Jose Mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jose Mourinho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2013 Çarşamba

Tek İhtimali Olanların Hikayesi




Bugün 03.04.2013... Galatasaray, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final'inde Real Madrid ile karşılaşacak. Bundan tam 12 yıl önce gene aynı tarihte Galatasaray ile Real Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde karşılaşmıştı. İlk yarıda 2-0 öne geçen Real Madrid'e karşı Galatasaray ikinci yarıda geriden gelerek 3-2 kazanarak maçı çevirmişti. İki takım içinde unutulmaz bir maç olduğu gerçek.

Uzun bir süre sonra Şampiyonlar Ligi'ne katılan Galatasaray bugün yine bir çeyrek finalde Real Madrid karşısında. Hedef gruplardan çıkmak idi ama gelinen yer gerçekten çok güzel. 12 sene öncede favori Real Madrid'di bugün de favori aynı. 2000 yılında Avrupa'da bahisçiler Galatatasaray'ın UEFA şampiyonu olmasına çok düşük olasılık veriyordu ama bu tek ihtimali olanların hikayesi. 

Madrid takımını ve Mourinho'yu anlatmaya gerek yok. Herkes biliyor. Önemli olan Galatasaray'ın ne yapabileceği, kendi futbolunu oynayabilmesi ve rövanş için iyi bir skorla ayrılması. Sarı kart durumu da kritik. Önemli isimler sınırda çünkü. 

Galatasaray bu sene Avrupa maçlarında lige göre hep farklı ve daha iyi oynadı. Madrid karşısında daha da iyi oynamalı. Elenebiliriz de eleyebiliriz de ama netice ne olursa olsun, onlar bizim gönlümüzde hep kazandı, hep şampiyonlar ve öyle kalacaklar. Allah yardımcıları olsun.

Allah kerim, Fatih Terim...

21 Mart 2013 Perşembe

Fatih Terim & Jose Mourinho




Jose Mourinho, Galatasaray Kayserispor maçını izlemek için günübirlik Kayseri'ye gelmişti. Maç öncesi Fatih Terim ile loca önünde ayak üstü bir sohbet gerçekleştirdiler. Mourinho'nun Fatih Terim'i gördüğündeki tepkisi, hareketleri, konuşurken dikkat kesilmesi ve sıcakkanlılığı görülmeye değerdi. 

Gerek Galatasaray eşleşmesi belli olduktan sonra, gerekse de Kayseri'ye gelip gittikten sonra İspanya'da yaptığı açıklamalar neden onun 'The Special One' olduğunun kanıtı gibiydi.



Jose Mourinho Galatasaray soyunma odasında

6 Mart 2013 Çarşamba

Jose Mourinho ve Son 1 Haftası






Real Madrid, geçen sene Şampiyonlar Ligi'nde Bayern Münih'e elense de ligde rekor puan ve rekor gol ile şampiyon olmuş ve Jose Mourinho önderliğinde Barcelona hegemonyasına son vermişti. Real Madrid için bu sezon da güzel başlamış, takım İspanya Süper Kupası'nda Barcelona'yı yenip şampiyon olmuştu.

Ama ligde kaybedilen maçlar nedeniyle lider Barcelona ile aradaki puan farkı kısa sürede açıldı ve çift hanelere ulaştı. Bununla birlikte geçen senede zaman zaman ortaya çıkan dedikodular tekrar ayyuka çıktı. Takım içerisinde büyük sorunlar olduğu konuşulurken kaptanlar Ramos ve özellikle de Casillas'ın yedek kalması sonrası Jose Mourinho'nun taraftarlar ile de arası bozuldu, hatta İspanyol basınından As ve Marca gazeteleri 'Jose Mourinho'nun yerine Real Madrid'in yeni teknik direktörü kim olmalı' tarzında anketler dahi yaptı.

Jose Mourinho için genel itibari ile Madrid'den ayrılıp yeni İngiltere ya da PSG maceraları konuşulurken, takımda bir sorunun bitip diğerinin başladığı iddia edilirken önce 1-1'in rövanşında Barcelona'yı deplasmanda 3-1, sonra lig maçında evinde yedek ağırlıklı bir kadro ile 2-1 yenerek İspanya Kral Kupası finalinde Atletico Madrid ile eşleşti. Daha sonra da Şampiyonlar Ligi'nde 1-1'in rövanşında Manchester United deplasmanında aldığı 2-1'lik galibiyet ile takımı Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale taşıdı.

Türkiye'de son günlerde 'psikolojik üstünlük'ten söz edilirken Real Madrid, Jose Mourinho önderliğinde Barcelona'ya karşı oynadığı son 8 maçta 4 galibiyet, 3 beraberlik ve 1 mağlubiyet aldı. Kendisini kanıtlamaya ihtiyacı olmamasına rağmen 1 haftada 3 büyük zafer ile bir anda istenilmeyen adamdan tekrar 'The Special One'a terfi ettirildi. Ligi saymazsak Real Madrid 1 hafta içerisinde hedefsiz kalabilecekken, 1 hafta sonrasında Şampiyonlar Ligi çeyrek final biletini almış, İspanya Kral Kupası'nda da finale yükselmiş durumda.

Manchester United ile oynanacak Şampiyonlar Ligi 2. tur rövanş maçı öncesi ''Yarın kaybedersem ağlamam. Kazanırsak, 100 metre koşmam. Mutluluk da üzüntü de aynı olacak. Eğer kazanırsak uçakta bir festival havası esecektir ama eğer yenilirsek uyumuş numarası yaparım sanırım.''

31 Ocak 2013 Perşembe

Didier Drogba Transferi




Futbolu yakından takip eden birisine faal olarak oynamaya devam eden Dünya'nın en iyi forvetleri kimler deseniz ilk 5 isim içerisinde muhtemelen Drogba'yı da söyleyecektir. Ercan Taner'in Hakan Şükür'ün Leeds United'a attığı gol sonrası bir ifadesi vardı; 'Alman, İtalyan, İngiliz, İspanyol hiç fark etmez' diye. Drogba içinde yerden, havadan, sağdan, soldan, gelişine, hiç fark etmez. Gerçek anlamda tam bir santrafor. Müthiş fiziğini safkan golcülüğü, oyun zekası ve liderliği ile birleştiren 'Mavi Fil', özellikle Şampiyonlar Ligi'nde çok şey yapabilecek bir futbolcu.

Mourinho'nun 'Attığı her gole, son golü gibi seviniyor' dediği Drogba, Marsilya ve Chelsea'de taraftarlarının sevgilisi olmuş, Chelsea'de yedek kaldığı dönemde Marsilya taraftarı onun geri dönmesi için 1.5 milyon Euro civarı para toplamıştı. 

Geçen sene Bayern Münih ile Chelsea arasında oynanan Şampiyonlar Ligi finalinde yeri geldi sol bek oynadı, yeri geldi stoper oynadı, yeri geldi forvet oynadı, uzatmada golü attı, penaltılarda kupayı kaldırttı. 

Türkiye'de yapılan en büyük transferdir benim gözümde. Marsilya ile başlayan kariyer yükselişi Chelsea ile zirve yaptı ve Chelsea'nin efsanelerinden birisi oldu. Jose Mourinho'nun Chelsea'nin başına geçtiğinde ısrarla istediği ve 'her zaman kalbimin yakınında olacak' dediği Drogba'nın artık Parçalı için ter dökecek olması heyecan verici.

Yaş ve para konusu konuşmaya değmez bile. Bu takımda daha bir kaç sene öncesine kadar Stancu'ya 5-6 milyon Eurolar veriliyordu. Drogba bonservissiz geliyor ve alacağı ücret, daha önce verilen gereksiz paralar göz önüne alındığında hiçbir şey. Ciddi sakatlık yaşamadığı sürece Türkiye'de 2-3 sene üst düzey performans göstereceğini düşünüyorum.

Kapak olduğu TİME dergisi tarafından '21. Yüzyılın En Etkili 100 Kişisi' listesine de giren Drogba, futbolda olduğu gibi futbol dışında da çok büyük işlere imza atmış durumda. Kurduğu vakıf ile reklam ve sponsorluklardan kazandığı paraları hayır işlerinde kullanıyor.

Yeteneği, tecrübesi, kalitesi, kazanma hırsı ile kimsenin burun kıvıramayacağı bir isim Drogba. Umarım sakatlık yaşamadan uzun yıllar Galatasaray forması giyer ve kupalar kaldırır. 

Yazıyı Drogba'nın bir kaç sözü ile sonlandıralım; 

''Kazandığımızda bize tecrübeli, kaybettiğimizde yaşlı diyorlar. Futbol hiç adil değil''

''En mutlu olduğum ya da dibe vurduğum zamanlarda taraftarı düşünürüm. Çünkü benim işim onlarla''

''Ailem beni mütevazı biri olarak yetiştirdi. Arkadaşlarım da bana bir yıldız gibi değil, gerçek bir dost gibi yaklaştı. Saygımı hiçbir zaman yitirmedim. Bu nedenle küstah biri olmadım''

(Drogba'nın sözleri Çağrı Develioğlu'nun yazısından alıntıdır)

25 Ocak 2013 Cuma

Geçmiş Olsun Casillas!




Casillas kırılan sol elinden ameliyat oldu. 2 ay boyunca sahalardan uzak kalması bekleniyor. Mourinho ile yaşadığı sorunlar var belki ama kaptan çok ters zamanda sakatlandı. Geçmiş olsun

19 Eylül 2012 Çarşamba

Real Madrid 3 - Manchester City 2 | Futbol Bu!




La Liga'ya son yılların en kötü başlangıcını yapan ve daha şimdiden Barcelona'nın 8 puan gerisine düşen son şampiyon Real Madrid, İngiltere şampiyonu Manchester City karşısına sürpriz bir kadro ile çıktı. Mourinho'nun Sevilla maçından sonra yaptığı açıklamalardan sonra pek de sürpriz diyemeyiz aslında. Öyle ki, Real Madrid'in yedek kulübesinin değeri 205 milyon Euro'yu. Ramos (27), Kaka (65), Benzema (35), Mesut (18), Coentrao (30) ve Modric (30). 

Çıkan kadro iç saha değilde daha çok deplasmanda sahaya sürülecek gibiydi. Essien, Khedira ve Alonso üçlüsü rakibi durdurmada ve preste etkili olabilirdi ama ofansif anlamda özellikle yaratıcılık konusunda yeterli olmayabilirdi ki, öyle de oldu. Sadece Di Maria ve Ronaldo ile ilk yarı etkili olamayan bir Real Madrid vardı. Manchester City ise ilk yarı rakip kaleye ilk yarının son anlarında gidebildi. Net pozisyonları da yoktu. Nasri'nin sakatlanıp çıkması da onları etkiledi. Real Madrid'e karşı koymaya çalıştılar sadece.

İkinci yarı başladığında ziyafette başladı. İki takımda daha fazla adamla saldırdı. Son yarım saatte iki takımda değişiklik haklarını ofansif anlamda kullanınca maç çok hareketlendi. Özellikle Real Madrid'de Mesut, Modric ikilisi Madrid'i ileride rahatlattı. City'nin forveti çiftlemesi, Toure'nin adeta yoktan var ederek sonradan oyuna giren Dzeko'ya asisti görülmeye değerdi. Bu gol Madrid'i iyice ateşledi. Maçın başından beri Ronaldo gibi sürekli kaleyi yoklayan Marcelo, harika bir golle maça hemen dengeyi getirdi. Sonrasında Kolarov'un attığı gol ve Benzema'nın kontrolü, dönüşü ve kalite kokan vuruşu ile tekrar maça gelen denge ile maçı izleyenlerin heyecanı ve keyfi de katlandı.

Maçın başında Hart'ı fazlası ile zorlayan ve son dönemde futbolu dışında gündeme gelen Ronaldo, bu sefer Hart'ı avladı ve skoru belirledi. Uzun süredir bu denli heyecanlı, zevkli ve güzel bir maç izlememiştik. Halbuki ilk yarıyı izleyenler beğenmeyip kanalı değiştirmiş bile olabilir. İlk yarı ile ikinci yarı arasında akla kara kadar fark vardı. Real Madrid'in 3 puandan çok galibiyete, hele ki böyle bir galibiyete ihtiyacı vardı. Çünkü geçen sene rekor gol ve rekor puan ile şampiyon olan takımdan yeller esiyordu. Mourinho, ortada bir 'takım' olduğundan bile şüpheliydi. İlk yarıda kadro gereği fazla organize olamadılar ama ikinci yarı özellikle değişikliklerden sonra takım rayına oturdu. Mükemmel bir ikinci yarı izledik. İki takımda izleyenlere istediğini verdi.

Gidiyor derken dönen maçın yorumu da Jose Mourinho'dan geliyor; ''Takımın DNA'sı geri geldi''. Real Madrid bu galibiyetle Şampiyonlar Ligi'nde 100. galibiyeti elde eden ilk takım oldu. Üçüncü golden sonra Jose Mourinho'nun sevinci görülmeye değerdi.



27 Mayıs 2012 Pazar

Mourinho: ''Futbolcular Çok Özel Hayvanlardır''




Jose Mourinho'nun, Fatih Altaylı'ya açıklamaları;


* Kulüp yöneticiliği de yaptığım için merak ettiğim bir şey var. “Acaba teknik direktörlere gereğinden çok mu para veriyoruz?” diye düşünmüşümdür hep. Sence bir futbol takımının başarısında teknik direktörün payı yüzde kaçtır? Ya da şöyle sorayım, başarıda yönetimin payı nedir, teknik adamın payı nedir, sahadaki futbolcuların payı nedir?


Sahada iyi bir takımınız yoksa; iyi, yetenekli futbolcularınız yoksa zaten hiçbir şey yapamazsınız. Yani takım önemli. En önemlisi diyebilirim. Böyle iyi bir takımı kurmak, bunları alabilmek için de iyi bir yönetim, iyi bir kulüp gerekli. Ama iyi bir yönetim, iyi bir takım kurup bu takımı organize edecek iyi bir teknik adam bulamazsa o zaman bütün bunlar hiçbir işe yaramayabilir. Hangisi daha önemli diye bir şey söyleyemem. Oran hiç veremem. Ama en önemlisi ahenk: Çekleri imzalayıp ödeyecek bir yönetim, bu paranın karşılığını verecek karakterli futbolcular ve futbolcuları doğru oynatacak, saygılarını kazanacak bir teknik direktör... İyi teknik direktörün önemiyse şurada: Gerçekten iyi bir teknik direktörseniz, sıfırdan kurduğunuz bir takımla kısa sürede başarılı olursunuz. Şanslı bir teknik direktörseniz ve iyiyseniz, iyi kurulmuş, iyi organize olmuş bir takımın başına geçersiniz...


‘ABRAMOVİCH ÇOK ZORDU’


* Seni ve Fatih’i (Terim) bir arada görmüşken sorayım. Karizmatik teknik direktörlerin kulüp yönetimleriyle daha sık ve daha fazla sorun yaşadığını düşünüyorum. Yanılıyor muyum? Özellikle de patron kulüpleriyle...


Karizmatik teknik adamların patron kulüpleriyle daha çok sorun yaşadığı doğru değil. Daha doğrusu genel olarak doğru değil. Mesela benim en rahat çalıştığım kulüp başkanı Massimo Moratti (Inter Başkanı) oldu. Adam kulübün sahibiydi. Çok güçlüydü. Takımın fanatik bir taraftarıydı. Her maça gelen, medyayla çok yakın, hep demeç veren, hep konuşan, heyecanlı bir adamdı ama onunla çok iyi anlaştım. Beni takımın başına getirdi ve hiç karışmadı. Teknik olayların içine hiç girmedi. Bir gün tek bir laf etmedi.


* Ama Abramovich’le öyle olmadı değil mi?


"Abramovich çok farklı bir karakterdi. Moratti’nin tam aksine medyayla sıfır ilişkisi vardı. Hiç konuşmaz, hiç röportaj vermez, hiç ortalıkta görünmezdi. Ama futbolu çok iyi bildiğini düşünürdü ve teknik konularda hep bir fikri, hep bir tavsiyesi vardı. Çok zordu.


* O yüzden mi kovuldunuz oradan?


“Kovulma” diyemeyiz. Karşılıklı anlaşarak ayrıldım. Bir gün dayanamayacak noktaya geldiğimde gittim dedim ki: “Bak Roman, biz iyi arkadaşız. Ama burada kalmaya devam edersem arkadaşlığımız da bitecek. En iyisi ben ayrılayım.” O da buna “Hayır” demedi. Ayrıldım.


* Kovulma değil ama boşanma. Hatta severek boşanma diyebilir miyiz?


“Boşanalım ama arkadaş kalalım” durumu. Çocukların iyiliği için! Tam öyle. Hatta şöyle diyebilirim. Yeniden evlenme ihtimalini de barındıran bir boşanma. Eğer devam etseydik yeniden evlenme ihtimalimiz de olmazdı.


‘KRİZ REAL MADRİD’E UĞRAMAZ’


* Burada Kerem Alkin lafa girdi ve HT Bloomberg Yayın Yönetmeni’nden beklenen soruyu sordu: Euro Bölgesi’ndeki ekonomik kriz Avrupa futbolunu nasıl etkileyecek? Büyük bütçelerde, sponsorluk gelirlerinde sıkıntı yaşayacak mısınız?


(Mourinho gülüyor...) Kriz Real Madrid’e uğramaz, çünkü taraftarların üzerinde duran bir kulüp. Takımın sahibi taraftarlar. Yönetim onların arasından çıkıyor. Takımı maddi olarak taraftarlar ayakta tutuyor. Müthiş bir “merchandising” operasyonları var. Dünyanın her yerinde ürün satıp büyük paralar kazanıyorlar. Sponsorluk gelirlerine zerre ihtiyaçları yok. Geçen yılki gelirleri 500 milyon Euro. Bu da fazlasıyla yetiyor. Mesela Ronaldo transferi çok büyük rakam gibi görünüyor herkese. Real Madrid içinse çerez gibi, çünkü sadece Ronaldo tişörtlerinin satışından gelen para Ronaldo transferi için ödeneni fazlasıyla karşılıyor.


* Bu sözler üzerine masadaki herkes Türkiye’deki kulüplerle Real Madrid’in bütçesini karşılaştırmaya başladı. Bana Galatasaray’ın bütçesini sordular. “5’te biri bile değil” dedim. Fatih Terim itiraz etti: “5’te biri dediği tüm kulübün bütçesi. Tüm branşlar, tüm masraflar, genel giderler dahil. Jose’nin söylediği ise sadece futbol takımının bütçesi.”


Mourinho, Terim’in bu sözlerini doğruladı. Bunun üzerine sordum: Sınırsız imkânın var ve istediğin futbolcuyu alabilirsin. Mesela bu yıl kimi alırdın?


(Yanıtı yanıt değil ama çok önemli.) Messi’yi almazdım. Ronaldo’nun yanına Messi’yi koymak, ikisini aynı takımda oynatmak iyi bir fikir olmayabilir. “Olmaz” demiyorum ama riskli. Belki birbirlerini, belki de takımın uyumunu bozarlar.


* Messi’yi almazdın anladık. Peki kimi alırdın?


"Yarın bir oyuncuyu izlemeye gidiyorum ama kim olduğunu söylemem. Şunu söyleyebilirim, Ronaldo şahane bir oyuncu. Takım oyuncusu, çok iyi huylu, çok iyi kalpli. Her teknik direktörün sahip olmayı isteyeceği bir oyuncu. O takımı seviyor, takım onu seviyor. Messi’yi, karakterini bilmiyorum. Belki o da öyledir. Ama tanımıyorum. Ronaldo her takımda oynar ve başarılı olur. Messi’yi bilmiyorum."


* Mesut Özil...


"Real Madrid’e aldığım zaman herkes şaşırdı. Şaşıracaklarını biliyordum, çünkü Real Madrid taraftarı Zidane gibi oyuncuları seviyo: Gösterişli, şov tarafı olan... Basit oynayan iyi oyunculara alışık değiller."


* Bunca yıldız oyuncuyu yönetmek, kendini kabul ettirmek zor değil mi? Bir teknik adamı, daha doğrusu seni başarıya götüren nedir?


“Karizmatik teknik adam” dediniz ya, takım söz konusu olduğu zaman karizma tam bir palavradır. Oyuncu hemen anlar. Futbolcular çok özel hayvanlardır. Müthiş bir koku alma yetenekleri vardır. Teknik direktörün iyi olup olmadığını, takımı taşıyıp taşıyamadığını hemen anlarlar. Yanlış bir oyuncu değişikliği belki kabul görür ama bu hatayı iki kere yaparsanız ve bu yüzden kaybedersiniz, futbolcunun gözünde bir anda sıfırlanırsınız. Bir teknik adam hem “motivatör” hem iyi antrenör hem iyi oyun okuyucu olmak zorunda. Hepsi birden olacak. Mesela Fatih için “Çok iyi motivatör” diyorlar. Hadi üç maç hatalı kadro yapsın, hatalı değişiklik yapsın, hatalı taktik versin bakalım “motivatör” olabilir mi? Kadroyu doğru kuracak, değişikliği yerinde yapacak, sonra da motive edecek. Bunların hepsi aynı önemde ve futbolcu bunların hepsini görüp anlar.


‘ÜLKEME HİZMET EDEMEDİM’


* Peki ya yıldızlar...


Galiba sizlerin yıldız anlayışıyla biz teknik direktörlerin yıldız anlayışları çok faklı. Mesela bana göre Pepe bir yıldız ama siz öyle görmezsiniz. Taraftar öyle görmez daha doğrusu. Taraftara göre yıldız orta sahadan, forvetten çıkar. Çalım atacak, gol atacak, şov yapacak adamlara yıldız diyorlar. Bize göreyse kafamızda bir takım, bir oyun planı olur ve bu plandaki yerlere en iyi oturacak adamlar yıldızlarımızdır. Bakın bir takımda sizin yıldız dediklerinizden bir tane olursa iyidir. İki tane olursa şahanedir, ama üç tane olursa sorun başlar. Dört tane olursa tam bir felakete dönüşür bu sorun. Ortada takım kalmaz. Futbol kalmaz. Oynayacak kimse almaz.


* Portekiz Milli Takımı’ndan bir teklif gelse kabul eder misin?


"Geçen sene geldi. Takım zordaydı, teknik direktörün işine son vermişlerdi. Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne katılmak riskli hale gelmişti. “Gel” dediler. Açıkçası ben de kabul ettim. Ama Real Madrid yönetimi izin vermedi. “Maçlar çakıştığı zaman ne yapacaksın? Kafan dağılır, konsantrasyonun bozulur” dediler. Haklılardı. Bana ve takıma çok yatırım yapmışlardı. Kabul edemedim ama çok üzüldüm. Bir gün mutlaka bunu yapacağım. Çok istiyorum. Gerçekten istiyorum. Hiçbir zaman iyi bir futbolcu olamadım. Ülkeme hizmet edemedim. Ama şimdi teknik adam olarak hizmet edebilirim ve bunu yapmak istiyorum. Hem de çok istiyorum."


‘TEK UĞURUM KARIMI ARAMAK’


* Son sorumu soruyorum: Maçlardan önce veya maç sırasında bir uğurun var mı? Taktığın bir şey, söylediğin bir söz. Bir de şu meşhur palton vardı, İnter’deyken hep giydiğin. Çok güzeldi. Aradım ama bulamadım. Ne markaydı. Artık giymiyorsan bana satar mısın?


"İspanya Milano kadar soğuk olmadığı için artık palto giymiyorum. Palto nerede onu da bilmiyorum. Karım almıştı. Maçlarda bir uğurum, uğurlu eşyam falan yok. Maç öncesi veya sırasında bir ritüelim de yok. Daha doğrusu tek bir ritüelim var. Sahaya çıkmadan önce mutlaka eşimi ararım. Bana şans diler. O kadar. Uğur diyorsanız bir tek bu var: Karımı aramak.


* Bir ara peş peşe sorularım üzerine Mourinho bana dönüp “Bak hiçbir teknik direktör senin gibi bir futbolcuyla çalışmak istemez. Çok şahsi oynuyorsun. Top hep senin ayağında olsun istiyorsun. Bir çalım, bir çalım daha. Bir kaleden öbür kaleye kadar topu götürüp golü de kendin atmak istiyorsun” deyince masadan kahkahalar yükseldi. En çok gülenin Fatih Terim olduğu da gözümden kaçmadı. Teknik direktörden yediğim fırça üzerine sustum.


Konuklardan biri sordu: “Barcelona’dan teklif gelse gider misin?"


”Mourinho “Asla” dedi. Dayanamadım... Barcelona’dan nefret ediyorsun galiba! Asla. Kariyerim Barcelona’da başladı diyebilirim. Biliyorsun orada teknik direktör yardımcısıydım. Çok iyi dostlarım var o kentte. Halen görüşüyorum. Çocuğum Barcelona’da doğdu ama mümkün değil gitmem. Çünkü İspanya’ya gelmeden önce İnter ve Chelsea’yi çalıştırırken tam 12 kez Barcelona ile karşılaştık. 12 kez. Şansıma. Grupta karşılaşıyoruz, gruptan çıkıyoruz yarı finalde, finalde bir daha karşılaşıyoruz. Tam bir bela. Bu maçlarda o kadar çok gerilim yaşandı, o kadar çok söz söylendi ki, bunları unutmamız mümkün değil. Ben onlara, onlar bana. Artık Barcelona’da çalışamam.


* Çok para verseler!


"Artık paraya ihtiyacım kalmadı. Para için bir şey yapmama gerek kalmadı. Para bir etken olmaz.


‘İTALYA’DA HER ŞEY MÜBAH’


* Hocadan fırçayı yiyip yedek kulübesine çöken oyuncu gibi susunca, soru soran da pek kalmadı. Millet kendi arasında konuşmaya başladı. Bunun üzerine yine dayanamadım: Bak bana kızdın ama ben oynamayınca takımda oynamıyor. Ben yine topu alıyorum kusura bakma!


"Şaka yaptım. Tabii ki sor."


* Üç büyük futbol ülkesinde çalıştın. İtalya, İngiltere, İspanya. Sence hangisinde futbol daha futbol gibi oynanıyor? Hangisinde futbol gerçekten keyif işi?


"Keyiften ne anladığınıza bağlı ama ben en çok İtalyan usulünü sevdim. Mutlaka kazanmak için oynuyorlar. İyi oynamışsın, kötü oynamışsın fark etmiyor. Kazan yeter. Futbolcu da öyle. Canını kanını veriyor kazanmak için. 1-0 kazan ama kazan! Küçük bir takıma gidiyorsun. 80 dakika savunma yapıyorlar. Kıran kırana. 1-0 galip ol fark etmiyor. Gelmiyorlar. Kapanıyorlar. Sonra 80. dakikada saldırmaya başlıyorlar. Ancak o zaman riske giriyorlar. İtalya’da ilk maçımdı. 1-0 kazanmıştık ama kötü oynamıştık. Soyunma odasına indim. Başkan geldi, “İyi oynamadık” dedim. “Boşver iyi oyunu. Kazandık ya yeter. Üç puan cepte. Başkasına gerek yok” dedi. İngiltere ise tam tersi. 3-0 önde hâlâ atak yapıyor takımlar. Ya da 3 tane yemiş ama savunmaya çekilmiyor, yine bastırıyor. Kazanmak önemli değil iyi oynamak, keyif almak önemli. Umursamıyorlar. Teknik direktörler de rahat. İşleri garanti. İtalya’da ilk iki ayda 12 teknik direktör kovuluyor, İngiltere’de hiç kovulan yok. İspanya ise ikisinin arasında bir yerde. Hem kazanacaksın hem iyi oynayacaksın. Kazansan bile iyi futbol yoksa taraftarın ıslıklıyor.


* Biri soruyor: Ülkelerin kültürleri futbolculara nasıl yansıyor? Hangi ülkede futbolcuların kültürel seviyesi daha yüksek? (Soruyu tam anlamıyor ama çok güzel bir yanıt veriyor Mourinho.)


"Benim ülkemde, Portekiz’de bir futbolcu ceza alanında sahtekârlık yapıp kendini yere atar ve hakeme yutturursa bu iyi bir şeydir. Taraftarlar o futbolcuyu sever, alkışlar. Doğru yaptığını düşünür. İngiltere’de bir futbolcu aynı şeyi yaparsa, kendi taraftarı bile ıslıklar. İspanya’da da öyle. Sahtekârlık hoş görülmez. İtalya’daysa her şey mübahtır. Yeter ki kazan. Mesela Robin benim oyuncumken sürekli balıklama atlardı yere. Taraftar nefret etti ondan.


‘BEŞİKTAŞ'TAN DÖRDÜNCÜ KOVULAN OLMAK İSTEMEM’


* Real Madrid’le zirvedesin. Daha yukarıda bir takım yok. Bundan sonra ne yapacaksın? Ne yapsan zirveden inmiş olarak görülmeyecek misin? Eskiden olsa “Evet” derdim ama artık öyle bakmıyorum meseleye. Gittiğim her takımda belirli bir başarıya ulaştım. Dediğiniz gibi Real Madrid eğer zirve ise zirveye kadar çıktım. Bundan sonra keyif işi yaparım. Farklı iddialar ortaya koymak isterim.


* Masadaki Beşiktaşlılardan biri şöyle dedi: O zaman Beşiktaş’a gelirsiniz.


(Mourinho “Hayır” anlamında elini salladı.) Gelmem. Real Madrid’in üç eski teknik direktörü Toshack, Del Bosque ve Schuster Beşiktaş’a geldi, üçü de kovuldu. Dördüncü olmak istemem.


* Bunun üzerine kendisine bir teklif götürdüm: Bizim gazetenin patronu Kasımpaşaspor’u aldı. 2. Lig’de ama 1’e çıkmak üzere, iyi bir iddia olur sizin için. Terim’e dönüp “İstanbul takımı mı?” diye sordu. Terim “Evet” deyince şöyle yanıtladı:


"Neden olmasın?" (Eğer kabul ederse benim kovulacağım kesin. Adam Real Madrid’den yılda 18 milyon Euro alıyor.)

24 Ocak 2012 Salı

Real Madrid ve Sorun Yaratma Çabası




Barcelona maçından sonra İspanya'da ve medyada yazılanları Aceto çok güzel özetlemişti. Real Madrid'in Atletic Bilbao'yu 4-1 yendiği maçta, Jose Mourinho kariyerinde ilk kez tribünler tarafından ıslıklandı. Maçın sonlarına doğru durum 3-1 iken, Ultras Sur Jose Mourinho lehine tezahürat yaparken, stadın bir bölümü bu desteği ıslıklayarak protesto etti. Skor 4-1 olduktan sonra ultras sur, Mourinho'ya desteğe devam etti. Islıklar da devam etti. Maç 4-1 sona erdi.

Mourinho maç son açıklamasında kısaca, kariyerinde ilk kez ıslıklandığını, her şeyin bir ilki olduğunu, bu statta daha önce Zidane, Ronaldo ve Cristiano Ronaldo'nun da tepki gördüğünü, tepkilere çalışmaları ile karşılık vereceğini ve Real Madrid'in başarısı için çalıştığından bahsetti.

Real Madrid'in durumuna bakacak olursak, ligin ilk yarısınında 19 maçta 16 galibiyet alarak 49 puanla, en yakın takipçisi Barcelona'nın 5 puan önünde birinci bitirdiler. Lig'in ilk yarısında 49 puan toplayan Real Madrid, tarihindeki ilk yarıdaki en yüksek puanına ulaşarak rekor kırdı. Bir diğer rekor, ilk yarı sonunda attığı 67 golle İspanya Ligi'inde en fazla gol atan takım oldu. Şampiyonlar Ligi'nde bütün maçlarını kazandı. Belli ki bunlar yetmemiş.Barcelona maçlarında yaşananlar bunların önüne fazlası ile geçmiş gibi. Pepe başta olmak üzere bazı futbolcuların sertliği ve Barcelona maçlarındaki mağlubiyetler, medyanında etkisi ile fazlasıyla etkiliyor. Real Madrid'in Barcelona'yı gerçek anlamda yenmesi, Kral Kupası maçı galibiyeti ile değil de, lig şampiyonluğu ile olur. Son yaşananlar takımı etkilemezse büyük ihtimalle de bu gerçekleşecek. Ama İspanyol medyasında dolanan dedikodulara göre, Jose Mourinho sezon son Real Madrid'den ayrılacak. Gidişata bakıldığında en az sorun yaşaması gereken kulüplerden birisi olması gereken Real Madrid'in bu denli karışması  normal değil.

Kral Kupası rövanş maçı öncesi basın toplantısı yapan Jose Mourinho, Haziran ayında Real Madrid'i bırakacağı, Barcelona yenilgisinden sonra antremanda Sergio Ramos ve Casillas ile tartıştığı iddialarına cevap vermedi. İspanyol basını ile aranızda büyük bir gerginlik var. Bu sorunu çözmek için bir şeyler yapmayı düşünüyormusunuz?'' sorusuna karşılık, ''Şu anda ligde 5 puan farkla lideriz. Şampiyonlar Ligi'nde 6 maçta 6 galibiyet aldık. Ben buraya geldiğimde Real Madrid alışılmış bir şekilde Kral Kupası'ndan eleniyordu ama biz geçen yıl Kral Kupası'nı kazandık. Şampiyonlar Ligi olgusu kafalarında bile yoktu ama artık var. Yani görüldüğü gibi çok sorunumuz olduğunu sanmıyorum''

31 Aralık 2011 Cumartesi

Ayrılmıyorum Ulan!





Jose Mourinho geçen hafta Madrid'de çalışma fırsatını kaçırmak istemediğini ama Madrid'den sonra tekrar İngiltere Premier Lig'e dönmek istediğini açıkladı. Bunu söylemesi ile beraber İspanyol medyasında fazlası ile dedikodu çıktı. Hatta Mourinho'nun yerine Almanya Milli Takım teknik direktörü Joachim Löw yazıldı.


Jose Mourinho bu konu ve genel olarak Real Madrid hakkında gene açıklamalarda bulundu.

Real Madrid ile sözleşmemi tamamlayacağıma yüzde 100 eminim. Şu anda kendimi Real Madrid'den uzakta görmüyorum, gitmek de istemiyorum. Gelecek 2 yıl boyunca, kötü sonuçlar alınmadıkça kimse beni buradan almayacak. Bu takımın en iyi yılları başlamak üzere ve bunu kaçırmak istemiyorum. Bu projeye tüm kalbimi vermişken yarısında bırakmayı düşünmek çok akıllıca olmaz. Herkes biliyor ki, İngiltere'de olmaktan çok büyük zevk aldım ve İngiltere bir gün benim doğal kaderim olacak. Ama şimdi düşünülemez bile çünkü Real Madrid'deyim.


Başka bir ligde olsak ikinci ile aramızdaki puan farkı çok daha büyük, anlamlı ve belirleyici olurdu. Burada olmaktan memnunum, Real Madrid dünyanın en büyük kulübü. Şampiyonlar Ligi'nde güzel ve mükemmel bir şekilde gruptan çıktık ve Avrupa futbolunda önemli bir iz bıraktık.

21 Aralık 2011 Çarşamba

İlginç İstek

Real Madrid'in dün 5-1 kazandığı Ponferradina maçı sonrası Mourinho, Ponferradinalı futbolcular ile tokalaşırken Carril, Jose Mourinho'dan yeleğini istiyor. Mourinho'da yeleğini veriyor. Biz maç sonu forma değişimine alışmıştık ama bunu da gördük.

5 Ekim 2011 Çarşamba

Eye Mou

Beni yakından tanıyanlar koyu bir Jose Mourinho fanı olduğumu bilir. Bana göre dünyanın en iyisi odur. Ama konumuz bu değil.


Barcelona - Real Madrid Süper Kupa rövanş maçı sonlarına doğru önce saha, sonra da saha kenarı karışmıştı. Jose Mourinho, Barcelona yardımcı antrenörü Tito Villanova'ya ilginç bir hareket yapmıştı. Ama maçtan sonra bu hareket değil, olayın karesinde beliren ''The Observer'' konuşulmuştu. 




Reus Avellana Digital, bu olayı oyun haline getirmiş. Oyunda kalabalık içerisinde Mourinho'yu yakalayıp, elinizi gözüne sokmaya çalışıyorsunuz. 'The Observer' unutulmamış tabii ki. Son dönemde en çok indirilen oyunlardan birisi. Iphone application olarak sunulan oyunun linki http://apps.avellanadigital.com/eye-mou/cat/ 




Oyunun görüntüsü,





23 Eylül 2011 Cuma

Jose Mourinho İle Sinek Kaydı

Real Madrid teknik direktörü Jose Mourinho, Braun'un yeni reklam yüzü olmuş.
Yakışır..

3 Eylül 2011 Cumartesi

Sonuç




En büyük yıldız futbolculara, en iyi stadyuma, en iyi tesislere, en ateşli taraftara, en iyi projelere ve daha nice en iyiye sahip olabilirsiniz ama sahada kazanamazsanız, tüm bunları kimse hatırlamaz.

Jose Mourinho
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen