Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2018 Perşembe

Nuri Şahin: ''Futbola ve çocuklarıma gurur duyulacak bir şey vermek istiyorum''



             Borussia Dortmund alt yapısında başladığı futbol kariyerinde Real Madrid ve Liverpool gibi dünyanın en önde gelen takımlarında da forma giyen, geçtiğimiz yıl Türk Milli Takım’ını bıraktığını açıklayan Alman kulübünün bayrak adam olarak nitelendirebileceğimiz oyuncusu Nuri Şahin, The Guardian’a açıklamalarda bulundu.
         
            Henüz 12 yaşındayken yaşadığı pansiyonda kendisi gibi kulüp için önemli oyunculardan biri olan ve hakkında “Sahip olup olabileceğim en iyi dostlardan birisi” dediği Marcel Schmelzer tanışan Nuri Şahin, Alman oyuncu hakkında, “Zaten bir profesyoneldim var herkes tarafından seviliyordum. Okula fazlası ile gitmiyordum ve Schmelzer ödevleri bana getirmek ve öğretmenler nerede olduğumu sorduğu zaman benim için yalan söylemek zorunda kalıyordu. Futbol oynadığımı söylüyordu ama aslında idman için dinleniyordum.”
          
          Schmelzer, geçtiğimiz Mayıs ayında Frankfurt’a karşı oynanan Almanya Kupası maçında Nuri Şahin’i kadroya almadığı için açıkça teknik direktör Tuchel’i eleştirmişti. Tecrübeli futbolcu Tuchel ile hiçbir problemi olmadığının da altını çizdi.

Geçtiğimiz yıl Monaco ile oynanacak olan Şampiyonlar Ligi öncesi takım otobüsüne yapılan bombalı saldırıyı da dahil ettiği zaman, “Tuchel’in ayrılması geçen yıl Dortmund için buzdağının sadece görünen kısmıydı.” yorumunu yaptı.

Tuchel sonrası takımın başına Hollandalı Peter Bosz geçerken, orta saha oyuncusu bu kısa süren bu macerayı “kısa ve talihsiz” olarak değerlendirdi. Bosz’un görev alması Nuri için bir umut ışığıydı. İkilinin yolu Bosz, Feyenoord’da görev yaparken ve Nuri’nin de genç bir oyuncu olduğu zamanlardan sonra Dortmund’da bir kez daha kesişmişti ve Nuri ilk 11’deki yerini başarılı bir şekilde geri kazanmıştı. Bunda berbat sakatlığının sona ermesinin anahtar rolde olduğunun altını çizen Nuri, “son 8 aydır tekrar kendi vücudumun patronuyum.”

Dortmund’dan bahsederken bir taraftarın kararlılığı ile konuşan Nuri, “Kulüp son 10 yılda başka bir şey kabul etmek için çok büyüdü. Başka bir seçenek yoktu.”

1997 Şampiyonlar Ligi finali akşamı babasının, annesinin doğum günü kutlaması için dışarı çıktıklarını ve abisi Ufuk ile evde kalıp maçı izlediklerini ifade eden deneyimli futbolcu, Ottmar Hitzfeld’in başarılı dönemlerinde, henüz 7 yaşında bir çocukken kulüpten etkilendiğini ve bağların sağlamlaştığını ifade etti.

O tarihten 16 yıl sonra, Dortmund ligden de ezeli rakibi olan Bayern Münih’e karşı Wembley’de Şampiyonlar Ligi finali oynarken Nuri yedek kulübesindeydi. “Kazanacağımızdan emindim. Tek problem, Bayern Münih son dönemde zaten iki final kaybetmişti. Eğer bir futbol tanrısı varsa, O Bayernle birlikteydi.”

“2013 Final’inde son düdük çaldığında ağlamaya başladım ama futbol yüzünden değil, 1997, beni abim ile birlikte salonda Şampiyonlar Ligi kupamızın ellerimizde havaya kaldırdığımız aklıma gelmişti. Yukarı çıktığımızda kupaya dokunup dokunmamamız gerektiğini merak ettim ama hayır. Belki Tanrı bir gün bana bir şans daha verir.”

Peter Stöger yönetimindeki Alman devi için ufukta Atalanta ile Avrupa Ligi tur maçları var ama eski milli oyuncu için Klopp döneminde yaşananların özlemleri söz konusu. Şimdilerde bir dönem formasını da giydiği Liverpool’u çalıştıran Klopp için, “Bize herkesi yenebileceğimizin felsefesiniz verdi. 2011’de sezonu şampiyon tamamladık. Bayern Münih ile maçımız vardı ve onların 7 puan önündeydik. Otelde, “Tamam, burada bir beraberlik aldığımızda, ilerlemek için birkaç maçımız daha var” diye konuşuyorduk. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama birilerinden böyle konuştuğumuzu duymuş. Bilindiği gibi O çok zeki birisi. Maçtan önce en inanılmaz toplantıyı gerçekleştirdik ve otobüse bindiğimizde maçı kazanacağımızı biliyorduk.” (Dortmund deplasmanda Bayern’i 3-1 yenerken gollerden biri de Nuri’den gelmişti.)

“Klopp ile hep çok yakındık. 2011 sezonunu şampiyon tamamlarsak, Real Madrid’e gitmeme izin verdi. Brexit dahil, onunla birçok konuda konuşuyorduk. Bir gün yemekteyken bunun futbolu, transferleri ve Euro ve Pound’u nasıl etkileyeceğini konuştuk. Her şeyi bilmiyorum ama uzmanlar ile her şeyi öğrenmek ve konuşmak istiyorum.”

Yaşamı geniş açıdan görmek arzusu kariyer sonrasını düşünmeyi de genişletiyor, Nuri Şahin bu yaz Harvard Üniversitesi’nde Spor Yönetimi dersleri alacak. “Çocuklarıma gurur duyacak bir şeyler vermek için futboldan sonrası için büyük planlarım var. Sadece nasıl bir futbolcu olduğum ile ilgili konuşmak için değil.”

“Kulübün artan kalitesi beni heyecanlandırıyor. Benim gibi oyuncuları izlemek için bir bilet almayacağım ama Jason Sancho’nun iki oyuncuyu alt etmesini izlemek için her zaman bilet alırım.”

“Sıradaki ne olursa olsun Dortmund her zaman benim için daimi kalacak. Umuyorum ki, bu, kariyerim sona erse bile bitmeyecek bir hikaye. Oyuncu, antrenör, yönetim kurulu üyesi ya da taraftar olarak, Şampiyonlar Ligi Kupası’nı buraya getirmek istiyorum. Bu olduğunda sokaklarda ne olacağını gerçekten merak ediyorum çünkü Almanya Kupası ve Lig’i kazandığımız zaman neler olduğunu gördüm, inanılmazdı!. Bu, bir kitap yazmak için kayıp olan son bölüm olurdu.”




Mauricio Pochettino: "Hayatım 24 Saat Futbol"



Tottenham’ın başarılı teknik direktörü Mauricio Pochettino, BBC’den Nihal Arthanayake ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

“Hayatım 24 saat futbol hakkında konuşmak ile geçiyor, her konuşma her aksiyon, bu benim hayatım, tutkum.”

Newell's Old Boys altyapısında başladığı futbolculuk CV’sine daha sonra  Espanyol, Paris SG ve Bordeaux gibi önemli takımları da ekleyen Arjantinli teknik adam, ilk menajerlik deneyimini de yine ter döktüğü Espanyol kulübünde yaşadı. Yaklaşık 3 yıllık İspanya macerası sonrası yolu İngiltere’ye düşen Pochettino, kısa bir Southampton macerasının ardından, 2014 yazından beri Ada’nın en köklü takımlarından olan Tottenham’ın başında. Her ne kadar futbolculuk kariyeri çok parlak olmasa da, son yıllarda Londra ekibi ile yaptığı çıkış ile bütün dikkatleri üzerinde toplamayı başardı.

Tottenham, 45 yaşındaki menajer ile üç buçuk yıllık macerasının ilk senesinde Premier Ligi beşinci, sonraki sezon üçüncü, geçtiğimiz sezonda ikinci sırada tamamlarken, bu sene Şampiyonlar Ligi’nde Dortmund, son şampiyon Real Madrid ve APOEL ile eşleşmelerine ragmen grubu namağlup lider olarak tamamladılar. Sürekli artan bir performansı dışında Harry Kane, Dele Ali ve Eric Dier gibi genç İngiliz triosunun da yıldızlaşmasını sağladı.

DENGEYİ BULMAK KOLAY DEĞİL
“Her zaman rekabetçi olduğumu hatırlıyorum. Başlangıçta, kardeşlerimle, arkadaşlarımla, okulda oynarken, dahil olduğum her şeyde. Bunun hırs olduğunu bilmiyordum ama hayallerime kavuşmak için savaşmak ve sadece kendimi, hislerimi takip etmek, bu yaptığım şeydi. Şimdi çok daha fazla sorumluluğum olmasına ragmen halen bu şekilde hareket ediyorum; hislerimi ve duygularımı takip ediyorum.”
“Bu hayattan zevk almak için bulduğum bir yol. Benim için ailem ve futbol hayattaki en önemli şeyler. İkisi de aynı derecede öneme sahip. Dengeyi bulmak kolay değil ama ben şanslıyım çünkü bütün ailem futbola aşık.”

EŞİMDEN TAVSİYE VE ELEŞTİRİLER
“Maçlardan sonra eşim birçok tavsiye ve eleştiri de bulunuyor. Bazen üzgün oluyorum ve bana neden bunu tavsiye ettin diyorum fakat hoşuma gidiyor. Çünkü farklı bir nokta ve bakış açısını dinlemek her zaman çok önemlidir. Daha yaratıcı olmanızı sağlayacak ve size yardım edecek farklı bir nokta ve açı bulabilirsiniz.”
“Film izlemek ve kitap okumak gibi şeyler bulmaya çalışıyorum ama duramıyorsunuz. Belki izliyorsunuz ama konsantre olmadan izliyorsunuz, maçta ne olduğunu düşünüyorsunuz. Durmak zor, çok zor.”

“Bir menajer olarak kaybetmek çok daha acı verici. Her zaman oyunculara nasıl yardım edeceğinizi, takımı nasıl geliştireceğinizi düşünüyor, bazı kararlar nedeniyle kendinizi suçluyorsunuz. Bu çok acı verici olmasına ragmen baskı hissetmiyorum. Futbolun keyif almanız gereken bir oyun olduğunu kabul etmeniz gerekiyor.”

BABALIKTAN FUTBOLA
“Baba olduğumda çok geçtim, 22 yaşındaydım. 1994 yılında Espanyol’a transfer olduğumda sadece eşimle ben vardık ama 1 yıl sonra ilk oğlum dünyaya geldi. Bu hayatımdaki en iyi tecrübeydi.”

“Bazen ebeveynler çocuklarla olan ilişkilerini bir arkadaş gibi tanımlamak ister ama bu imkansızdır. Her zaman anne ve baba olarak kalacaksın. Arkadaş kelimesinin bu tanıma tam anlamı ile uyup uymadığını bilmiyorum. Yapmaya çalıştığım şey koşulsuz şartsız bana ihtiyaçları olduğunda orada olmak. Yanlarında olmak, bunu onlara hissettirmek, istediklerinde ve problemleri olduğunda onlarla konuşmak önemlidir ama bu konuda zorlayamam, karar onların. Bu oyuncularla olan iletişimim gibi, her zaman onlara bağlı.”

“Belki oyuncu yakın olmak ister, eğer konuşmaya ihtiyacı varsa, saha içi ya da dışında problemleri paylaşmak istiyorsa. Bu karakter ve kişilik ile ilgili. İki oğlumda tamamen birbirinden farklı. Biri daha yakınken diğeri mesafeyi korumak istiyor ve bu konuda onu zorlayamam çünkü sorunlara neden olabilir ancak onlar için orada olacağınızı anlamaları gerekir.”
“Şunu da anlamaları gerekiyor; bazı hatalar yapmalara ihtiyaçları var ve sonunda onları eleştirmeden yanlarından olup, ‘Evet, tecrübe kazanmak ve bunlardan ders almak için hatalar yapmak zorundasınız’ demelisiniz. Sadece başarılı olduğunuzda değil, başarısı olduğunuzda da bunu yapmak çok önemli.”

NEDEN TEKNİK DİREKTÖRLÜK YAPIYORUM?
“Her çocuğun içinde, futbol oynamak ve bundan keyif almak için gereken masumiyeti ve kararlılığı, gözlerindeki parıltıyı ve ifadeyi görebilir, hayallerini algılayabilir ve hissedebilirsiniz.”

“Teknik direktörüm çünkü her şeyden önce benim bakış açıma göre insanlara yardım etmek, onların hayallerine ulaşmaları için yardım etmek çok önemli. Bunu yapabileceğimiz bir konumdayız çünkü futbol bir tutku, bu duygular ile alakalı. Bence bu projeye dahil olmak, bunun bir parçası olmak, bir kulüp ile paylaşmak harika bir şey.”

“Futbola olan aşkları sayesinde hayallerine ulaşmaları için onlara yardım etmek, devam etmemiz için gereken ilham kaynağı.”



- Boş zamanlarında film izlemeyi sevdiğini söylemiştin, favori filmin nedir? diye soruyor.
- "Sonuncusu bir seriydi, Game Of Thrones; 7 sezon izledik ve bütün ekip, çalışanlar çok konsantreydik. Futbol ve sonra da GOT vardı. Eğer uyumayacaklarsa hazır olmalılardı."

- Bir kerede en fazla kaç bölüm izledin, 1 bölüm izleyip bıraktın mı yoksa saatlerce mi?
- "Bazı koçlar belki de gece 2 ve 3'e kadar izlediler ama ben böyle yapmadım.

- "Merak ediyorum, GOT'taki favori karakterin gibisinden, seride kimsin diye?
- (Bu sırada bütün ekip birbirine bakıp gülmeye başlıyor.)
- "Tony kim olduğumu düşünüyorsun?" sorusuna "Jon Snow" cevabı gelmesine rağmen Pochettino: Hayır ben ejdarjayım.

Kaynak

Bu yazı tribundergi.com sitesinde yayınlanmıştır.

24 Şubat 2013 Pazar

Futbol Kompozisyonu



Fotoğraf Fulham - Stoke City maçından. Berbatov'un golü ile maçı 1-0 kazanan Fulham'da gol sonrası bu muhteşem görüntü ortaya çıkmış. Top ağlarda, futbolcular sevinç yumağı oluşturmuş, kuşlar da adeta onlara eşlik ediyor... Adeta bir futbol kompozisyonu

27 Aralık 2012 Perşembe

3 Haziran 2012 Pazar

Müzik... Futbol...

Dünyanın en iyi djlerinden Armin Van Buuren'in Euro 2012 için yeni parçası ve klibi...



5 Şubat 2012 Pazar

Haydi Beyler!




























Kaptan takımını motive ederken...

Karışma Hocam Sen!

1980-1981 yılları İstanbul'da sıkı yönetim var, Ömer Albay zamanı. Haftasonu İnönü stadında bir lig maçı Galatasaray, Eskişehirsporu konuk ediyor. Stad dolu, seyircide endişeli ve gergin bir bekleyiş, çıkış tüneli ağızında takım göründü. Saha kenarında kurban kesildi, oyuncular kurbanın üzerinden atladılar, alınlarına kan sürüldü... Çok kritik bir hafta ligin sonu görünmüş Galatasaray futbol takımı puan cetveli sıralamasında sondan dördüncü!. Bu maçıda kaybederse küme düşme potasına girecek. Tüm fotomuhabirleri Galatasaray'ın atacağı golü fotoğraflamak için Eskişehir kalesi arkasında bende ters kalede idim. İlk devre skoru Eskişehir 2, Galatasaray 0, devre arasına bu skorla başlar önde gidildi. Seyirci şokta, suspus olmuş, kimsenin ağzını bıçak açmıyor, hava soğuk tembel bir kış güneşi var ve ikinci devre başladı. Antrönör sorunu yaşayan Galatasaray'ı son olarak Turgay Şeren çalıştırıyor. Fatih Terim takım kaptanı, defansın bel kemiği, ABD'nin Cosmos takımından transfer edilen yumruk show ile ünlü sarışın defans elemanı Güngör'ü ileri gönderiyor, forvete yardım etsin diye. Turgay Şeren çıldırıyor saçını başını yoluyor, taç çizgisi kenarına kadar gelip avazı çıktığı kadar bağırıyor "Güngör geri gellll" diye.


Güngör şaşkın geri mi gelsin ileride mi kalsın, takımla son 35 dakikaya 2-0 mağlup girilmiş. Gol fotoğrafı çekmeyi bir yana bırakıp geldim Galatasaray kulübesi önüne. Fatih, Güngör'ü ileri gönderdikçe, Turgay 3. Golü yeme korkusu ile geri çağırıyor, sürtüşme var. Fatih, Turgay hocaya en sonun da bağırmaya başlıyor ''karışma hocam sen!'' dönüyor Güngör'e git ileri diyor. Önce 2-1 bir korner bir kafa 2-2 Turgay Şeren ağlıyor gözler kıpkırmızı. 















(Çocukken onu Ankara 19 Mayıs Stadyumunda seyretmiştim. Kaleciyken çok uçmazdı ama, iyi yer tutardı, Turgay Şeren, Özcan Arkoç, Necmi Mutlu, Varol Ürkmez iyi kalecilerdi. Koca dev milli kaleci Turgay'ı dolu dolu gözlerle görmek tabiki dokundu bana).


Maçın sonuna doğru Güngör'den bir kafa topu daha Galatasaray 3-2 öne geçiyor, Turgay yumruklarını sıkıp bağırıyor "İşte Cimbom bu" göz yaşları yeniden akıyor, seyirci rahat bir nefes alıyor ve maç böyle bitiyor. GS tehlikeli bölgeden uzaklaşıyor, Fatih Terim ilk sinyalleri 20 yıl önce veriyor, Piontek'ten öğrendikleriylede Avrupa da kendine kariyer sağlıyor.





Alıntıdır...

Bu Adam Çok Tehlikeli



Raul, Schalke idmanında döktürüyor. 
Her ne kadar idman da olsa, bu adam özellikle ceza sahasında çok tehlikeli

25 Ocak 2012 Çarşamba

Versene Olum Topu!

İngiltere 1. Lig'inde oynanan Bury-Yeovil Town maçında ev sahibi takım penaltı kazanıyor. Schumacher, kazanılan penaltıyı  kimin kullanacağıyla ilgili saha içinde takım arkadaşı Coke ile kavga ediyor. Hani bıraksalar girecekler birbirlerine. 


Sonunda Schumacher penaltıyı kullanıyor ve Bury maçı 3-2 kazanıyor.


24 Ocak 2012 Salı

Çakma Yılmaz Vural

Paolo Di Canio Futbolculuk döneminde yaptıklarından sonra, teknik direktör olarak yaptıkları ile de konuşuluyor. Futbolu bıraktıktan sonra teknik direktör olan ve şu anda Swindon Town’u çalıştıran Di Canio, Macclesfield Town 1-0 yendikleri maçta Matt Ritchie oyundan çıkarken poposuna tekme atıyor. Bunu gören hakem de Di Canio'yu tribüne yolluyor.

Karara çok sinirlenen Di Canio maç sonunda, Kulübedeki teknik alan bana ait. Burada istediğimi yaparım. Hakemin beni tribüne göndermesi çok saçma. Ben vücut dilimi kullanan birisiyim. 25 kez beni gönderebilirsiniz ama beni asla değiştiremezsiniz. diye açıklama yaptı.

Bu tarz görüntüleri biz Yılmaz Vural'dan görmeye alışkınız ama İngilizler pek alışkın değil.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Totti'den Rekor





Dünya futbolunda son yıllarda 'bayrak adam' lafının altını doldurabilecek yegane isimlerden birisi Roma kaptanı Francesco Totti'dir. Roma'nın Cesena'yı 5-1 yendiği maçta 2 gol atan Totti, Roma forması ile 211. golünü attı. 1949-1956 yılları arasında Milan forması ile 210 gol atan İsveçli Gunnar Nordahl'ın rekorunu kırarak Serie A’da bir takım forması altında en fazla gol atan futbolcu oldu. Efsaneye yakışır.

Eskişehirspor 0 - Galatasaray 0





Maç öncesi saha dışı konusunda en önemli olan, zeminin durumuydu. Maç saatine doğru temizlenme işlemleri arttırılmıştı ama asıl sorun maç saatinde sahanın buzlu olup olmayacağıydı. Saha içinde Galatasaray adına en önemli konu ise, Baros'un sakatlanmasından sonra Fatih Terim'in 4-4-2 sistemi ile devam edip etmeyeceğiydi. Kadro olarak sağda Sabri, göbekte Ujfalusi ve Semih, solda Hakan, önlerinde Melo, solda Emre, Sağ da Kazım, göbekte Engin, Selçuk ve tek forvet Elmander dizilişi ile çıktık. Her ne kadar 4-4-2 oynamamızı istesem de, 4-1-4-1 tarzında dizildik. Bu sistem, yani tek  forvetli sistemi lig başından beri tam anlamı ile oynayamadık. Bu şekilde oynamaya çalıştığımız maçlarda ciddi anlamda zorlandık, çünkü orta alanda 10 numara tarzında, oyun kurabilecek, adam eksiltip, pozisyon hazırlayabilecek bir oyuncumuz yok. Buna, son dönemde formsuz devam eden Kazım'ın kötü performansı eklenince, bütün yük sol kanada kalıyor. Engin bahsettiğim 10 numara boşluğunu tam anlamı ile doldurabilen bir oyuncu değil. Kah kanada inip pozisyon hazırlayacak, dribbling ile içeri dalacak bir oyuncu da olmayınca maçı neredeyse şut atmadan tamamladık. Geriye tek çare ölü toplar ve sürpriz şutlar kaldı.

Bu tarz zeminlerde yerden çekilen şutlar kalecileri ciddi anlamda şaşırtıp, hataya zorlayabiliyor. Bunun bilincinde olan Eskişehirspor bunu sık sık denedi ama Muslera hiç top sektirmedi ve hata yapmadı. Bizim hiç sut çekmememiz ise işin garip tarafı. Oysa ki, Melo, Selçuk, Emre ve Elmander iyi şutlar çekebilen oyuncular. Orta alanda yaratıcılıktan yoksun olan ve fazla pas hatası yapan Galatasaray'a nazaran, Eskişehirspor özellikle sol kanattan etkili geldi. Orta alanı kalabalık tutup, çıkartmadı Galatasaray'ı. Özellikle ikinci yarı gereksiz sertlik ve hakemin bu sertliğe müsade etmesi Eskişehirspor'un işine geldi.  Kötü oynayan Engin, Kazım ve etkisiz kalan Selçuk ile beraber çöken orta sahamız sonucunda maç daha çok bizim ceza sahamızda oynandı. Bizim adımıza 1.5 pozisyon vardı. Bu pozisyonlarda baş rolde Melo vardı. Kafa vuruşunu İvesa, sonraki pozisyonda da sağ çaprazdan şutunu defans uzaklaştırdı. Kazım ve Sabri'nin form durumları gibi aralarındaki uyumda kötü. Ne defansif anlamda ne de ofansif anlamda iyi bir ikili değiller.Bunu iyi değerlendiren Ersun Yanallı Eskişehirspor, hep o kanatta etkili oldu. İkinci yarıda Fatih Terim risk alıp Kazım'ı bek olarak, yeni transfer Yiğit'i de önünde oynattı. Bu kötü zeminde, zaten kötü oynayan takımda Yiğit'i değerlendirmek çok zor. Ujfalusi ve Semih iyi maç çıkardılar. Semih tek hatasını ikinci yarının sonlarına doğru yaptı. Onda da Ujfalusi yetişti imdada. Elmander iyi niyetle çabalıyor ama O daha çok çift forvetli sistemde ikinci forvet oyuncusu gibi. Zaten Barosla oynadığı zaman çok etkili oluyor.




Oyuna baktığımız zaman 1 puan sevindirici. Çünkü kazanmak adına pek bir şey yapmadık. Ondan da sevindirici olan kimsenin sakatlanmamış olması. Transfer konusunda 26 Ocak'ta yapılacak olan Genel Kurul sonucu beklendiği çok açık ama Genel Kurul'dan sonra da fazla süre kalmıyor. Baros'un geç dönecek olması da cabası. Transfer mutlaka şart. Puan kaybını kafaya çok takmamak gerek. Elbette olmaması gerek

Maçla ilgili bizim adımıza en güzel olay şüphesiz tribünlerde yakılan meşalelerdi. Bu güzelliğin yasaklanmasını anlamak güç. Futbolda bir ton olay oluyor. Af gündemde ama ülkemizde meşale yapmanın cezası hapis bile olabiliyor. Futbolu güzelleştiren gol ise, tribünü güzelleştiren de meşaledir.


21 Ocak 2012 Cumartesi

Yeni Pele



Dünya futbol tarihinin en önemli isimlerinden birisi Pele şüphesiz. Futbolculuk zamanında yaptıkları kadar bıraktıktan sonra ki açıklamaları ile de konuşuluyor. Futbol adına yapılan en büyük kıyaslamanın da başrollerinden. (Maradona mı? Pele mi?) Son dönemde açıklamaları ile gündeme geliyor hep. Brezilya milli takımını beğenmediğinden, kendisinin en iyisi olduğundan, Messi ve Neymar'ın yeteneklerine kadar geniş bir yelpazesi var. Yeni açıklamalar yapmış;


Messi'ye olan hayranlığımı gizlemeyeceğim. Onunla aynı seviyede olduğumuzu söyleyebilirim. Çünkü ikimiz de tanrı tarafından ödüllendirilmiş insanlarız. Ancak Messi'nin rekorlar kırması gerekiyor. Benimkini kırması da hiç kolay olmayacak. 1,283 gol atmayı ve üç Dünya Kupası kazanmayı başarırsa beni geçmiş olacak.


İnsanlar bana sürekli yeni bir Pele'nin ne zaman geleceğini soruyorlar. Ben de sürekli olarak 'Asla' diyorum. Çünkü annemle-babam çocuk yapmayı bırakalı yıllar oluyor.

19 Ocak 2012 Perşembe

Bu ne Olum Ya?


Bir daha düşünesi geliyor insanın...

Real Madrid 1 - Barcelona 2





Dün oynanan İspanya Kral Kupası çeyrek final ilk maçında Barcelona, Real Madrid'i 2-1 mağlup etti. Maça sürpriz bir kadro ile çıktı Jose Mourinho. Tabii ki Hamit, Nuri ve Mesut'un oynamasını isteriz ama bu üç isimden oynama ihtimali en yüksek olan Mesut yerine, Hamit'i tercih etti. Kadro içeride oynayan bir takım için biraz fazla defansifti ve Barcelona pas trafiğini bozma üzerine kuruluydu. Önceki maçlarda olduğu gibi iyi başlayan taraf Madrid'di. İlk atakta Ronaldo ile şık bir de gol buldular. Orta alanda Xavi ve Messi'yi durdurma operasyonu başarılı oldu ama takımı ayağa kaldıracak, ilerde oyun kuracak bir oyuncu olmayınca sıkıntı yaşadılar. Hamit'in kanadından tehlikeli atakları oldu Barcelona'nın. Bun da Hamit'in karşısında İniesta olması ve Hamit'e hiç yardım gelmemesi en önemli etken. Hamit topu kaptığı ya da pas geldiği zaman kafasını kaldırdığında hep Barcalılar ile yalnız kaldı. İkinci yarıda İniesta'nın belini kırıp harika bir de orta yaptı ama Benzema'nın vuruşu direkten döndü. Özellikle Benzema ve Higuain geriye gelip top almayınca ve çizgiye inmeyince Barca çok etkili kullandı aynı kanadı. Ramos ve Casillas ilk yarıda kritik müdahaleler yaptı. Aynı şekilde Barcelona'nın sağ kanadı da çok etkisizdi. Bindirmeler yapıp, bazen dribblingler ile içeri giren Dani Alves hiç etkili olamadı. Xavi ve Messi alışılagelmiş görüntüsünden çok uzaktı.

Son dönemde taraftarlar ile arasında sorun olduğu söylenen Ronaldo'nun gol atması tabii ki pozitif bir etken. Golden sonra ilk yarıda Madrid onun kanadında çok etkili oldu ama aldığı bir darbe ile sakat sakat devam etmesi daha kötü yaptı işleri. Özellikle ikinci yarıdan itibaren hiç etkili olamadı. Real Madrid zaten sakatlanmadan önce Ronaldo ile geliyordu. O sakatlanınca tamamen durdular. Orta alanda ofansif anlamda oyun kuracak, top yapıp pozisyon hazırlayacak kimse olmadığı için etkisiz kaldılar. İkinci yarıya golle başlayan Barcelona, moral faktörü ile de daha iyiydi. Real Madrid, özellikle Barcelona maçlarında golü yiyince moral açısından hemen demorolize oluyor. O evreyi atlatamıyorlar. Ama Madrid'e nazaran Barcelona daha iyi yönetiyor o durumu. Yan topta Puyol'u Benzema marke etmeye çalışırsa golü yersiniz. Real Madrid gereken değişiklikleri yaptı ama yeterli olmadı. Real Madrid'in sağ kanadındaki boşluğu çok iyi gören Messi, Abidal'e harika bir pas attı. Abidal'de Barcelona'yı öne geçirdi. Pepe sevdiğim bir oyuncu ama bu maçta gene sertliği ile ön plandaydı. Bilerek Messi'nin eline basmasının savunulacak bir yönü yok ama Barcalı oyuncuların aktörlük performansı her zamanki gibiydi.

İki maçlı eleme usüllü turlarda, deplasmanda 2-1 kazanmak çok büyük avantaj. Her ne kadar Madrid kazansın istesem de, skora ve gidişata bakarsak, turu Barcelona geçti diyebiliriz. Real Madrid'in aklı Lig'de. Bütün arzuları sene sonunda Lig şampiyonu olmak. Avrupa'da var tabii. Bu mağlubiyet Madrid'i kötü etkilerse, Ligde de takılmalar gelebilir.

Maç sonrası Hamit'in çok kötü oynamadığını, görevini yaptığını söyleyen Mourinho; ''Taraftarlardan gelen tepkileri her zaman anlarım ama asla kulak asmam, ne maçtan önce ne de maçtan sonra. Sorumluluk bana ait, özellikle de takım kaybettiği zaman. Galibiyetlerin babası çoktur, ama yenilginin bir tanedir. Uzun süredir futbolun içindeyim ve bunu öğrendim. Kupa finali zaferini hep beraber kutladık ama yenilgide tek ebeveyn benim.''

18 Ocak 2012 Çarşamba

Tsubasa Nakamura!

Sizi bilemem ama ben de her çocuk gibi sokakta oynayarak başladım futbola. Okuldan geldikten sonra, akşama kadar maç yapılır, sanki Dünya Kupası finali oynuyormuşçasına her maçta müthiş bir azimle oynanır, büyük mücadeleler verilirdi. Tabii ki televizyonda izlenen maçlarda herkesin bir idolü olurdu. 90lı yıllarda çocuk olanlar için futbolu sevdiren şeylerden birisi de şüphesiz Captain Tsubasa animesiydi. Saha koş koş bitmezdi, maçlar çok uzun sürerdi ama dünyanın en güzel şeyi gibiydi. Normal hayatta olduğu gibi, Animede de herkesin bir idolü vardı. (Captain Tsubasa animesi ve mangası ile fazlası ile ilgilendim. İdolüm Alman oyuncu Schneider'di bu arada)

Tsubasa, Japonya'da çocukları futbola teşvik etmek için hazırlanan bir projeydi. Aynı çocuklara basketbolu sevdirmek ve basketbol oynamalarına teşvik etmek için hazırlanan Slam Dunk animesi gibi. 1981 yılında başlayan Captain Tusubasa serisi büyük yankı uyandırdı Japonya'da ve amacına ulaştı.  Yetenek yanı sıra, takım olma duygusu ve özellikle öne çıkan her oyuncunun özel vuruşu olması, animenin hayran kaldığımız yönleriydi. Dünyaca ünlü Japon futbolcuların çoğu da, futbola başlama konusunda kendilerini teşvik eden şeyin Tsubasa animesi olduğunu kabul etmiştir. (Tsubasa halen manga olarak kötü şekilde de olsa devam ediyor ama biz onu güzel hali ile hatırlayalım)

Japonya'nın yetiştirdiği en iyi oyunculardan birisi şüphesiz Shunsuke Nakamura. Özellikle sol ayağı ile attığı frikik golleri ile ünlü.  Manchester United'a attığı frikik golü halen hafızalarda. Japonya'da gerçekleştirilen bir denemede, topu sol ayağı ile 30 metreden hareket halinde olan bir otobüse göndermeyi başarıyor. Tsubasa ile yetişen bir nesil sonuçta. Şaşırmamak gerek.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen