Elmander etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elmander etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2014 Çarşamba

Elmander Brondby'de




Elmander bir dönem formasını giydiği Brondby'e geri döndü. Saçma yabancı kuralı yüzünden son yıllarda takımdan ayrılmasına en çok üzüldüğüm oyunculardan birisiydi. 

8 Ocak 2013 Salı

2012/2013 Sezonu Galatasaray İlk Yarı Değerlendirmesi

Geçen sezon kazanılan şampiyonluk sonrası yeni sezon hedefleri ve yapılması gerekenler belliydi. Ligde tabi ki şampiyonluk, çok uzun bir süre sonra gidilecek olan Şampiyonlar Ligi'nde de gruplardan çıkabilmekti. Galatasaray, 2012-2013 sezonu devre arasına lige lider, Şampiyonlar Ligi'nde de gruplardan çıkarak girdi. İlk etapta bakıldığında konulan hedeflerin izinde gidildiği bir gerçek ama performans olarak bazı sıkıntılar söz konusu. 

Galatasaray'ın geçen seneki en büyük avantajlarından birisi sadece Lig'de mücadele ediyor oluşuydu. Avrupa Kupaları'na katılamamak kötü elbette ama Türkiye Kupası'ndan da elenilmişti ve haftada 1 maç yapılıyordu. Bu sezon ise yeni oluşturulan bir takım uzun yıllar sonra yeniden Şampiyonlar Ligi macerasına da atıldı. 

Geçen sezon takım olarak sorunlar belliydi. Defansif anlamda rekor kırılmıştı ama ofansif ve yaratıcılık anlamında bireysel performans çoğu zaman sıkıntı yaratmıştı. Sıkıntı, takım oyunu ve bazı futbolcuların üstün performansı ile kapatılıyordu. Bu sezon ise Selçuk, Melo, Elmander, Muslera ve Eboue gibi oyuncularının genel anlamda geçen seneye göre düşük form düzeyleri önemli bir etken. 4-4-2 sisteminde kanat oyuncularının ofansif varyasyonları geçen seneye göre üst düzeye çıkartması için transfer edilen Hamit ve (özellikle) Amrabat'ın tam anlamı ile bekleneni verememesi de sıkıntının devam etmesine neden oldu. Orta sahada Selçuk-Melo ikilisi geçen seneye göre daha sönük kalınca Hamit'e biraz fazla yük bindi ve sabırsız yurdum taraftarından bazı maçlarda gereksiz tepkiler aldı.

Mevki mevki gidecek olursak;


Kale



Muslera çok iyi bir kaleci. Bu yadsınamaz bir gerçek. Takıma katılışı ile kanayan bir yara olan kaleci sorununa ilaç oldu. İlk geldiğinde adaptasyon sorunu yaşadı. Bazı kötü maçlar çıkardı ama bu süreç kısa sürdü ve sonrasında Galatasaray kalesini uzun bir aradan sonra gerçek bir kalecinin koruduğunu hissetti herkes. Rekorla biten bir sezon sonrası bu sezon inişli çıkışlı bir grafik sergilediğini söyleyebiliriz. İlk akla gelenler Manchester United deplasmanında kurtardığı penaltı ve Eskişehirspor maçında yenilen goldeki refleksleri ve çabası. Muslera çok daha iyi performans sergileyebilecek bir kaleci ve özellikle Şampiyonlar Ligi'nde başarı için sergilemeli.


Defans



Geçen sezon çoğu kişinin adını bile bilmediği, beklenmedik bir anda ortaya çıkan, çıkarılan Semih ile De Bour etkisi beklenilen Ujfalusi'nin mükemmel uyumu ve iyi performansı, Eboue'nin kalitesini göstermesi ile Hakan Balta'nın nispeten iyi performansı ile sağlam bir defansif hat söz konusuydu. Gaziantepspor'dan transfer edilen Dany, Ujfalusi'nin sakatlığı ile beklenenden önce forma şansı buldu. Ujfalusi'nin bir stoperden çok daha fazlası olduğu sakatlanınca anlaşıldı. Defans hattını toparlayan, Semih'in performansının yükseltenin o olduğu, lider olduğu çok net bir biçimde ortaya çıktı. Sadece bu sene değil, 2-3 senedir çok net problem olan sol bek konusunda transfer yapılamaması ve Hakan Balta'nın kötü performansı geçen seneki gibi devşirme şekilde geçici olarak çözülmek isteniyor.

Takımda istenmeyen, gönderilmesi beklenen Riera sol bekteki performansı ile bir anda göz bebeği oldu. Futbol zekası ve tecrübesi üst düzey olduğu için kısa sürede uyum sağladı ve iyi iş çıkardı. Kanattan devşirme olduğu içinde bindirmeleri ve ortaları ile de tehlike yaratıyor. Ters kademeye dahi giriyor artık. Ama bu gerçek bir sol bek transferine ihtiyaç olduğu gerçeğini değiştirmiyor. 

Eboue kesinlikle geçen seneki Eboue değil. Çok düz oynuyor. Bindirmeleri, adam geçmeleri bazı maçlarda hiç yok. İyi bir Sabri çok rahat keser bu Eboue'yi. Hayal kırıklığı yaşattı ilk devre itibari ile. Dany'e gelecek olursak, henüz şahsen çözebilmiş değilim. Bir bakıyorsunuz harika müdahaleler, zamanlaması iyi kademeler ve markajlar, bir bakıyorsunuz inanılmaz saçma pas hataları ve adam kaçırmalar. Tam anlamı ile güven verebilmiş değil. Bunda yeni bir takım, yeni bir savunma hattının etkisi de var tabii ki. Ama potansiyeli çok yüksek ve seri bir oyuncu. Semih bazı maçlarda Ujfalusi'yi çok aradı ama Ujfalusi her zaman onun yanında olmayacak. Sadece Galatasaray'a değil, Türkiye Milli Takımı'na da uzun yıllar hizmet edecek inşallah. Küçük yaşta Şampiyonlar Ligi tecrübesi yaşaması çok güzel.

Geçen seneki diri savunmaya nazaran bu sezon çok daha yumuşak bir savunma söz konusu. Rakip gol atmasa bile bir şekilde gol yiyor Galatasaray. Ujfalusi'nin döneceğini düşünürsek devre arası olmasa bile sezon sonu iyi bir stoper transferi düşünülmeli. Sol bek için aynı durum söz konusu değil. O çok daha önemli bir konu.


Orta Saha



Geçen sene bütün sezona yayılan Selçuk-Melo uyumu yanı sıra belli dönemlerde iyi performansları ile öne çıkan Engin, Aydın, Emre ile Galatasaray'ın takım oyunu ve savunması kusurlarını örtüyordu. 4-4-2 sisteminde kanatlarda oynayan oyuncular devşirme olmaları ve yaratıcılık anlamında sınırlı kapasiteleri özellikle iyi kapanan takımlara karşı oyunun kitlenmesine neden oluyordu. Buna karşılık transfer edilen Amrabat ve Hamit'in ilk yarı itibari ile gerçek  performanslarını görebilmiş değiliz. Hamit gerekirse merkezde de, bekte de, çizgide de oynayabilen tecrübeli bir futbolcu olmasına rağmen uyum sorunu yaşadı. Maçlarda sorumluluk almaktan korkmayan bir yapısı var. Bu da çoğu zaman fark yaratmasını sağlıyor. Uyum sorununu atlatıp form tutan bir Hamit bu soruna çözüm olacaktır.

Şahsen aşırı yüksek bulduğum bir bedel ile takıma katılan Amrabat yetenekleri olan, potansiyeli yüksek bir oyuncu ama tecrübe ve mental açıdan gelişime ihtiyacı var. Bazı maçlarda çok etkiliydi ama bazı maçlarda da adeta sahada yoktu. Kötü maçları iyi olanlara nazaran fazla. 

Saçma sebeplerle takıma geç katılan, hazırlık kampını kaçıran ve aklı halen geçen senede olan Melo fazlası ile cepten yedi. Ligin özellikle ilk 2 ayında çok vasat performans gösteren Melo halen istenilen düzeyde değil. Devre arası en çok konuşulma nedeni Elazığ'da penaltı kurtarması. Şans bulan Yekta bu şansı iyi değerlendirdi. Yerli rotasyonunda önemli bir isim. 

Sezon öncesi 3-2 kazanılan Süper Kupa maçındaki hareketi nedeni ile 11 maç ceza alan ve sezona çok kötü başlayan Engin hem performans hem de bu tarz hareketlerden arınma adına olumlu bir gelişme gösterebilmiş değil. Aydın ve Emre bahsedilen yaratıcılık eksikliğini giderebilen, kilidi açabilen, ofansif varyasyonları arttırabilecek kapasiteleri sınırlı, Türk futbolunda çoğu oyuncuya verilmeyen şansa kat kat sahip olan oyuncular. Aydın çoğu zaman çaresizlikten oynayan bir isim. Emre de özellikle bu sezon sürekli kendi etrafında dönerek futbolda yeni bir akım başlatma derdinde!

Bu sezon Galatasaray'ın topla oynama yüzdeleri çok yüksek. Ama bu yüzde oyuna ve pozisyonlara yansımıyor. Defans, Melo, Selçuk üçgeninde sürekli top çevirip, özellikle kanatlardan tehlikeler yaratamadıktan sonra topla çok oynamanın bir artısı kalmıyor. Topu doğru oynayabilmek önemli olan. 



Forvet



Son 2 sezon ki performansı ve gösterdiği gelişim ile bütün dikkatleri üzerine çeken Burak'tan Şampiyonlar Ligi'nde bu denli bir performansı kendisi bile beklemiyordu belkide. Özellikle hava toplarındaki gelişimi dikkat çekici. Ama Burak diğer takım arkadaşlarına bağlı tipte bir forvet. Yani ona pas atmaz, pozisyon hazırlamazsanız Burak'tan tam verim alamazsınız. Ondan topu sürüp 3-4 rakibi geçip gol atmasını beklenmemeli. Selçuk başta olmak üzere ona atılacak paslar ve forvette partneri tarafından hazırlanacak pozisyonlar Burak'ın performansını belirleyecek düzeydi.

Sezon başı rotasyonda kullanılmak için kiralanan Umut'un gösterdiği form sürpriz oldu. Sezona harika başladı. Elmander gibi pres yapan, rakip savunmayı rahatsız eden, hırslı ve takipçi bir forvet. Onun için tam bir görev adamı diyebiliriz. Sezon sonu bonservisi alınmalı.

Bu ülkeye bonservissiz geliyorsanız beklenti çok düşüktür. Size gösterilen değer bonservisiniz ve alacağınız ücret ile paralellik gösteriyor. Geçen sezon bonservissiz gelmiş olmasına rağmen hırsı, golleri, profesyonelliği ve adamlığı ile taraftarın en çok sevdiği oyunculardan oldu Elmander. Rakibe baskı, rakip sahada top tutma, arkadaşlarını pozisyona sokma gibi önemli işleri layığı ile yapıyor ama yaşadığı büyük sakatlık sonrası henüz tam toparlanabilmiş değil.

Çift forvet sisteminde yazılacak ilk isim mutlaka Elmander olmalı. Elmander, özellikleri ile Burak ve Umut'u pozisyona sokabilecek, rakibi rahatsız edebilecek bir oyuncu. Umut ve Burak aynı tipte oyuncular olduğu için bazen etkisiz kalabiliyorlar.



Takımın geneli için konuşacak olursak, performansını tam anlamı ile sahaya yansıtamamasına rağmen ligde lider, Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkıp Schalke ile eşleşen Galatasaray'ın kritik hamleleri ve formunu arttırması ile güzel işler yapması hiçte yanlış bir düşünce olmaz. 4-4-2 sisteminde bazı maçlarda çok zorlanıldı. Başka sistem ve B planları da düşünülmeli. 

Kaybedilen çok basit puan kayıpları olmasa Galatasaray en yakın rakibi ile puan farkını belki de çift haneli yapacaktı ama puan farkı yok denecek kadar az. Arayı lider bitirmek güzel ama önemli olan sene sonunu lider bitirebilmek. Devre arasını en iyi şekilde geçirip ikinci yarıya iyi hazırlanılmalı. Çünkü ligin ikinci yarısı çok daha zor geçecek.

2 Aralık 2012 Pazar

Galatasaray 1 - Gaziantepspor 1 | Ezber




Galatasaray bir kez daha Şampiyonlar Ligi maçı öncesi puan kaybetti. Tek bir kelime ile Galatasaray'ı tanımla deseler 'ezber' derim. Çünkü Galatasaray'ın her şeyi ezber olmaya başladı. Puan kayıpları da, oyunu da, oyuncu değişiklikleri de, yediği goller hatta istatistikler de.

Topla fazla oynanması kesinlikle göz boyuyor. Kendi sahasında defansın top çevirmesi, eğer topu ileriye taşıyamıyor, pozisyona giremiyorsanız, atak organizasyonlarınız başlamadan bitiyorsa gereksiz bir ayrıntı. İlk yarıda Amrabat tamamen zarardı. Pas atamıyor, orta açamıyor, adam geçemiyor, şut çekemiyor, pozisyon hazırlayamıyor... Bir de üstüne arkasındaki Riera ile de anlaşamayınca geriye bir şey kalmıyor zaten. İlk yarı Riera mı sol açık, Amrabat mı anlaşılamadı. Amrabat'tan takımı atağa kaldırması, pozisyona sokması beklenilirken O sürekli aldığı topları ezip geriye oynadı. Takımdan gönderilmesi istenen, bir anda istenmeyen adam olan Riera'nın formu gerçekten takdire şayan. Sol kanatta işler böyleyken, sağ kanatta da tam tersi durum var. Hamit insiyatif alıp bir şeyler yapmaya çalışıyor ama Eboue çok az yardıma geliyor. İkinci yarı bindirmelerini sıklaştırdı ve golün asistini de yaptı. 

4-4-2 sistemini her şartta savunan biri oldum ama Galatasaray 4-4-2'yi oynayamıyor. Burak Yılmaz üst üste 6. maçta iç sahada gol atıp Hakan Şükür'ün rekorunu kırsa da, Elmander'in top indirmesi, partnerini pozisyona sokması, rakip defansı zorlamasını Burak ve Umut birlikte dahi yapamıyor. Bu yüzden çift forvet sisteminde yazılacak ilk isim Elmander. İmparator da artık farklı  sistemleri denemeli. 

Geçen sene Galatasaray'ın yaşadığı en büyük sorun yaratıcılık eksikliği ve atak organizasyonlarının kısırlığıydı. Ama takım oyunu, takım savunması ve duran toplardaki başarı bu eksikliği gideriyordu. Bu sene eksiklikler aynen devam ediyor. Bir de üzerine takım savunması ve takım oyununda da problemler mevcut. 

Bir klişe olan 'akıllar Avrupa maçındaydı' mıydı bilinmez ama Galatasaray kendisinde değil.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Geçmiş Olsun Elmander




Tam sakatlığı geçti, Gençlerbirliği'ne de mükemmel bir gol attı kendine geliyor derken, Cluj maçında sakatlanan Elmander'in en az 1 ay sahalardan uzak kalması bekleniyor. Sahada kaldığı her saniye formasının hakkını veren, savaşan bir oyuncuyu kaybetmek üzücü. Şu ana kadar Burak-Umut ikilisinin birlikte oynayamadığını göz önüne alırsak, Galatasaray'ın fazlası ile ihtiyacı olduğu bir dönemde Elmander'in uzun süreli sakatlığı etkiyi arttırabilecek bir etken. En kısa sürede tekrar parçalıyı giymesi dileği ile, Geçmiş olsun Elmander.

Galatasaray 1 - Cluj 1 | Bir Şeyler Eksik





Tecrübe önemlidir derler ya hep, bunun önemini anlatan maçlardan oldu. Galatasaray, Cluj'a karşı bir çok şeyi buldu. Sahada rakibine karşı sayıca üstünlük buldu, penaltı buldu, iyi kötü pozisyon buldu, baskı buldu, golü de buldu ama sezon başından beri aradığı o tecrübeyi ve takıma liderlik edecek oyuncuyu bulamadı. Bazı şeylerin kötü gitmesinin nedeni de bu. Ujfalusi'nin yokluğunda Eboue liderliği kaldıramayınca savunma sürekli alarm halinde.

Cluj maçın başlaması ile ilk 3 dakikada Eboue'nin kanadından 2 pozisyon yakaladı ama değerlendiremedi. 10 dakika geçmeden aynı kanattan golü attı. O dakikadan sonra oyunun seyri belli oldu; Cluj tamamen kapanacak, bu sezon kapanan, alan daraltan takımların kilidini açamayan, yaratıcı oyuncu eksikliği olan Galatasaray ise gene bu kilidi açmayı deneyecekti. Rakibin 10 kişi kalması çok da önemli olmadı. Eksik kalan Cluj kapanarak alan vermedi. Doğru dürüst çıkmadı, kontra denemedi bile. Sağanak yağışın ve rezil zeminin üzerine penaltının da kaçması sinirleri bozdu ama oyuncuların işi zorlaştırması daha da sinir bozucu. İlk yarı Cluj'un sadece 40 küsür pası ve maçta Galatasaray kalesine isabetli sadece 1 şutu var.

Tecrübeli olmayabilirsiniz ama yağmurlu havada göle dönen zeminde topu sürmemeniz, özellikle savunmada kısa ve geri pas yapmamanız, havadan oynamanız, topun sekeceğini tahmin ederek uzaktan şutlar ile sürekli kaleciyi rahatsız etmeniz gerektiğini bilmek için biraz zeka yeter. Sabırsızlığı da unutmamak gerek. Bazı oyuncuların ısrarla 2-3 rakip arasına dalıp, top sürmeye çalışması, ısrarla yerden pas atmaya çalışması inanılır gibi değil.

Dany goldeki hatası dışında bugün sürekli hatalı oynadı. Zemin ağır, top gitmiyor ama Dany sürekli defans hattına yerden kısa pas yapma derdinde. Doldur boşalt oynayabilmeniz için isabetli orta açmanız ve doldur-boşalt oynayabilen hücum hattınız olmalı. Galatasaray'ın isabetli tek ortasında da zaten Burak golü attı. Emre soldan kesiyor diğer kanatta Amrabat zor yakalıyor, Amrabat kesiyor Emre yakalayamıyor. Bu ortamda dönen topları da toplayamayınca bütün ortalar duvardan seker gibi Cluj defansından döndü. Elmander'in sakatlanıp çıkması ile top saklayan, top indirebilen, partnerine pozisyon yaratabilen bir oyuncusunu da kaybeden Galatasaray, isabetli orta açamadığı ve şut çekmediği için de oyunu kilitledi. Elmander çıkınca Galatasaray'ın rakip sahadaki top tutma oranı gözle görülür derecede düşüyor. Hamit çıkmadan önce şut denedi ama ondan sonra rakip kaleye şut diye pas atıldı.

Bu zeminde taktik konuşmanın pek faydası yok. TT Arena'nın drenajını yapanları, daha doğrusu yapmaya çalışanları konuşsam daha mantıklı olur.




Penaltıyı formsuz Melo değil de bir başkası kullanmalıydı. Aldığı eleştirileri bir nebze azaltmak istedi. Melo'ya penaltıyı kaçırdığı için değil, 3 ay tatil yapıp, gelip rezilleri oynadığı için kızmak gerek. Kötü futboluna bir de laubalili ekledi. 90. dakikada galibiyet golü aranıyor, ceza sahasında dönen topa sol çaprazda röva şota deniyor! Rakip ve hakemle uğraşıyor. (Gördüğü sarı kart ile Cluj deplasmanında cezalı duruma düştü) Bunun başlıca nedeni de Fatih Terim. Fatih Terim, Hamit-Melo kumarını şu ana kadar hep kaybetti. 'Nasıl olsa forma hep benim' düşüncesi ile oynayan Melo, şu ana kadar düzelme belirtisi göstermedi. Melo'nun alternatifinin olmaması da kritik bir hata. Ceyhun ya da Yekta değerlendirilmeli çünkü Melo zarar vermeye başladı. Ayrıca bu maçta 10 dakika da olsa Engin'e şans verilmeliydi. Engin, Melo'nun, Amrabat'ın, Emre'nin, Selçuk'un yapamadığını yapabilirdi çünkü ciddi anlamda yaratıcı tek oyuncu konumunda.

Sabri'nin girmesi oyuna hareketlilik getirdi. En azından bu sezon çok daha önce onu sahada görmeliydik. Riera bu sezon ki en iyi oyununu oynadı. Hiç top tutmadı, gereksiz hareket yapmadı ve sürekli ileriye oynadı. Belki karşısında onu zorlayacak bir oyuncu yoktu ama tecrübenin önemini gösterdi. Manchester United'ın maçı 2-0'dan 3-2 çevirmesi Galatasaray'ın işine geldi ama Galatasaray kendi evinde kazanamadığı için deplasmanda sürekli saldıran taraf olmak zorunda. Cluj ve Braga daha fazla kapanacaktır.

Galatasaray'ın bir dezavantajı da 3 Şampiyonlar Ligi maçında da hep ilk golü yiyen, geriden gelmeye çalışan taraf olması. Manchester United'a karşı sezonun en iyi oyununu oynayıp direkleri geçemeyen, kendi evinde de kazanamayan Galatasaray, deplasmanda istediğini alabilir mi? Hep birlikte göreceğiz.


16 Eylül 2012 Pazar

Antalyaspor 0 - Galatasaray 4




Milli takım arası sonrası, Manchester United deplasmanı öncesi son yıllarda zorlandığımız bir ekiple oynamak stres yaşamanıza neden olabiliyor. Fatih Terim'in de dediği gibi Şampiyonlar Ligi maçları öncesi ve sonrası her zaman zordur.

Ama bu maç beklenilenin aksine zor değil hazırlık maçı tadında geçti. Takımdaki neredeyse bütün futbolcuların hareket halinde olması, top rakipteyken geri gelip pres yapıp top kapması özellikle Şampiyonlar Ligi öncesi önemli.  Antalyaspor maçında da iyi prova edilmiş oldu. Umut çoğu kez geri gelip top kaptı. Amrabat ilk 11 şansını çok iyi kullandı. İlk golde taçı hızlı kullanıp asist yapması, ikinci goldeki kararlılığı, dördüncü golde ortalığı karıştırması ile maçın adamı oldu diyebiliriz. Böyle bir performansa ihtiyacı vardı. 

4-0 iyi  bir skor olabilir ama özellikle ilk yarı atılan 2 golde de bireysel başarı söz konusuydu. Belki rakibe ciddi pozisyon verilmedi ama rakip kalede de organize bir atak yoktu. 2-0'dan sonra Isaac'in de atılması ile hazırlık maçı havasında geçti kalan dakikalar. Burak, Milli maçta da aşırı hırsı ile dikkat çekmişti. Hatta aşırı hırsı hatalar yapmasına da sebep olmuştu. Bu maçta daha kaliteli işler yaptı. Girer girmez topu kontrol edip, dönerek vuruşu kalite kokuyordu. Frikikten çok şık bir gol attı. 3-0'dan sonra farkın daha da açılmasını önleyen Sammy'i fazlası ile zorlayan isimlerdendi. Kalçadan dönerek vuruşu da güzeldi. Burak, özellikle pas alışverişlerindeki alternatifler arttıkça, yani sadece Selçuk'a bağımlı kalmadıkça daha da etkili olacaktır. Elmander ile uyumu da önemli faktör. Selçuk ve Melo ikilisinin ritmi yavaş yavaş geçen sezon ki haline geliyor. Daha da iyi olmalı. Aydın önceki senelere göre fiziksel açıdan daha iyi durumda ama son vuruş ve son pas tercihlerini daha da geliştirirse formayı kaptırmaz.

Cris'i bu maç ile değerlendirmek yanlış olur. Bir savunma oyuncusu için çok kolay bir maçtı. Tecrübesine diyecek laf yok. Endişe edilen konu hızlı ve seri oyunculara karşı neler yapabileceği, yani fiziği. Semih'in de Şampiyonlar Ligi tecrübesi olmadığını göz önünde bulundurursak, savunmada liderliği ele alacak olan kişi Cris.

Bu maç, Manchester United deplasmanı öncesi çok mu iyi bir prova oldu? Tabii hayır ama özellikle orta saha, forvet oyuncularının formları, takımın hırsı ve 4-0'lık galibiyet morali sevindirici. Bu arada maç boyu mükemmel destek veren tribünleri de unutmayalım. 

Uzun bir aradan sonra Şampiyonlar Ligi maçı oynayacağız. Özlemişiz...

8 Aralık 2011 Perşembe

Tıpkı Eski Günlerdeki Gibi




Derbi öncesi 'Galatasaray'ın maça nasıl başlamasını istersiniz ?' diye soru sorsalar, sanırım bir çok Galatasaraylı dün akşamki gibi bir başlangıç isterdi. Kadrolar açıklandığında risk alan tarafın Galatasaray olduğu barizdi. Maça çift forvet çıkılması dışında, sol kanatta Emre Çolak'a şans verilmesi fazlası ile risk teşkil ediyordu. Çünkü, herhangi bir olumsuz sonuçta yapılacak eleştirilerin odak noktası bu olacaktı. Semih Kaya gibi Emre Çolak'da derbiye ilk 11 başlıyordu. Fenerbahçe ise kontrollü oynayıp, orta sahada top tutup kanatlardan geliştireceği ataklarla etkili olabilecek bir kadro ile sahadaydı. Kadroyu gören herkesin sol kanatta Stoch değilde, Bienvenu'nun oynamasına takıldı.

Maç öncesi yazımda da belirttiğim gibi Lig'de bu sezon futbol adına aman aman işler yapan bir takım olmadı. Bunu istikrar haline getiremedi yani. Sadece belli maçlarda, belli dönemlerde iyi işler yapanlar oldu. Derbi için tek güvencem İmparator'du ve güvenim boşa çıkmadı.

Maça inanılmaz başladık. Başlama vuruşu ile tek kaleye döndü maç. Mükemmel bir pres/baskı ile yaparak topu kazanıp olumlu kullandı Galatasaray. Soldan gelişen atakta içeri çevrilen topu boş kaleye yollayabilirdi Baros ama müdahale edemedi. Sonraki atakta gene soldan gelen ortaya iyi bir kafa vuruşu yapan Kazım'ın vuruşunu, şüphesiz Fenerbahçe adına maçın yıldızı olan ve tarihi farkı engelleyen Volkan iyi çeldi. Daha sonra sırasıyla Elmander'in, Baros'un koşu yoluna indirdiği topu ve sol kanatta maça çok iyi başlayan Emre'nin şutunu çıkardı Volkan. Üstüne bir de Elmander'in üst üste iki şutunu çıkardı. Bu pozisyonda Volkan'ı geçemeyen Elmander 2 dakika sonra Baros'a alda at tadında bir pas verdi ama Baros çerçeveyi bulamadı.
Normal bir maçta, 90 dakika boyunca yakalayacağı bütün pozisyonları ilk 30 dakikadaki süreçte buldu Galatasaray. 30 dakikada 6 net pozisyon. Pres, baskı ve tek top pozisyon yaratıyordu ama son vuruşlarda bazen kötü seçimler, bazen de Volkan'ın performansı golü engelliyordu.

Dakikalar ilerledikçe Galatasaray'ın baskısı biraz azaldı, Fenerbahçe topla oynamaya başlıyordu ki, sahneye Gençlerbirliği maçında tek golü atan Eboue çıktı. Sağ kanattan kendisinin başlattığı atakta Elmander ile pas alışverişi yapıp ceza sahasına girerek Yobo'yu adeta bakkala gönderdi ve harika bir gol attı. Beklenen gol geldi ama açıkcası o kadar net pozisyondan yararlanamayıp, nispeten daha zorlu bir golün atılması futbolun cilvesiydi sanırım. Gole kadar olanki süreçte özellikle orta sahanın ve beklerin kanatlar ile uyumu, Elmander'in müthiş hırsı ve katkısı, Melo'nun orta sahada 'adam geçer top geçmez' presi ile adeta özlenen, akıllara gelince hüzünlendiren Galatasaray'ı izledik. Değil bu sezonun, son  yılların en iyi Galatasaray'ı sahadaydı. İlk golün sevinci yeni geçmişti ki, bana göre maçın en iyilerinden olan Elmander'in, tam bir pimi çekilmiş bomba olan Bilica'ya yaptığı pres sonuç verdi. Sol çizgide topu çalıp ceza sahasına girerek farkı ikiye çıkarttı.

İlk yarı 2-0 sona ererken neredeyse bütün Galatasaraylıların skordan başka sevindiği tek şey, özlenen Galatasaray'ın geri gelmesi, sanki 2000li yıllardaki Galatasaray'ı izliyor olmanın verdiği mutluluktu. Benimse korktuğum tek şey, 2-0lık skordan sonra oyunu soğutup, baskıyı azaltacak olma ihtimalimizdi. İkinci yarıya 2 oyuncu değişikliği ile başladı Fenerbahçe. Emre ve Bienvenu çıkıp, Stoch ve Semih oyuna girdi. İkinci yarıya Fenerbahçe'nin baskılı başlayacağı malumunuzdu. Önemli olan bu baskıyı kırmak ve iyi karşılamaktı. Sağ kanatta Gökhan ile etkili olmaya çalıştılar ve Stoch'un plasesi direkten dönüp üst ağlarda kaldı. Savunmada her pozisyonda Ujfalusi'nin Semih'i uyarması, sürekli ilgilenmesi gerçekten takdire şayan.

Bizim adımıza ikinci yarının en önemli pozisyonu Elmander'in soldan pasında sağ kanatta topla buluşan Kazım'ın pozisyonuydu. Kazım'ın şutunu Volkan kornere çeldi. Kazım şut atmak yerine penaltı noktası üzerindeki Baros'a pas atsa muhtemelen fark 3e çıkacaktı. Korner pozisyonunda bir zamanlar 'bir yerleri' ile top kontrol eden şahsa, Melo 'kafası' ile gol atarak dünya futbol tarihinin en iyi ayarlarından birini verdi ve farkı 3'e çıkardı. Golden sonra Alex kapanışı yaptı ve Stoch'un pasında topu ağlara göndererek skoru belirledi. 3-1.

Son yıllarda bu denli baskılı ve iyi futbol oynayan, adeta 'ezen' bir Galatasaray izlememiştik. Bütün futbolcuların hırsı, sadece futbol oynamayı düşünmesi ve taraftarın duyarlılığı ile hiçbir taşkınlık yaşanmadan olmadan, rakibin sığınacağı bir şey olmadan net bir galibiyet alındı. Şüphesiz İmparator'un takımı hazırlayışı, risk alışı, saha içi ve saha dışı etkenleri çok iyi ayarlaması ile gerçek Galatasaray'ı izledik. Evet ezeli rakibinizi ezerek yenmeniz çok önemlidir ama daha önemli olan gerçek Galatasaray'ı, 2000li yılların başında ki Galatasaray'dan pasaj izlememiz paha biçilemezdi. Fatih Terim'in gelmesiyle adeta yeniden doğan Hakan Balta, aldığı şansı çok iyi değerlendiren ve Türkiye'nin yepyeni, taş gibi bir stoper kazanmasını sağlayan Semih, geldiği günden bu yana sadece işini yapan, Türkiye'ye nasıl profesyonel olunacağını gösteren, saha içinde gerçek bir lider olan Ujfalusi, asıl mevkisinde oynadığı zaman neler yapabileceğini gösteren Eboue, her ne kadar inişli çıkışlı bir performansı olsa da, hırsı ve iyi niyetinden şüphemiz olmayan Kazım, olası bir kötü sonuçta ön plana atılacaklar listesinde ön sıralarda olan ve bulduğu şansı harika değerlendirip iyi işler yapan, maç sonu da Arda abisine selam çakan Emre, geldiği günden bu yana lakabı olan 'Pitbull' gibi savaşan, bir futbolcudan daha fazlası olduğunu gösteren Melo, duran toplarda özlediğimiz heyecanı geri getirip, pasları ile nokta atışı yapan Selçuk, gidecek mi, yoksa kalacak mı diye konuşulan, ama yeteneğinden asla şüphemiz olmayan Baros ve son olarak bu sene Türkiye'de yapılmış en iyi transfer olduğunu kısa sürede kanıtlayıp inanılmaz işler yapan Elmander. Gollerin üçünün de yeni transferlerden gelmesi ayrıca sevindirici oldu.

Çok uzun bir aradan sonra yeniden lider oldu Galatasaray. Fazla abartılmamalı sonuçta play-off süreci söz konusu. Ama bu Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi eze eze yendiği gerçeğini değiştirmiyor ve Markus Merk'in de dediği gibi derbide Galatasaray adına kötü olan tek şey, tarihi farkın kaçırılmış olması. Bizim olduğumuz kadar, Onun da bize ihtiyacı vardı. İyiki varsın İmparator.

Yürüyedur Galatasaray...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen