüp, 130+1. dakikada beraberliği yakaladığımız ve penaltı atışları sonucu elediğimiz Hırvatistan ile eşleştik. Diğer eşleşmeler,
Bosna Hersek - Portekiz
Estonya - İrlanda
Çek Cumhuriyeti - Karadağ
Portekiz'den sonra gelebilecek en zor rakiple eşleştik diyebiliriz. Bireysel anlamda önemli oyuncuları olan Hırvatistan, eleme gruplarında 10 maçta 7 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet ile 22 puan toplayarak Yunanistan'ın ardından 2. bitirdi grubunu. 18 gol atarken, kalelerinde 7 gol görmüşler. İlk maç 11 Kasım'da Türkiye'de, rövanş 15 Kasım'da Hırvatistan'da oynanacak. Rakibin bireysel gücü dışında, Euro 2008'in rövanşı da söz konusu. Lovren, Corluka, Modric, Rakitic, Kranjcar, Klasnic gibi tehlikeli ve tecrübeli oyuncuları var.
Son form ve kondisyon durumumuz ele alındığında sadece Hırvatistan değil, diri olan her rakip karşısında işimiz zor. Sahada kimliksiz dolaşıyoruz. 1 aylık bir sürede tam anlamı ile maça hazırlanabileceğimizi düşünmüyorum. Bu da bireysel yeteneklere kaldığımızı gösteriyor. Bir çok sorun var gibi gözükse de, şampiyona için kilit nokta deplasman golü. Elemeler'de en az gol atan takımlardanız. Kısa vade de buna bir çözüm bulunmalı. Son olaylara baktığımız zaman tablo karamsar. Hırvatistan favori ama Milliler ile her şeyin mümkün olduğunu da Hırvatlardan iyi bilen yok. Umarım Hırvatları eleyip Euro 2012'ye katılırız. Şu ana kadar katıldığımız bütün şampiyonalara renk kattığımız bir gerçek.
Bugün Play-off eşleşmeleri belli oldu. Euro 2008 çeyrek finali'nde eşleştiğimiz, 129. dakikada 1-0 geriye düşüp, 130+1. dakikada beraberliği yakaladığımız ve penaltı atışları sonucu elediğimiz Hırvatistan ile eşleştik. Diğer eşleşmeler,
Bosna Hersek - Portekiz
Estonya - İrlanda
Çek Cumhuriyeti - Karadağ
Portekiz'den sonra gelebilecek en zor rakiple eşleştik diyebiliriz. Bireysel anlamda önemli oyuncuları olan Hırvatistan, eleme gruplarında 10 maçta 7 galibiyet, 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet ile 22 puan toplayarak Yunanistan'ın ardından 2. bitirdi grubunu. 18 gol atarken, kalelerinde 7 gol görmüşler. İlk maç 11 Kasım'da Türkiye'de, rövanş 15 Kasım'da Hırvatistan'da oynanacak. Rakibin bireysel gücü dışında, Euro 2008'in rövanşı da söz konusu. Lovren, Corluka, Modric, Rakitic, Kranjcar, Klasnic gibi tehlikeli ve tecrübeli oyuncuları var.
Son form ve kondisyon durumumuz ele alındığında sadece Hırvatistan değil, diri olan her rakip karşısında işimiz zor. Sahada kimliksiz dolaşıyoruz. 1 aylık bir sürede tam anlamı ile maça hazırlanabileceğimizi düşünmüyorum. Bu da bireysel yeteneklere kaldığımızı gösteriyor. Bir çok sorun var gibi gözükse de, şampiyona için kilit nokta deplasman golü. Elemeler'de en az gol atan takımlardanız. Kısa vade de buna bir çözüm bulunmalı. Son olaylara baktığımız zaman tablo karamsar. Hırvatistan favori ama Milliler ile her şeyin mümkün olduğunu da Hırvatlardan iyi bilen yok. Umarım Hırvatları eleyip Euro 2012'ye katılırız. Şu ana kadar katıldığımız bütün şampiyonalara renk kattığımız bir gerçek.
11 Ekim 2011 Salı
Senaryo
Türkiye bu akşam Azerbaycan ile 2012 Avrupa Şampiyonası grup eleme maçına çıkacak. Play-offlara kalabilmemiz için sadece bizim kazanmamız yetmiyor her zamanki gibi. Almanya'nın kendi evinde Belçika'dan puan alması gerekiyor. Her fırsatta Almanya teknik direktörü Löw ve futbolcular 10'da 10 yaparak rekor kırmak istediklerini açıkça söylüyorlar. Zaten Almanya'nın kendi evinde Belçika'yı yenmesi çok normal bir durum. Maç öncesi Hiddink basın toplantısında '' Evimizde Azerbaycan'ı yenemeyeceksek şampiyonaya gitmeyelim'' gibilerinden konuşmuş. Kendisini geldiğinden beri haklı bulduğum nadir anlardan. Hamit'in 'dost acı söyler' temalı açıklamalarından sonra mutlaka takımda bazı şeyler değişmiştir. Birinin bunları söylemesi gerekiyordu. Ama anlayan, ders çıkaran olur mu hep birlikte göreceğiz.
Geçen hafta 3-1 mağlup olduğumuz Almanya maçında sakatlığı nedeni ile oynayamayan Mesut Özil'in Belçika maçında oynaması bekleniyor. İster misiniz Mesut'un atacağı bir gol ile play-offlara gidelim ? Ben isterim şahsen. O gol sadece Belçika'ya atılmış olmaz çünkü...
8 Ekim 2011 Cumartesi
Yarım Doz
Türkiye'nin Almanya'yı yeneceğine Türk futbolseverler gibi Hiddink'te inanmıyordu açıkçası. O Türkiye adına bir şeye, bir şeylere inanıyor mu bilmiyorum ama benim Hiddink'e inanmadığım bir gerçek. Kadro seçimleri ve sahadaki oyun, daha doğrusu olmayan oyun göz önüne alındığında ortada inanılacak bir şey de olmuyor. Özellikle kadro seçimleri ciddi anlamda kötü bir şaka. Milli takıma oyuncu çağırırken, tecrübeli oyuncular dışında form durumu yüksek, takımlarında sürekli ilk 11 başlayan oyuncuların çağrılması normal. Ama bizde kadrolar artık ezber oldu. Oğuz Çetin'in Milli takıma bu kadar zarar verip, üzerine para alması bir diğer kötü şaka.
Oynayıp, oynamayacağı neredeyse maçın önüne geçen Mesut'un yedek başladığı maçta Hamit'in pozisyonu ile heyecanlandık ama Hamit beklediğimiz vuruşu yapamadı. Almanya ilk yarı itibari ile topla oynama oranını bir ara %65lere çekmesine rağmen onlardan daha organize 1-2 atağımız oldu. Selçuk'un kaçırdığı pozisyondan sonra futbolun 'atamayana atarlar' kuralı işledi ve sadece 10 saniyede, 2 pas yaparak gol attı Almanya. Göstere göstere, ders niteliğinde gol atmak böyle bir şey olsa gerek. Neuer adeta 'top nasıl oyuna sokulur' dersi verdi. Gomez ise bire birde Servet'i bakkala göndererek attı golünü. Almanya gibi bir takıma karşı yakaladığınız bu pozisyonları gol yapacaksınız. Yoksa yenilmeye mahkumsunuz.
İlk yarının ardından utanç verici bir ikinci yarı başladı. İlk yarıda yakaladığımız pozisyonların baş aktörlerinden olan Selçuk'u oyundan aldı Hiddink. Gökhan Töre'nin girmesinde bence sorun yok ama Selçuk'un çıkması, orta sahadaki son kalenin de yıkılıp, zaten Almanya kontrolünde olan orta sahayı tamamen onlara teslim etmek oldu. Maç boyunca, özellikle ikinci yarı Türk milli takımı bizim gibi Alman oyuncuları izledi. Özellikle bir dönem o kadar ezdiler ki orta sahada, hakikaten bu kadar korkak futbol karşısında insan sinir hastası olur. 19 yaşındaki Götze adeta dalga geçti defansımızla.Jose Mourinho'nun Schweinsteiger'i transfer etmek istemesine şaşırmamalı keza, üstün Alman teknolojisi bir dinamo gibiydi. Bir orta saha oyuncusu daha ne yapabilir diye düşünüyor insan izlerken. Almanya'nın ilk golünde ki gibi, ikinci golde de Neuer'in başlattığı atakta Götze'nin pasında Müller düzgün bir vuruşla farkı ikiye çıkarttı.
2-0'dan sonra zaten olmayan sistemimizle bilinçsizce çıktık, sağdan Gökhan'ın ortasına iyi koşu yapan Hakan'ın vuruşu ile fark 1'e indi. Ama işin ilginci 50 bin taraftarı önünde oynayan, Almanya gibi bir takım karşısında durumu 2-1'e getirip beraberliği yakalamak için halen zaman varken o kadar bitik bir haldeydik ki Almanya penaltı yaptırıp cezayı kesti ve maçın skorunu belirledi. Almanya'nın 'uslu durun istediğimiz zaman gol atarız' halleri gerçekten çok üzücü. 8'de 8 yaparak finalleri garantileyip, nispeten yedek ağırlıklı çıktıkları maçta bizi yenmeleri için yarım doz yetti. Yarım doz bu acizliği getirdi. Bu şekilde bile bu kadar iyiyken tam kadro, full konsantre bir maçta neler yapabilirler hayal gücünüze kalmış. Biz ise sadece yarım saat dayanabildik Almanya'ya. İlk yarıda yakaladığımız pozisyonları gol olarak değerlendirmiş olsak, Almanya mutlaka 2. yarıda acısını çıkartırdı. Grubun diğer maçında Belçika, evinde Kazakistan'ı 4-1 yenerek sıralamada bizim önümüze geçti.
Almanya fiziki açıdan müthiş durumda ve gerçek bir takım gibi oynuyorlar. 60'dan sonra bizim oyuncuların diller dışardayken, onlar 90. dakika da halen deli gibi depar atıyorlardı. Bizim bütün maç yaptığımız, yapmaya calıştığımız pasları Almanlar bizim ceza sahasında yaptı diyebiliriz. Maç sonu saçmalayan Hiddink'ten sonra Hamit mükemmel açıklamalar yaptı ve aslında herkesin bildiği ama özellikle sözde futbol adamlarının söyle(ye)mediği şeyleri söyledi. Azerbaycan'ı yeneceğimiz garanti gibiymiş gibi herkesin derdi Almanya'nın Belçika'yı yenip yenmeyeceği. Biz Azerileri yenemedikten sonra Almanya Belçika'ya 10 tane atsa ne yazar. Biz Azerbaycan'ı yener, Almanya'da Mesut'un golü ile Belçika'yı yenip bizi play-off'a gönderirse çok ilginç olur.
Bu arada gecenin özeti,
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









