Mersin İdmanyurdu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mersin İdmanyurdu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Nisan 2013 Salı
Galatasaray 3 - Mersin İdman Yurdu 1
Mersin maçı ile ilgili uzun uzun yazmaya gerek yok aslında. Moral bozucu bir Real Madrid maçı sonrası gol yenilerek başlanan bir maç ve kötü futbol ile devam ederken golün gecikmesi, 2 tane direkten dönen top, Orduspor maçı ile başlayan, Madrid maçında da yaşanan hakem hatalarının Fatih Terim'i çileden çıkartması ve filmin kopması.
Geriden gelerek kazanmak her zaman fantastiktir ama sürekli geriye düşmek, hele ki iç sahada iyi bir şey değil. 1-0'dan 3-1'lik galibiyette öne çıkan 3 isim var. Bunlar; Selçuk, Melo ve Drogba. Neden Selçuk? Çünkü cezalı olduğu maçta ne kadar önemli bir futbolcu olduğu bariz şekilde belli oldu. Ne Emre Çolak ne de Sneijder onun görevini yapabildi. Bir diğer isim Melo. Dany atıldıktan sonra resmen iki kişilik oynadı. Mükemmel müdahaleler yaptı, atak kesti, takımı atağa kaldırdı. Soğukkanlılıkla penaltıyı gole çevirdi ve neden sene başından beri böyle oynamıyorsun? dedirtti.
Bir diğer isim de Drogba. Geldiğinden beri kendisi de hazır olmadığını belirtmesine rağmen hırsı, azmi inanılmaz. 35 yaşında ve tam anlamı ile hazır olmamasına rağmen bu mücadelesini bir Galatasaraylı olarak kıskanıyorum. Çünkü bu adam 35'inde böyleyse 28li, 30'lu yaşlarda canlı izlemek çok daha heyecan vericidir. Attığı 2 gol, yaptırdığı penaltı ile maçı aldı.
Maçın önüne geçen olaylarda ise Süleyman Abay'ın melek olarak servis edilmesi çok komik. Fatih Terim yapmaması gereken şeyler yaptı ama bir süredir üzerine oynandığı çok bariz. Son yıllarda verilen ve verilmeyen cezalar göz önüne alındığında Fatih Terim'e verilecek ceza az çok belli zaten.
18 Şubat 2012 Cumartesi
Mersin İdmanyurdu 1 - Galatasaray 3 | Uyarı
Beşiktaş derbisi öncesi ilk devrenin önemli takımlarından biri olan Mersin'e konuk olduk. Kart cezalısı olan Baros, Melo ve Riera dışında ciddi eksiğimiz yoktu. Neredeyse 2 aydır yolunu gözlediğimiz Eboue ise geçte olsa takıma katıldı. Geldiği gibi de ilk 11 başladı. Melo'nun yerine Sabri'nin başlamasından endişe ediyordum ama Ceyhun ile başladık. Necati transferinin en sevindiğim yanlarından birisi 4-4-2 sistemine devam etmemize katkı sağlaması.
Son dönemde gerçek olan bir şey varsa, çok çok mükemmel futbol oynamadığımız ama son düdüğe kadar çok iyi savaştığımızdır. Bu maça da aynı şekilde başladık. Kayserispor maçında yokluktan sol bek oynayan Riera'nın asisti ile maçı kazanmıştık. Aynı yerlerden Hakan Balta orta yapmayı bilmediği için maçın başında öne geçme fırsatını harcadık. Mersin de bizim gibi önde pres yapıp, kalabalık orta saha ile başladı. Top kayıplarının çok canlar yakacağı bir maç olacağı barizdi. Bu yüzden özellikle Selçuk ve Ceyhun'un dikkat edip Engin'i ve Emre'yi iyi beslemeliydi. Oyunu kendi yarı sahasında kabul eden, daha doğrusu etmek zorunda kalan Mersin'i bir ara çok bunalttık. Engin'in vuruşununda Barış'ın topu çizgiden çıkarması, Selçuk'un şutu, Elmander'in pozisyonları derken, Ceyhun'un presinde atağı başlatan Necati, Engin'in güzel ortasında rakip defansa rağmen çok güzel vurdu ve öne geçtik. Aradığımız gol tam zamanında geldi çünkü Elmander sakatlanıp yerini Sercan'a bırakmıştı. Golden önce ve sonra Emre iki tane mükemmel pas attı ama birini Elmander, diğerini de Selçuk değerlendiremedi.
İlk yarı futbol, özellikle de mücadele açısından bizim için oldukça iyiydi. İkinci yarıya biraz tutuk başladık, oyunu kendi yarı sahamızda kabul ettik. Bunda Elmander'in yokluğu önemli faktördü çünkü, Sercan çok etkisizdi. İleride top tutamadığımız, saklayamadığımız için sürekli geri pas yaptık. Barış, aynı hareketi, aynı kişiye ikinci defa yapınca çift sarıdan kırmızı kart gördü ki, kartlar tamamen doğruydu. Ama yanlış olan, Engin'in o güzel şutunda topun çataldan dönmesiydi. Şut pozisyonun da şanssız olan Engin, sol çaprazda Sercan'a çok güzel pas çıkardı ama Sercan acele edip kötü vurdu ve heba etti pozisyonu. Maçın sonlarına doğru, 10 kişi kalan rakibe karşı bu denli 'isteksiz' devam etmemiz önemli bir sorun. Rehavet, Fatih Terim'in olduğu yerde görmeye alışık olmadığımız bir şey. Futbolun en bilindik kuralı işledi ve atamayana attılar. 10 kişi kaldıktan sonra oyuncu değişiklikleri ile risk alıp, baskıyı arttıran Mersin, golü de ölü toptan buldu ki zaten anca bu şekilde atabilirlerdi. Yazı başlığına 'Uyarı' eklememin nedeni bu. 'Nasıl olsa kazanırız' mantığı bize çok maç kaybettirdi. Her zaman, her şartta, her rakibe aynı ciddiyet ve aynı kazanma hırsı ile oynamak Galatasaray'ın mentalitesidir. Kazanılan büyük başarıların tarifindeki malzemelerden birisidir.
Galatasaray alt yapısından yetişmesine rağmen, adı geçtiği yerde halen 2006 yılında attığı gol ile anılan! Aydın'ın da katkıları ile Necati penaltı aldırdı ve Selçuk ile öne geçtik. İkinci golden sonra ilginç bir golle üçüncü golü de bulduk. Sabri hem fiziksel hem de mental olarak daha hızlı hareket etse daha rahat atardık üçüncü golü. Sonuç olarak 3-1 kazandık.Yazı başlangıcında belirttiğim 'savaşma' durumu ikinci yarının belli bir bölümünde ortadan kalkınca baskıyı da, golü de yedik. İlk yarıdaki güzel oyun, ikinci yarıda pek yoktu. Anlamsız şekilde geriye çektik kendimizi. Eboue'nin maçın sonlarına doğru tamamen yorgunluğunu belli etmesi, ofansta etkili olamayan Hakan Balta'ya, defansta Emre'nin yardım etmesi, Elmander ve Engin'in sakatlanarak çıkması, topu ileride tutamamamız, Mersin'in risk alması derken kazanamayabilirdik. Eboue'nin varlığı gerçekten rahatlatıyor insanı. İkili mücadeleler olsun, bindirmeleri ve tecrübeleri ile güven veriyor. Emre ve Engin çok iyiydi. Engin çok çabalıyor, şut atıyor, pas atıyor. Hakem ile daha az münakaşaya girip, topla 3-5 kişinin arasına girmekten vazgeçtiğinde çok daha iyi olacak. Emre özellikle ilk yarı harikaydı. İki mükemmel pas attı. Kendini geliştirdiği çok bariz. Sercan sürekli twitt atacağına, biraz idman kassa hiç fena olmayacak.
Maç sonu ise büyük komedi vardı. Mersin teknik direktörü Nurullah Sağlam, maçı hakem sayesinde kazandığımızı söyledi. Bunu söyleyen de maçtaki ilk atağı 60 küsürde olan ve gol harici başka pozisyonu olmayan takımın antrenörü. Kırmızı kart pozisyonu da, penaltı pozisyonu da temiz. Mağlubiyeti hakeme bağlayıp, hakkını helal etmeyenler!? ilk yarıda 1-0 önde olduğumuz zaman Necati'nin %100'lük gol pozisyonunda kalkan ofsayt bayrağı hakkında tek kelam etmiyor. Maça iyi başladık, gol attık, baskı kurduk, %100'lük pozisyon ofsayt diye kesildi, bir çok pozisyona girdik, direkten dönen topumuz var, 3 gol attık, 5-6-7 olabilecekken çıkıpta bu maç Galatasaray'ın hakkı değildi demek hem ayıp hem yazık.
Özellikle ilk yarıdaki futbolumuzu uzun vadeye ne kadar yayabilirsek bizim için o kadar iyi olur. Sarı kart sınırında olan oyuncuların derbi öncesi kart görmemesi güzel. Riera, Melo ve Baros'un cezaları bitiyor. Engin ve Elmander'in durumları ciddi değildir umarım. Fatih Terim'in de dediği gibi, önemli olan haftayı 3 puan ile kapatmak değil, haftaya 3 puan ile başlamak.
Bu arada unutmadan, inleyen nağmeler ruhumu sardı...
6 Kasım 2011 Pazar
Galatasaray 0 - MİY 0 | Kol Bozuk
Normal şartlarda bakıldığında, geçen hafta eksiklerine rağmen belli dönemlerde çok iyi oynayarak Kayserispor deplasmanından 2-0 gibi net bir skorla galip gelen Galatasaray'ın, evinde Mersin İdmanyurdu'nu rahat geçmesi bekleniyordu. İlk kez forma giyen Semih Kaya'nın iyi oyunu, geldiğinden beri ciddi anlamda kıpırdayan Riera, maç içinde müthiş şekilde savaşan Elmander'in üstüne bir de eksiklerin dönmesi bu beklentiyi arttıran etkenlerdi. Semih'in perfomansı herkes gibi Fatih Terim'i de etkilemiş olacak ki gene 11'de görev verdi. Maça etkili başlayan taraf Galatasaray'dı. Selçuk'un şutu, sağ çaprazda Sabri'nin pozisyonu ve Eboue'nin Elmander'e hazırladığı pozisyonlardan yararlanamadı Galatasaray. Özellikle Elmander'in kaçırdığı pozisyon ilk yarı için Galatasaray'ın en ciddi atağıydı. Baskıyı kıran Mersin, Moritz ve Nobre önderliğinde ataklarını da arttırdı. Hatalı çıkıp, 45. dakika da Moritz'i ceza sahasında düşüren Muslera, penaltıyı kurtararak hatasını telafi etti bir nevi ve ilk yarı golsüz sona erdi. İlk yarıda Riera'nın adeta sahada olmayışına, Sabri başta olmak üzere sağ kanadın kötü performansı da eklenince Galatasaray etkisiz kaldı. Kanatlar işlemedi. Elmander yalnız bırakıldı. Yaratıcı oyuncu eksikliği artık gözardı edilemeyecek durumda. Bu eksiklik her maç gittikçe artıyor.
Orta alanda fazlaca yapılan top kayıpları ve pas hatalarından sonra, ikinci yarıda Sabri-Ayhan, Riera-Sercan değişiklikleri geldi. Riera fazla etkisizdi ve ilk yarıdaki penaltı pozisyonunda geri pası atanda kendisiydi. Kazım, Eboue ve Sabri gibi 3 sağ kanat oyuncusu sahada olmasına rağmen o kanadın kötü kullanılması ilginç, Kazım'ın sağ kanattan topla içeriye girmemesi daha ilginç. Melo, Ujfalusi gibi büyük oyuncu. Oyunu iki yönlü oynamaya çalışıyor. Kendi yarı sahasında rakibi karşılıyor, top dağıtıyor, oyun kuruyor. Yetmezmiş gibi birde ileride adam eksiltip pozisyon hazırlıyor. Yani 10 numara gibi oynamak zorunda kalıyor diyebiliriz. Taraftarın da desteği ile ikinci yarıya da etkili başlayan taraf Galatasaray'dı. Elmander önce Melo'nun, sonra da Eboue'nin hazırladığı pozisyondan yararlanamadı. Mersin'in ikinci yarıdaki ilk ciddi atağında, Nduka ile inanılmaz bir pozisyon kaçırdı. Defansın arkasına sarkıp, Muslera'dan da sıyrılıp boş kaleye üst direğe nişanladı topu. Ardından soldan Selçuk'un ortasında Hakan'ın kafa vuruşunu iyi bir refleksle kurtaran Sehic, Muslera'ya selam çaktı. Maç çok hareketlendi ve zevkli bir hal aldı. İki takımda pozisyon bulduğu için iki tarafa da gidip geliyordu maç ama kaçan pozisyonlar bitmiyordu. Elmander ile üst üste iki pozisyon daha kaçtı. Özellikle Sehic'i çalımlayıp boş kaleye kaçırması kendisi gibi izleyenlere de yerleri dövdürdü. Sol kanatta Sercanın çabaları da sonuçsuz kaldı ve maç 0-0 sona erdi. İnanması zor ama bu kadar hareketli tempoya ve pozisyona rağmen maçta bug varmışçasına gol olmadı.
İkinci yarıda lig kariyerindeki 400. maçına çıkan Ayhan'ın oyuna girmesi ile orta sahada daha fazla top yaptı ve özellikle Eboue'nin performansı ile pozisyonlar buldu ama yararlanamadı Galatasaray. Pek hatırlamak istemesek de, geçen sezonlardan kalan kötü kadro bu kadar transfere rağmen halen izler taşıyor. Orta sahada yaratıcı, lider bir oyuncu eksikliği hissi hat safhada. Beşiktaş'taki Quaresma, Simao gibi Fenerbahçe'deki Alex gibi bir oyuncusu yok Galatasaray'ın. Topla ilerleyip adam eksiltebilecek, pozisyon hazırlayıp gol attırıp, gol atacak bir oyuncu eksikliği var. Engin'in eksikliğinde Selçuk'un daha fazla sorumluluk alması gerekiyor ama yanında oynayan oyuncuların kötü performansı onu da etkiliyor. Melo tek başına hem defansa hem de ofansa yetişemiyor. Sabri'nin iyi niyetinden kimsenin şüphesi yok ama orta sahada olmuyor kesinlikle. Kayserispor maçındaki gibi Ayhan ile başlansa daha farklı olabilirdi ilk yarı. Kazım'da etkisiz isimlerdendi. Kayserispor maçında biraz kıpırdayan Riera bu maçta fazlası ile kötüydü. Artık bir şeyler yapması gerekiyor. İdmanda, şu performansından daha iyi oynuyordur. İşin komik yanı sol açık alternatifimizin Aydın olması. Culio şu yoklukta çok işe yarardı şüphesiz. Aydın'ı izlemektense, sol kanatta Sercan'ı tercih ederim. Sercan, saha içinde düşündüklerini uyguladığı an, çok şeyi değiştirebilecek yeteneklere sahip. Elmander gene çok iyi savaştı ama kendisine yakışmayan pozisyonları kaçırdı. Semih-Ujfalusi ikilisinin uyumu gene güzeldi. Hatta maçla ilgili söyleyebileceğimiz en güzel şeylerden birisi Semih'di. Türk futbolu umarım Semih'i kazanır ve umarım ki Semih bu güzel performansı devam ettirip formayı kaptırmaz. Maçın hakemi için söylenebilecek tek şey, herhalde bu sezonun hatasız maç yöneten tek hakemi olduğu.
Fenerbahçe'nin puan kaybettiği bir haftada kazanılabilecek bir 3 puan hem sıralama hem de psikolojik açıdan çok iyi olacaktı ama olmadı. Lig'de ilk devrenin bitmesine 7 maç kaldı ve artık iç sahada puan kaybedilmemeli. Yaklaşan devre arası transfer döneminde orta saha transferi öncelik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



