Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2017 Pazartesi

Artık Yama Tutmuyor



Beşiktaş ve Başakşehir'in kaybettiği, Fenerbahçe'nin de berabere kaldığı haftada Kayserispor maçı tam 11 puanlık bir maçtı. Hayati önem taşıması, kar yağışı, TT Arena derken maçta biraz Juventus havası da yok değildi açıkçası ama sonu o maç gibi güzel bitmedi. Galatasaray kaybetti ve sorunlara çözüm olarak sunulan şeyler yıllardır bitmeyen yama kültüründen öteye gidebilmiş değil.

Sneijder ve Selçuk'un yokluğunda kadrolar açıklandığında bir gariplik vardı; Rodrigues, Yasin ve Bruma gibi 3 çizgi oyuncusunun arkasında haftalardır oynamayan Tolga ile De Jong vardı. Maç bittiğinde soru işaretleri dağılmamıştı çünkü Podolski dahil bütün hücum hattı çizgi oyuncularından oluşan Galatasaray'da geriden oyun kuracak, pas dağıtımını yapacak bir oyuncu yoktu. 

Sezon başından beri hücumda inisiyatif alan belki de tek isim olan Bruma iyi işler yaptığı çizgiden forvet arkasına çekilmişti ve başı kesik tavuk gibi ne yapacağını bilmez haldeydi. İşin garibi pivot santrforu yedekte oturan Galatasaray, sanki maçın son anlarıymış gibi maça doldur-boşalt ile başladı. Takımda zaten defanstan oyun kuracak oyuncu yokken orta sahada da bu eksiklik hissedilince doğal olarak bu oyuna da yansıdı.





Galatasaray maçın sonuna doğru golü atana kadar rakip kaleye sadece 2 isabetli şut çekmişti ve ikisi de ilk yarıdaydı ve ikisi de savunma oyuncularındandı. (Linnes-Semih)


İki hafta önce evinde Fenerbahçe'yi 4 golle geçen Kayserispor ise renktaşının aksine ne yapması, nasıl yapması gerektiğini bilir bir haldeydi ve rakibinin zaaflarını kullanarak haklı bir galibiyet aldı. İki yan topta iki gol atıp kazandılar diyerek basitleştirmekten ziyade, yeri geldi her iki kanatta da küçük üçgenler kurup ayağa pas yaptı, yeri geldi dikine hızlı oynayarak rakip kaleye gelmekte hiç zorlanmadı.





Galatasaray adına maç boyunca rakip ceza saha içi ve çevresinde isabetsiz pasların fazlalığı sonucu da özetler nitelikte. Bırakın B planını, Galatasaray'ın A planı bile yoktu.

İkinci yarıya iki değişiklikle başlasa da oyun olarak farklı olmayan bir Galatasaray vardı sahada. Josue'yi oyuna almak Riekerink'in aklına son çeyrekte geldi. Esas yerine geçen Bruma'nın asistinde Eren ile fark 1'e indi, Podolski'nin golünde hakem hatası ile beraberlik kaçtı. Son saniyede de Eren %100'lük golü kaçırınca maç vasat Türk dizisine döndü.

Bu sezon 12 golle, en çok kafa golü yiyen Galatasaray'da maç sonu Riekerink gibi yöneticiler de bir güzel saçmaladı. Riekerink sonucun taktik ve oyuncu değişiklikleri ile alakalı olmadığını söylerken, yöneticiler de duran top zaafiyetleri olduklarını?!, istedikleri transferleri yapamadıklarını, takımın yaşlı olduğunu söyledi.

İnsan sormadan edemiyor, sezon başı Serdar Aziz 4 milyona transfer edildi aylarca yedek oturdu. Sonra birden derbide sahada gördük, daha sonra sakatlanıp sezonu kapattı. Devre arası Ahmet'e 2.5 milyon verdik. Stoper sıkıntısı yaşayan takımda yeni defans oyuncusu, affedilen Chedjou ile birlikte yedek oturdu. Oynatmayacaksak, zaafımızı kapatmayacaksa, işimize yaramayacaksa neden transfer ediyoruz?

Klasik sözlerdir yeni hoca, yeni oyuncular, oryantasyon, ligi tanısınlar, oyuncuları tanısınlar vb. Sergen takıma birkaç hafta önce geldi. Üstelik devre arası takımın yarısı da değişti ve gayette güzel futbol oynayıp bunu sonuçlara da yansıttılar. 

Galatasaray acilen Riekerink'in görevine son vermelidir fakat adı geçen Hasan Şaş vb isimler geleceğine Hollandalı devam etse de olur. Galatasaray senelerdir "yama kültürü" ile sorun çözmeye çalışıyor ama artık yama tutacak halde değil. Teknik direktörlüğü bilen, sistemi ve taktiği olan, çağdaş bir hocaya ihtiyaç var. Eğer "idareten" biri gelecekse Galatasaray da ligi "idareten" bitirir.


12 Aralık 2014 Cuma

Menajer Demeçleri



Millet olarak konuşmayı sevdiğimiz bir gerçek. Buraya geleni de kendimize benzetiyoruz. Takımda uzun bir süredir futbol anlamında ayaklar çalışmadığı için çeneye mi vuruyor nedir futbolcular, yöneticiler, teknik heyet derken son zamanlarda menajerler de konuşmaya, röportaj vermeye başladı.

Sneijder'in menajeri Albers bu konuda zirveyi kimseye vermiyor. Öyle ki, arkadaş Sneijder'in kendisinden fazla konuşur durumda ve her gün ayrı bir TV'ye ve gazeteye konuşurken görüyoruz, okuyoruz. Kendi kendine sokak tabiri ile "gider yapıyor", sözleşme istiyor, rest çekiyor sonra İstanbul'u ve Galatasaray'ı çok sevdiklerini söylüyor. Bununla da yetinmeyip, söylemeyen bir o kalmışçasına Galatasaray'ın nasıl yönetilmesi gerektiği hakkında beyanda bulunuyor. Bu gidişle yakında spor programlarında yorumcu olarak görürüz arkadaşı.

Dün ise Eskişehirspor ve Arsenal maçlarında gayet kötü bir performans gösteren Sinan Bolat'ın menajeri konuştu. Muslera'nın Dünya Kupası'nın en kötü 3 kalecisinden biri olduğunu, Muslera satılmazsa takımda kalmayacaklarını, Galatasaray'ın Uruguaylı kaleciyi satmazsa üzerine para verip göndermek zorunda kalabileceği gibi saçmalıklar dışında Burak ve Selçuk'un anca Çin ya da Katar'da oynayabileceğini söylemiş. Görünen o ki ortama hızlı bir giriş yaparak Albers'i geride bırakmak istiyor kendisi.

Bruma'nın menajeri de konuşmuş ama o nispeten daha oturaklı açıklamalar yapmış. Birkaç ay önce de takımda en çok konuşması gereken isim olan Selçuk'un menajeri konuşmuştu. 

Neuer'in menajeri olduğunu sanan birisi bile takım kaptanı hakkında atıp tutarken, her anlamda takım olmaktan çıkıp toplama kampına dönen kulüpte birlik ve beraberlikten söz etmek de pek mümkün değil.

Bir Yılda Değişenler




Sezon başındaki o malum "kek kalıbı"nın laneti midir bilinmez ama bu sezon Galatasaray için pek iyi hatıralar barındırmıyor. 

Çok değil sadece 1 yıl önce bu zamanlarda daha zorlu bir Şampiyonlar Ligi grubunda bulunan takım kar yağışı nedeni ile ertelenen maçta Juventus'u 1-0 yenerek 2. tura yükselmişti. O sıralar askerdeydim ve benim için güzel bir anı olmuştu. 

Bir yıl sonra ise Galatasaray adına Şampiyonlar Ligi pek de hatırlamak istemeyeceği bir dönem oldu. Tarihimizin en kötü "Devler Ligi" performansını gösterdik. Üst üste 5 maç kaybettik, ilk kez 19 gol yedik ve gruplarda en çok gol yiyen Türk takımı olduk. Üstelik ilk maçta son saniyede Chedjou'nun ekstra hareketi olmasa 0 çekecektik.

Galatasaray'da yaşananlar için genelde "film gibi" ifadesini kullanırız. Bir yıldaki gelişmeler de bu filmin devamı niteliğinde. Ama geçen seferkinin aksine bu sefer konu dram...



23 Ekim 2014 Perşembe

Galatasaray 0 - Borussia Dortmund 4 | Kaptansız, Amaçsız, Ruhsuz

Birkaç gün önce oynanan Fenerbahçe derbisinde de çok güzel bir koreografi vardı tribünlerde. Dortmund maçı öncesinde de anlam ve uygulama açısından harika bir koreografi yapıldı. Bir nevi teknik heyete ve oyunculara bir mesaj verilmek istendi.



"Galatasaray, bir halatı hep birlikte çekenlerin, hep birlikte üzülüp, hep beraber sevinmesini bilenlerin takımıdır" diyen Baba Gündüz,

"Bizi sevenleri üzmeyelim" diyen "Taçsız Kral" Metin Oktay ve son olarak,

"Amacımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme sahip olmak ve Türk olmayan takımları yenmek." diyen Ali Sami Yen.

Çok değil hafta sonu 109. yılını kutlayacak olan, maç öncesi koreografide de "Gücünü Tarihinden Al" mottosu ile kurucusu Ali Sami Yen'in kuruluş amacı olarak belirlediği "Türk olmayan takımları yenmek" olan Galatasaray'da, Dortmund'a karşı alınan 4-0'lık mağlubiyetin ardından teknik direktör ve çoğu oyuncu asıl hedefimiz Başakşehir/lig diye açıklama yapıyor.

Sezon başından beri tam anlamı ile ne yapmaya çalıştığı anlaşılamayan Prandelli bir kez daha garip tercihler yaptı ve Almanya Ligi'nde kötü sonuçlar alan Dortmund, adeta yürüyerek bir hazırlık maçı havasında çok rahat şekilde farklı bir sonuç elde etti. Prandelli tercihleriyle özellikle Şampiyonlar Ligi'nde sanki kazanmak için değil de kaybetmek için çabalıyor.

Sonuç beklenilen bir şeydi. İki sezon öncesinin Şampiyonlar Ligi finalisti ve son yıllarda dünya futbolunun en büyük gelişim gösteren hocası ve takımına karşı mağlup olmak sürpriz bir şey değil. Ama maçtan sonra yapılan açıklamalar da kabul edilebilir değil.

Yine çok değil 1-2 sezon önce "Şampiyonluk yakın meşaleyi yakın" diyen oyuncu topluluğundan, hep birlikte twitterdan meşale getirmeyin diyen oyuncu güruhuna geçiş yapılıyor.




Geldiğinden beri sürekli garip şeyler deneyen, sezona silik bir derbi mağlubiyeti ile başlayan, her maç farklı oyuncu ve sistemle sahaya çıkan, hangi takımı çalıştırdığından haberi olmayan oyuncularını ve camiasını tanımayan Prandelli, hedef olarak ortaya şampiyonluğu koyuyor ama futbol olarak hiçbir şey koymuyor.

Arsenal maçında 3lü savunma çıkıp Sneijder gibi bir oyuncuyu ön liberoya hapsetti. Her maç farklı bir takım sahaya sürdü. Dortmund maçında da Bruma ve Olcan'ı kadroya almadığı gibi futbol olarak ezildiği maçta oyuna sonradan Yasin, Emre Çolak ve Dzemaili'yi aldı. Üstelik daha önce sol açık oynattığı Yasin'i sağ beke çekti. Transfer edilme amacı anlaşılamayan ve geldiğinden beri yokları oynayan Pandev'e bu denli sabretti.

Dortmund maçında Galatasaray sadece 3 faul yapıp rakip kaleye 1 isabetli şut atabildi ve çok daha az koştu. Takım hiçbir şekilde reaksiyon göstermiyor. Takım geçen sene Real Madrid'den 6-1 yenildiğinde dahi bu denli etkisiz değildi.

Semih bir maç sağında Veysel'i, bir başka maç Tarık'ı, başka maçta da Yasin'i görüyor. Sneijder bir ön libero oynuyor, bir sol açık bir forvet arkası. Melo'ya bakıyorsunuz savunmada son adam bir bakıyorsunuz orta sahada oyun kurmaya çalışıyor. Dortmund gibi birbirinden yetenekli oyunculara sahip olan isimlere karşı Tarık ve Telles tek başına bırakılıyor. Kenarlar yol geçen hanı gibi. Prandelli "futbolcularım beni anlamıyor" demek yerine futbolcuları anlamaya çalışmalı.

Galatasaray 2 sezon önce aynı şimdiki gibi oynadığı 3 Şampiyonlar Ligi maçında sadece 1 puan kazanmıştı ama daha sonra oynadığı 3 maçı da kazanarak gruptan çıktı. Ne bir oyuncudan ne de teknik heyetten birisi çıkıp da "önceliğimiz lig" gibi komik bir açıklama yapmadı. Sadece savaştı, denedi, çabaladı.

Galatasaray teknik heyeti de oyuncusu da kafasında zaten Şampiyonlar Ligi'ni bitirmiş. Veysel, Olcan lig için saklanır, Galatasaray kuruluş amacına ihanet eder olmuş. Dortmund'a karşı futbol olarak hiçbir şey vermeden 4-0 yenildiğin maçta İlkay ve Nuri Galatasaraylı oyunculardan daha fazla üzülür durumda.

Artık yetenekli, potansiyelli oyuncuları bulmak değil de onları tam anlamı ile yetiştirmenin zor olduğu dönemde Bruma gibi bir elmas parlatılamıyor. Bir oyuncu sürekli çalışarak ve oynayarak kendini geliştirir, form tutar. Evet halihazırda çok iyi durumda değil belki ama son yıllarda Galatasaray'da Aydın ve Emre'ye verilen şans ve sabırdan çok çok daha fazlasını hak ediyor. Aynı Furkan, Umut Gündoğan, Sinan Kurt ve Koray Günter gibi.

Bir takımın kaptanı o takım için çok önemlidir. Drogba'da kaptanlık pazubandı yoktu belki ama saha içinde de saha dışında da ağırlığını fazlası ile hissettiriyordu. Selçuk aylardır formsuz. Takım zor dönemlerden geçiyor ama sözde kaptan Selçuk ne maç öncesi bir basın toplantısında ne de maç sonu hiçbir şekilde konuşmuyor. Saha içinde performansı ile bir katkısı olmadığı gibi kaptanlığının da bir etkisi yok. Milyonlar alan adamlar neyin tribini yapıyor anlamak mümkün değil.

Galatasaray hafta sonu bir seçim yapacak. Kim kazanır bilemiyorum ama gelir gelmez Prandelli'ye İtalya'ya dönüş biletini almalı.

21 Eylül 2014 Pazar

Balıkesirspor 2 - Anderlecht 1 - Galatasaray 0




Galatasaray'da son yaşananlar tek kelime ile garip. Bakıyorsunuz, 'transfer yapmak için son günü bekliyoruz' diyen bir başkanı, çok saygıdeğer ve kibar ama dizideki gibi ''Aman Ali Rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın'' şeklinde herkesle iyi olmaya çalışan, Türkiye'de her zaman kaybetmeye mahkum olan 'sakin' tavırları ile otorite konusunda sıkıntı yaşadığı belli bir teknik direktörü, 'taraftar baskısından korktuğum için pozisyonda Umut'a pas verdim' diyen, en çok gol beklentisi içerisinde olduğu bir ''forveti'' var.

Galatasaray, Fenerbahçe maçında da oyun anlamında umut vermiyordu, Balıkesirspor maçında da umut vermedi. Mancini, Semih'ten bek yapmaya çalışmıştı. Hemşehrisi Prandelli de Yasin'den bek devşirmeye çalışırken, Olcan Adın'ı kadroya almadı.

Prandelli'nin hem kadro seçiminde hem oyun anlayışında hem de oyuncu değişikliklerinde henüz ne yapmaya çalıştığını anlayamıyoruz. Takımda ruh ve istek olmadığı gibi bir oyun kimliği de yok. Belki kendisi çok başarılı olacak ama şu an hiç ışık vermiyor. 

Bunda oyuncuların da etkisi var. Galatasaray 4. yıldız temalı törenler düzenleyip kalıplara giriyor. Tam tersi Galatasaray'ın kalıplara sığmaması, 21 yaş ortalaması ile tecrübesiz rakibine karşı hiç değilse bir 10 dakika gerçek bir oyun oynayıp boğması, oyuncusu neredeyse 1 yıldır formsuzsa yedek bırakıp formanın değerini hatırlatması, transferin son günü fiyatları gibi oyuncuların kalitelerinin de düşük olduğunu bilmesi gerek.

Geçen sezon performansı ile takımının en iyi oyuncusu olan ve Bursaspor maçında sonradan oyuna girerek iyi işler yapan Olcan ''idmanda iyi performans göstermediği' gerekçesi ile kadroya alınmıyor ama yıllardır özellikle fiziksel anlamda 1 adım ileriye gidemeyen Emre Çolak 'kurtarıcı' rolü ile oyuna giriyor.

Galatasaray geçen sene sağ bek için Veysel'i aldı. Bu sezonun son günü Tarık alındı ama Sabri kadro dışı ve Yasin bek olarak başladı. Selçuk çok eleştiriliyor. Çünkü ilk geldiği yıl çıtayı çok yukarıya taşıdı. Ama yaklaşık 2 yılda ki serbest düşüşü Felix Baumgartner'ı kıskandıracak cinsten. Problem olduğu çok açık ama bir türlü nedeni tam anlamı ile gün yüzüne çıkamıyor. Sezon öncesi maaşına zam yapıldı, sözleşmesi uzatıldı. Şu çok açık ki Selçuk ve Burak'ın performansı, Galatasaray'ın performansını birebir etkiliyor.

Takımda çoğu oyuncuda özgüven tükenmiş durumda. Takımı 1-2 sene önce şampiyon yapan, rakibe sahayı dar eden adamlar gitmiş onların yerine sanki lige yeni çıkan, ilk kez büyük bir takımda oynayan adamlar gelmiş. En kısa sürede takımın kendine gelip form tutması ve özgüvenini kazanması gerekiyor.

Galatasaray, %60'lara varan oranda topa sahip olma istatistiğine sahip ama organize atak yok denecek kadar az. Takımda şutör özelliği olan oyuncular olmasına rağmen kimse şut çekmiyor. Bir kağnı hızında atağa çıkılıyor. Skor olarak değil oyun olarak da darmadağın bir Galatasaray söz konusu. Neredeyse 10 kişi kapanan Balıkesirspor'a karşı 50'ye yakın orta yapıldı ama vurabilen olmadı. Alternatif aramak varken bundan vazgeçilmedi.

Balıkesirspor bu sene ligin ilk iki maçında rakip kaleye sadece 2 isabetli şut atabilmiş ama Galatasaray'a 2 gol birden attı. Öyle ki, rakibin gol atan oyuncularından birisi şu açıklamayı adeta yola çıktığı isimleri, yolda bulduklarına değişenlerin yüzüne vuruyor; ''Galatasaray isim isim bakıldığında iyi ama takım olarak bakıldığında kötü bir takım. Fatih Terim'den sonra takım olamıyorlar.'' 

''Zamana ihtiyacımız var'' cümlesini Prandelli'ye nazaran Bilic ve Halilhodzic'in söylemesi çok daha gerçekçi. Çünkü Beşiktaş sezonu daha erken açtı. Arsenal ile iki zor maç yaptı ve turu tamamen şans eseri geçemedi. Oyunun her anında olmasa bile bir 15-20 dakika rakibi boğan, en azından ne yaptığını bilen bir oyun kimliği ile sahadalar. Zamanla daha iyi oynayabileceklerine inanıyorsunuz, bunu sahada gösteriyorlar çünkü.

Halilhodzic de aynı şekilde. Söylemleri ile 'hiçbir şeyden memnun olmayan bir adam' izlenimi veriyor gibi görünüyor ama neredeyse baştan aşağıya değişen takımı 0'dan kısa sürede bir kimliğe büründürdü. Geldiği ilk günden itibaren de otoritesini ortaya koydu. 

Türkiye'de oyuncular için kalıplaşan ifadeler var. ''Mesela Holosko+bir miktar para'', ''bir Alex değil'', ''Eto'o bitmiş'' gibi. Burak için, 'Burak koşuyor ama ofsayt' bir motto oldu diyebiliriz. Artık kadınlar bile ofsaytı anlıyor ama son yılların gol kralı, Şampiyonlar Ligi'nde Ronaldo ile adı anılan Burak bir türlü öğrenemedi gitti. Takımın en büyük gol umudu ileride ya ofsayta düşüyor ya da faul yapıyor.

Galatasaray bu sezon 5 resmi maç yaptı ve attığı gol sayısı sadece üç. Yabancı oyuncuların golü yok. Henüz bir sistemden ve anlayıştan bahsedemiyoruz. Zorlu bir lig yarışı, zor bir Şampiyonlar Ligi ve ufukta da seçim var. 

Eleştiri, protesto olması gerekiyor mu tartışılır ama daha ligin başında bu kadar sıkıntı varken protesto bir şeylere çözüm olur mu? İşte kritik nokta burası.




24 Haziran 2014 Salı

Türkiye'de Teknik Direktör Ekolü



Yazıyı yazmak için geç mi kaldım bilmiyorum ama bu konu eskiden olduğu gibi bundan sonra da Türk futbolunda hep olacak gibi görünüyor.

(En azından benim için) beklenen oldu ve Mancini ile yollar ayrıldı. Böyle bir şeyin olacağı belliydi. Erkenden olması daha hayırlı oldu. Mancini gider gitmez Türk futbolu ve Türk takımlarının adeta fabrika ayarlarına dönmesi gibi aynı teknik adamlar zikredildi; Lucescu, Mustafa Denizli, Hagi ve Gerets. İşleyen çarka çomak sokulurcasına Fatih Terim'in gönderilmesinin acısı çıkıyor yavaş yavaş.

Lucescu ile görüşüldü ama gelmedi. Gerets ve Mustafa Denizli ile de olur mu tartışılır ama Hagi'nin gelmesine karşıyım. Sebebi de her darda kalındığında Galatasaray sevgisi sömürülürcesine Hagi'yi çağırıp, 2 mağlubiyette basının ve taraftarın ortasına atıp kalplerin kırılması. Bıraksınlar da Hagi bizim için her zaman 'I love you Hagi' olarak kalsın. 'Hagi İstifa' olarak değil.

Başkan Ünal Aysal katıldığı programlarda kesin bir şeyi ifade ediyor; ''Alman ya da Hollanda ekolünden bir teknik direktör istiyoruz.'' Her şeyden önce Galatasaray ve yönetim şuna karar vermeli. Uzun vadede kendi oyun anlayışı, taktikleri ve transfer tercihleri ile kulübü sıfırdan yapılandıracak, potansiyeli olan bir teknik direktör mü isteniyor yoksa gelir gelmez kısa vadede takımı yönetecek birisi mi. Çünkü aslında işin kırılma noktası bu tercihte. 

İlk tanıma uyan bir isim tercih edilirse ki bu Türkiye'de bir futbol takımının yapacağı en zor şey olur. Buna özellikle şu gergin ortamda Türkiye ve Türk insanı hazır değil. Türkiye yıllardır sözde yeniden yapılanıyor ve şu sıralar Brezilya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda biz maçları ve takımın performansını değil, televizyonda hangi maçı izleyeceğimizi düşünüyor, tartışıyoruz. 

Belçika da Türkiye gibi en son 2002'de Dünya Kupası'nda yer almıştı ve sözde değil özde yeniden yapılanma gösterdiler. Şu an birbirinden yetenekli oyuncuları ile iyi bir jenerasyona sahipler ve üst tura çıkmayı garantilediler. Ayrıca dünyanın en iyi ligi plan Premier Lig'e en çok oyuncu ihraç eden ülkerin başında geliyorlar. Biz ise hazırlık maçında Honduras'ı falan yenip bir daha milli takıma çağrılmayacak oyuncuları seyrediyoruz.

En son ağırlıklı olarak gün yüzüne çıkan Thomas Tuchel'in dinlenmek istediği ve Galatasaray'ı reddettiği açıklandı. Tuchel yukarıdaki tanıma uyuyor. Potansiyeli olan, taktiksel bilgisi bir yana kendi oyun kimliği ve karizması olan bir isim. Ama o da olmadı.

Dördüncü yıldız bu yıl elden kaçtı. Fenerbahçe şampiyonluk sayısını eşitledi ve bu sezon geçen sezondan çok daha gergin ve sıcak geçecektir. Sahadaki oyunun değil her zaman sonucun ön planda tutulduğu Türkiye'de sadece Galatasaray'ın değil, İstanbul takımlarının başına geçecek her teknik adamın işi zor. Geldiği ilk yıl uzun vadeli planlar yapıp kendi oyun sistemini yansıtmaya çalışsa da eğer şampiyonluk gelmez ya da takım 3-4 maç kötü sonuç alırsa kaderi hep aynı olacaktır.

Bu yüzdendir ki, Türkiye'de yerli ya da yabancı bir Jürgen Klopp örneği sadece menajerlik oyunlarında mümkün. Basının takım, taraftar ve kulüpler üstünde bu denli etkili olduğu, teknik adama değil futbolcuya dayalı düzen devam ettiği sürece pek değişen bir şey olmayacak.

Türkiye'de son 10-15 yılda uzun vadede olmasa bile gelip kısa sürede takımı toparlayıp şampiyon yapan hocaların da nasıl trajikomik şekilde gönderildiğine şahit olduk. Ortalamaya vurduğunuzda bir teknik adamın Türkiye'deki çalışma süresi belli.

Galatasaray teknik direktörünü henüz bulabilmiş değil. Teknik direktörden önce camia ve taraftarlar nasıl bir teknik direktör istediğine karar vermeli. Özellikle saçma yabancı kuralı ve kötü mali durum göz önüne alındığında adımlar dikkatli atılmalı. Uzun vadede klişe sebeplerle getirilen bir hocanın arkasında durulacak mı? yoksa kaset sürekli başa mı saracak?




6 Mayıs 2014 Salı

Kupalara Layıksın Sen!

Engelsiz Aslanlar, Madrid'deki 2014 IWBF Champions Cup Finalinde CD Fundosa ONCE takımını 64-71 galip ayrılarak beşinci kez Avrupa Şampiyonu oldu. 





Sarayın Sultanları da TKBL Play-Off Final son maçında Fenerbahçe'yi 73-54 galip ayrılarak şampiyon oldu.



Futbol takımımız ise 9 yıl aradan sonra Türkiye Kupası'nı kazandı.


30 Nisan 2014 Çarşamba

Mancini - Lucescu = Değişmeyen Değişim!



Galatasaray her şampiyon olamadığında ya da teknik direktör arayışı içerisinde olduğu her dönemde sürekli Fatih Terim, Mircea Lucescu, Eric Gerets, Mustafa Denizli ve Hagi gibi isimleri duymak gerçekten çok sıkıcı olmaya başladı. Bu kısır döngü içerisinde yine Galatasaray'da değişim rüzgarları esecek gibi.

Bir dönem Galatasaray'ı ve Beşiktaş'ı çalıştırıp şampiyon yapan Mircea Lucescu ile ilgili son günlerde fazlası ile ''dedikodu'' adı altında haberler çıkıyor. Fatih Terim, UEFA Kupası ardından Fiorentina'nın yolunu tuttuğunda gelen Lucescu Süper Kupa'yı kazandırmış, sonraki sezonda da takımı Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde çıkartmıştı. Ali Sami Yen'deki 3-2'lik Real Madrid maçı da hafızalarda. Ligde de takımı şampiyon yapmış ve ardından gönderilmişti. Gönderiliş şekli de üzüntü verici olmuştur.

2004 yazında Shakhtar Donetsk'in başına geçen Rumen hoca gittiği gibi ayağının tozu ile takıma Ukrayna Kupası'nı kazandırdığı gibi, 10 yılda Ukrayna Ligi'nde 7 şampiyonluk kazanmasının yanı sıra 2009 yılında Shakhtar'a tarihinin ilk Avrupa kupasını kazandırdı. Ayrıca 5 Ukrayna Kupası, 1 tane de Şampiyonlar Ligi çeyrek final başarısı gördü.

Gelelim günümüze, Lucescu ayrıldığından beri Galatasaray'da işler Lucescu'nun ki kadar iyi gitmedi. Tam her şey düzeliyor, Galatasaray eskiye dönüyor diyorduk ki,  iki yıl üst üste şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final başarılarından sonra bir sürü saçma ve gereksiz şeyin de araya girmesi ile malum olaylar ile Fatih Terim ve Galatasaray'ın yolları üçüncü kez ayrıldı.

Yerine Mancini getirildi ama hem bireysel hem de takım bazında işlerin yolunda olmadığı çok bariz. ''Takımı ikinci yap'', ''Türkiye Kupası'nı kazan'' pazarlıkları süredursun, Galatasaray'ın problemleri sadece saha içi ile sınırlı değil. Son bir kaç gündür Lucescu'nun Galatasaray'a tekrar döneceği söyleniyor. Hatta eski Romanya futbol federasyonu başkanının bu konuda açıklaması olduğu da ortaya çıktı.

Burada ilk sorulması gereken soru Mancini gitmeli mi? Geldiğinden beri ekstra bir şey yaptığı söylenemez. Tabelaya bakıp ezbere konuşmaktan ziyade sahaya baktığımızda Galatasaray artık rakip fark etmeksizin kötü oynuyor. Ne defansı ne de hücumu iyi yapar durumda değil. Şampiyonlar Ligi'ne direkt gidilemez ve Türkiye Kupası kaybedilirse Mancini gidecek gibi görünüyor. 

Sürekli ''bu kadroyu ben kurmadım'' bahanesine sığınmak yerine eldeki kadroyu en iyi şekilde değerlendirseydi bunlar konuşulmuyordu belki de. Her hafta farklı 11 denemesi ve bir türlü nedense takımı tanıyamaması da sezonun özeti denilebilir. Gönderilmesi taraftarıyım ama neredeyse çift haneyi bulan tazminatı düşündürücü bir etken.  

İkinci soru ise Lucescu'nun gelmesinin doğru olup olmadığı? Türkiye'de başarılı işlere imza atmış olsa da Shakhtar'daki ekonomik özgürlük ve baskı ile Galatasaray'dakinin bir olmadığının farkında olmalı. Gittiği takımlara kendi futbol kimliğini işleyen Lucescu, pahalı transferler yerine genç yeteneklere yönelen bir isim ama en son devre arasında alınan genç yetenekler şimdilerde transferde takas olarak kullanılacağı yazılıp çiziliyor!

Galatasaray'a 3. yıldızı kazandıran Lucescu tekrar gelip 4. yıldızı kazandırır mı bilinmez ama önümüzdeki haftalar Galatasaray için fazlası ile hareketli geçecek gibi görünüyor.




17 Mayıs 2013 Cuma

17 Mayıs 2000



Haydi Popescu, haydi oğlum, haydi oğlum... 
Gol Leventçiğim Goool... 
Korkunç bişey!

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Didier Drogba Ayarı




Halen Galatasaray forması giydiğine inanamıyorum. O kadar sene izlediğimiz adam Galatasaray başarısı için ter döküyor, mücadele ediyor, gol atıyor, asist yapıyor, 'bir futbolcudan daha fazlası' olduğunu her şartta belli ediyordu.

Son derbi sonrası yaşanan ırkçılık kepazeliğine en güzel açıklamalar da Drogba'dan geldi. Golcü özelliği sadece saha içerisinde değil, saha dışında da gol atıyor.


''Bana maymun diyorsunuz ama 2008'de Chelsea, Fenerbahçe'yi yendiğinde ağlıyordunuz... Bana maymun diyorsunuz ama geçen sene ben Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken ekranlarınızın önünde sevinçten zıplıyordunuz... Bana maymun diyorsunuz ama Galatasaray'la şampiyonluk yaşadığımda deliye döndünüz...Ve en kötüsü; bana maymun diyorsunuz ama dün benim maymun kardeşimin attığı iki golde de sevinçten zıpladığınızı unutuyorsunuz... Ve kendinize gerçek taraftar diyorsunuz, öyle mi? 

Bana destek verenlerin yorumlarını okuyun ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışın... Arkamda duran herkese teşekkür ediyorum ve sizi artık daha çok seviyorum


Dün bir mesaj daha yayınlayan Drogba;


Önceki açıklamam lütfen yanlış anlaşılmasın. Son 5 aydır Türkiye'de olmam kariyerimde başıma gelebilecek en güzel şey. Ben zaten Türkiye'yi ve Türk insanını çok seviyorum. Galatasaray formasıyla karşılaştığım tüm takımlardan büyük saygı gördüm. Bu yüzden asla fikrimi değiştirmeyeceğim. Aptal insanlar dünyanın her yerinde var ve onları eğitmek bize düşüyor.

Eskisinden daha da büyük bir istekle ve elimden geldiğince takımımı ve Türk futbolunu dünyanın her yerinde en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağım. Barışla kalın.


İyi ki bizimlesin Parçalı Fil. Uzun yıllar da kalman dileği ile.

7 Mayıs 2013 Salı

Galatasaray 4 - Sivasspor 2


Fazlası ile yorucu geçen bir sezonun erken bitmesi, şampiyonluğu erken garantileme isteği elbette doğru olandı. Futbolcular da bunu desteklercesine Sivasspor maçının başından sonuna kadar iyi mücadele edip harika gollerle maçı ve şampiyonluğu kazandılar.

Selçuk'un harika frikiği ile başlayan maç, golden sonra Sivasspor'un baskıyı atlatması ile devam ederken ikinci yarı Eboue'nin gizli kahramanlığını yaptığı Burak'ın ve Selçuk'un golleri ile skor olarak bitmese de genel anlamı ile bitti aslında. Burak dördüncü golü attıktan sonra hem oyuncular hem de taraftarlar zaten şampiyonluk kutlama havasına girmişti. Biraz boşlayınca da Sivasspor iki gol buldu ve maç bitti.

Fatih Terim'in kupa töreni ve kutlama yapılmaması isteği mantıklı. Çünkü haftaya Fenerbahçe derbisi var ve büyük bir kutlama ya da kupa töreni gibi şeyler futbolcuların rahatlamasına, rehavete sebep olurdu. Kısa kesildi sevinç, daha doğrusu ertelendi.

Genel olarak takım iyiydi ama Selçuk'un iki yıldır yaptığı işler gerçekten kırılma anlarını beraberinde getirdi. Galatasaray'ı seçmesi ile birlikte geldiği günden bu yana performansı ve kişiliği ile Galatasaray'a çok yakıştı. Sivasspor'a karşı attığı ikinci gol ise sezonun en güzel gollerinden. Rakibi geçişi, topu kafası ile önüne alışı ve muhteşem vuruşu.

İki sene önceki ile şimdiki durum arasındaki fark muazzam. Bu kadar kısa sürede bu denli büyük değişim takdire şayan. Genel takım performansı lig sonuna.




28 Nisan 2013 Pazar

2008...Sivas...2013...Gaziantep...Galatasaray...Şampiyonluk



Geçen hafta Elazığ galibiyeti ve Fenerbahçe'nin Gençlerbirliği mağlubiyeti ile avantaj daha da arttı. Gaziantep deplasmanını uzun süredir 2008'deki Sivasspor deplasmanına benzetiyorum. Müthiş maçı 5-3 kazanmış ve şampiyonluk yolunda çok zor bir viraj dönmüştük. Aynı havanın, kenetlenmenin oluşması, şampiyonluk öncesi aynı zorluktaki deplasman. O dönem Sivasspor teknik direktörü Bülent Uygun'du. Şimdilerde Gaziantepspor'un başında gene Bülent Uygun var. 

Çok zor bir deplasman. Gaziantepspor düşmemeye oynuyor ve iyi de oynuyor. Son yıllarda Gaziantep performansımız da pek iyi de değil. İşi daha fazla uzatmaya gerek yok. Gaziantepspor maçını kazanırsak içeride Sivasspor'a karşı şampiyonluk maçına çıkacağız. Allah utandırmasın.


23 Nisan 2013 Salı

Drogba ve Hagi



Geldiği günden beri saha içi, saha dışı hareketleriyle bizi kendine hayran bırakan Drogba, dün kişisel instagram hesabından Hagi'nin fotoğrafını ''Karpatların Maradonası, Efsane'' yorumuyla paylaşıp bir kez daha gönülleri fethetti. 

Daha ne yazılabilir ne denir, kelimeler yetersiz kalıyor bu adam için.

21 Nisan 2013 Pazar

Galatasaray 3 - Elazığspor 1 | Son 3




Maçtan 4-5 gün önce Elazığspor teknik direktörü Yılmaz Vural '3 puan almaya gidiyoruz' demişti. Bir nevi bunu saha da uygulamaya çalıştılar, pozitif futbol oynama çalıştılar ve bu da maçı kaybetmelerine neden oldu. İki takımın attığı gollerin hepsi bireysel hatalardan kaynaklanan gollerdi.

Ligin sonu yaklaştıkça iki takımında farklı hedefi vardı ve puan kaybı tahammülü yoktu. Golle maça başlamak Galatasaray'ı çok rahatlattı. İkinci golden sonra Dany'nin al da at pası! ile farkı hemen bire indirdi Elazığ ama Drogba skoru belirledi.

Maç 3-1 bitmiş olabilir ama net 1 penaltı, Melo'nun pozisyonunun kartsız geçilmesi (ki en kötü sarı kart verilmeliydi) ve en az 2 tane %100'lük gol pozisyonunun ofsayt nedeni ile kesilmesinin bir izahı yok. Önde oluyor olmak, bu hataları örtmüyor.

Melo son 1 aydır gerçek Melo gibi oynuyor. Bu maçta da iyiydi. Umarım sezon sonuna kadar çok daha bu performansı arttırır. Burak ise Real Madrid maçından sonra sebebi anlaşılamaz bir hal içerisinde. İlk maçta haksız bir şekilde cezalı duruma düştü, yapılan itiraz da reddedilmişti. Geçen hafta Karabük'te, bu hafta da Elazığ maçlarında bir problem olduğu çok bariz. Eski ısıran, saldıran, hareketli Burak yok ortalarda. Kafasına bir şeyi taktığını çok belli ediyor. Bu kritik haftalarda daha dikkatli olmalı.

Hafta içi idmanda sakatlanan ve riske edilmeyen Sneijder'in yerine oynayan Yekta hatasına telafi ederek iyi mücadele etti ama halen büyük maçlarda güvenilecek bir isim değil. Dany'e gelecek olursak, goldeki komik hatası dışında maçta sürekli bomba gibi. Top ondayken, ona gelirken rahat olamıyor insan.

Drogba'nın Galatasaray forması giymesine neden olan herkese binlerce kez teşekkürler. İnsan bu rüyanın hiç bitmemesini istiyor. Saha içindeki oyun zekası, mücadelesi, kalitesiyle bambaşka birisi. İnsan gerçekten Chelsealileri kıskanıyor. Komik gelebilir ama halen inanamıyorum parçalıyı giydiğine. Tek başına bir takım. Gönül uzun yıllar parçalıyı giymesini istiyor, umarım giyer. Saha içinde gerçek bir lider ve bir kaptan gibi yönlendiriyor takımı.

Güzel oyun, güzel galibiyet ama ofsayt konusuna daha da dikkat edilmeli. 10'dan fazla ofsayta düşüldü. Şampiyon olmaya 4 değil aslında 3 maç var. Gaziantepspor ve Sivasspor galibiyetleri çok kritik. Fenerbahçe maçı ise her şeyi belirleyecek.

11 Nisan 2013 Perşembe

Galatasaray 3 - Real Madrid 2




3-0'dan sonra Ali Sami Yen'de ilk maçtaki gibi gene erken gol yiyerek başlamak (üstelik ofsayt) sinir bozucuydu. Kötü bir ilk yarı sonrası son 45 dakikada ne olabilirdi acaba?

İşte Galatasaray neler olabileceğini gösterdi ve yaşattı. İlk maçta kötü performans göstererek oyundan çıkan Sneijder'in gene ilk maçta çok net bir pozisyondan yararlanamayan Eboue'ye asisti ve Eboue'nin mükemmel golü ile silkelenip kendimize geldik. Ondan sorası ise hem oyun, hem tribün anlamında efsane diye adlandırabileceğimiz bir şeydi. Sneijder'in kaçırdığına inanamadığımız pozisyonu sonrası Sabri'nin pası ile mükemmel kontrolü ve golü ile 2-1 öne geçtik. Daha ikinci gole sevinirken Drogba'nın kalite kokan golü ile 3'ü bulup ulan n'oluyor? diye demeye başladık.

Bu noktada akıllara ilk maç geliyor ki gelmemesi mümkün değil. İlk maçta verilmeyen 2 penaltı, kaçan pozisyonlar... İlk maçın 3-1 bittiğini varsayarsak, 15 dakikada Real Madrid'e 3 gol atan Galatasaray'ın rövanşta 72'de durumu 3-1'e getirip toplamda durumu eşitlediğinde kalan dakikalarda neler yapabileceğini düşünmek bile tüyleri diken diken ediyor.

Maç 3-2 sona erse de bu heyecanı yaşamak, Real Madrid'e bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde 3 gol atan ilk takım olmak, Mourinho'ya korktuk diyetebilmek, Madrid'i kendi sahasına hapsetmek, ve çok daha fazlası. 12 sene öncede aynı şekilde Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Madrid'deki maç 3-0 bitmiş, İstanbul'daki maçta Real Madrid ilk yarıyı önde kapatmış, Galatasaray ikinci yarı maçı çevirmiş ve maç 3-2 bitmişti. 

Maç sonu tribünlerde açılan pankartta yazdığı gibi; ''Şampiyonluk şarkısı böyle yarım kalmayacak O kupa bir gün ellerinizde kalkacak'' 

Her şey için teşekkürler Galatasaray. Ulan Gaassaray...


9 Nisan 2013 Salı

Cimbom Başı Dik Yürür!





Yollar uzun, dikenli, taşlı olsa da
Bastığın yer üzüntülerle dolsa da
Sel, çığ, ateş önünde her ne olsa da
Cimbom başı dik yürür!

Haydi haydi haydi Cimbom
Haydi haydi haydi Cimbom
Haydi haydi haydi Cimbom

CİMBOM BAŞI DİK YÜRÜR!



Galatasaray 3 - Mersin İdman Yurdu 1



Mersin maçı ile ilgili uzun uzun yazmaya gerek yok aslında. Moral bozucu bir Real Madrid maçı sonrası gol yenilerek başlanan bir maç ve kötü futbol ile devam ederken golün gecikmesi, 2 tane direkten dönen top, Orduspor maçı ile başlayan, Madrid maçında da yaşanan hakem hatalarının Fatih Terim'i çileden çıkartması ve filmin kopması.

Geriden gelerek kazanmak her zaman fantastiktir ama sürekli geriye düşmek, hele ki iç sahada iyi bir şey değil. 1-0'dan 3-1'lik galibiyette öne çıkan 3 isim var. Bunlar; Selçuk, Melo ve Drogba. Neden Selçuk? Çünkü cezalı olduğu maçta ne kadar önemli bir futbolcu olduğu bariz şekilde belli oldu. Ne Emre Çolak ne de Sneijder onun görevini yapabildi. Bir diğer isim Melo. Dany atıldıktan sonra resmen iki kişilik oynadı. Mükemmel müdahaleler yaptı, atak kesti, takımı atağa kaldırdı. Soğukkanlılıkla penaltıyı gole çevirdi ve neden sene başından beri böyle oynamıyorsun? dedirtti.

Bir diğer isim de Drogba. Geldiğinden beri kendisi de hazır olmadığını belirtmesine rağmen hırsı, azmi inanılmaz. 35 yaşında ve tam anlamı ile hazır olmamasına rağmen bu mücadelesini bir Galatasaraylı olarak kıskanıyorum. Çünkü bu adam 35'inde böyleyse 28li, 30'lu yaşlarda canlı izlemek çok daha heyecan vericidir. Attığı 2 gol, yaptırdığı penaltı ile maçı aldı.

Maçın önüne geçen olaylarda ise Süleyman Abay'ın melek olarak servis edilmesi çok komik. Fatih Terim yapmaması gereken şeyler yaptı ama bir süredir üzerine oynandığı çok bariz. Son yıllarda verilen ve verilmeyen cezalar göz önüne alındığında Fatih Terim'e verilecek ceza az çok belli zaten. 

5 Nisan 2013 Cuma

Real Madrid 3 - Galatasaray 0



Bu yıl özellikle Şampiyonlar Ligi'ne konsantre olmuş Real Madrid ile deplasmanda oynamak kolay değildi elbet. Dünya'nın en iyi 3 takımdan biri olan Real Madrid'e karşı savunma ve bireysel hatalara hakemin de katkısı eklenince 3-0'lık skor çıktı ortaya. Özellikle ilk yarı fazlası ile pozisyona girmemize rağmen değerlendiremedik. Real Madrid'e karşı deplasmanda gireceğiniz pozisyonları değerlendirmelisiniz. Verilmeyen penaltılar ve saçma kartlar ile skor harici sinirler iyice bozuldu. Elbette bu skoru beklemiyorduk. Avantajlı skor alma adına gol atmak önemliydi ama olmadı. Canları sağolsun.


3 Nisan 2013 Çarşamba

Tek İhtimali Olanların Hikayesi




Bugün 03.04.2013... Galatasaray, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final'inde Real Madrid ile karşılaşacak. Bundan tam 12 yıl önce gene aynı tarihte Galatasaray ile Real Madrid, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde karşılaşmıştı. İlk yarıda 2-0 öne geçen Real Madrid'e karşı Galatasaray ikinci yarıda geriden gelerek 3-2 kazanarak maçı çevirmişti. İki takım içinde unutulmaz bir maç olduğu gerçek.

Uzun bir süre sonra Şampiyonlar Ligi'ne katılan Galatasaray bugün yine bir çeyrek finalde Real Madrid karşısında. Hedef gruplardan çıkmak idi ama gelinen yer gerçekten çok güzel. 12 sene öncede favori Real Madrid'di bugün de favori aynı. 2000 yılında Avrupa'da bahisçiler Galatatasaray'ın UEFA şampiyonu olmasına çok düşük olasılık veriyordu ama bu tek ihtimali olanların hikayesi. 

Madrid takımını ve Mourinho'yu anlatmaya gerek yok. Herkes biliyor. Önemli olan Galatasaray'ın ne yapabileceği, kendi futbolunu oynayabilmesi ve rövanş için iyi bir skorla ayrılması. Sarı kart durumu da kritik. Önemli isimler sınırda çünkü. 

Galatasaray bu sene Avrupa maçlarında lige göre hep farklı ve daha iyi oynadı. Madrid karşısında daha da iyi oynamalı. Elenebiliriz de eleyebiliriz de ama netice ne olursa olsun, onlar bizim gönlümüzde hep kazandı, hep şampiyonlar ve öyle kalacaklar. Allah yardımcıları olsun.

Allah kerim, Fatih Terim...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen