Şampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2017 Cumartesi

Claudio Ranieri ve Football Manager



Böyle yazarak aslında gizliden gizliye yaşlanmaya başladığımızı mı (en azından artık çocuk olmadığımızı) itiraf ediyorum bilmiyorum ama 90'larda Türkiye'de çocuk olmak çok "başka" ve "eğlenceli"ydi.

1990'larda Türkiye'de erkek çocuk olmak, sokakta deliler gibi top oynamak, cipslerden çıkan tasolar, futbolcu kartları, Tsubasa, Pokemon, Hugo, ateriler, Şahane Pazar, Olacak O Kadar, Barış Ağabey'imiz, teletex, kasetler, walkman, ve çok daha fazlası demekti. Teknoloji, internet, bilgisayar ve akıllı telefon gibi günümüzün "en temel" ihtiyaçlarının bu denli gelişmediği zamanlarda şimdikinden daha mutlu olduğunuzu düşünmek, insana tarifi zor duygular yaşatmıyor değil.

Geriye dönüp baktığınızda aslında hiçte yavaş yavaş geçmediğini fark ettiğiniz yılları gördükçe ve adeta bir Xavi-Iniesta kadar uyumlu olan bilgisayar ve internetle daha fazla iç içe oldukça futbolu artık sokakta değil de evde, ekran karşısında oynamaya başladık. Futbola ilgi duyan her Türk erkeği gibi hepimizin genlerinde teknik direktörlük vardı ve artık bunu kanıtlayabileceğimiz bir mecraya sahiptik. Adı daha sonra "Football Manager" olarak değişecek olan "Championship Manager" ile o zaman tanıştık ve tribünlerde gibi, "şampiyonu sevmedik, sevdamızı şampiyon yaptık" diyebilmek için çalıştık.

Bu serileri oynayanlar da bilirler ki oyunun en büyük keyfi maddi açıdan sağlam durumda olan, büyük kulüpler ile değil de nispeten daha küçük kulüpler ile kazanılan başarılardır. Hatta öyle ki, oyundaki basın toplantılarına takım elbise ile katılan, "son 1 maç daha" diye geceyi sabah edenler var.

Bu yazı, İtalyan teknik direktör Claudio Ranieri ile tam da burada kesişiyor. Eski bir İtalyan savunmacı olan Ranieri'nin teknik direktörlük CV'sinde Chelsea, Atletico Madrid, formasını da giydiği Roma, Inter, Juventus, Napoli, Monaco, Valencia, Yunanistan Milli Takım menajerliği gibi çok önemli takımlar mevcut. İtalya, İspanya ve Fransa'da kupalar kazansa da onun en büyük başarısı şüphesiz İngiltere'de, Leicester City ile yaşadığı şampiyonluk.

2014'te tekrar Premier Lig'e yükselen "Tilkiler"in başına 2015 yazında Ranieri geçti. 2015/2016 yılı için hedefleri yeni yükseldikleri ligde kalmaktı. Aynı İngiliz forvet Jamie Vardy'nin art arda 11 Premier Lig maçında da gol atarak, Nistelrooy'a ait olan 10 maçlık rekorunu kırarak lige başlamasını beklemedikleri gibi Arap Baharı sonrası kabuk değiştiren Manchester City, Manchester United, Arsenal, Chelsea arasında geçmesi planlanan şampiyonluk yarışında kendilerine yer bulmalarını beklemiyorlardı.




2009'da League One'da olan takımın 2016'da Premier Lig şampiyonu olup Şampiyonlar Ligi'nde oynayacak olmasını ya masallarda ya da bahsettiğim Football Manager serilerinde duyabilir, yaşayabilirdiniz fakat Ranieri ve öğrencileri bu rüyayı gerçeğe çevirerek adeta imkansızı başardı. Öyle ki, sezon öncesi Leicester City'nin şampiyonluğuna 1'e 5000 oran veriliyordu.

Tabii ki futbol artık bir endüstri ve İngiltere'de bir Championship takımı bile İstanbul takımlarından daha fazla maddi kaynağa sahip olabiliyor. Fakat diğer devlere nazaran Leicester'ın kadro kalitesi ve maddi gücü göz önüne alındığında Akhisar Belediyespor, Alanyaspor'un Süper Lig şampiyonu olmasını örnek göstersek yanlış olmaz sanırım.

Daha önce çalıştırdığın 5 takımdan kovul, yeni bir takımın başına geç, yapabildiğin seviyede takıma yararlı takviyeler yap, eldeki oyunculardan tam verim al, taraftarın ile bütünleş, büyük rakiplerin hepsini bir bir devir ve sonunda çok büyük bir sürpriz yaşayarak ligi şampiyon olarak tamamlayıp Şampiyonlar Ligi'ne git. Bu tipik, zor ama aşırı eğlenceli bir Football Manager hikayesi ve Leicester City bu hikayeyi gerçeğe dönüştüren adam olan Ranieri'yi birkaç gün önce kovduğunu açıkladı. Hem de İtalyan çalıştırıcı ile hiçbir görüşme yapmadan. İşler bu sezon kötü gidiyordu. Hikayenin giriş ve gelişme bölümü Football Manager'a ne kadar uygunsa sonuç bölümü de aynı denli benziyordu aslında.

Karar sonrası bir açıklama yayınlayan Ranieri herkese teşekkür etti. Yaşadıkları başarıyı asla unutmayacağını belirterek, bundan büyük onur duyduğunu belirtti ama asıl altı çizilmesi gereken nokta başlıktı; "Hayallerim Öldü" diye başlamıştı Ranieri yazısına. 

Leicester City bu sezon toparlar mı, tekrar şampiyonluk yaşar mı bilinmez fakat bilinen bir şey var ki, bunun gibi bir başarı bir daha kolay kolay gelmeyecek. Aslında Leicester yönetimi sadece Ranieri'yi değil biraz da Football Manager severleri kovdu ve Ranieri gibi onların da hayalleri öldü.



20 Mayıs 2013 Pazartesi

31 Aralık 2012 Pazartesi

2012 Yılı ve Galatasaray

Yılın bu son gününde Galatasaray adına 2012 yılını değerlendirmek gerekirse güzel şeylerden bahsedebiliriz. Kötü geçen dönemlerden sonra yeniden yapılanma ile birlikte Kadıköy'de gelen lig şampiyonuluğu sonrası yeni sezon başında tekrar Fenerbahçe galibiyeti ile gelen Süper Kupa şampiyonluğu ve uzun yıllardır beklediğimiz Şampiyonlar Ligi hasretinin dinmesi, üstelik 2. tura çıkarak.

Kötü geçen dönemlerden sonra bu kadar kısa sürede toparlanıp ayağa kalkmak takdir edilesi. Hem yönetim, hem teknik heyet hem takım hem de taraftarın kenetlenmesi beraberinde başarıyı da getirdi. Fatih Terim'in dediği gibi Galatasaray'ın daha yapacak çok işi var. En kötü yılımız böyle olsun. Nice şampiyonluklara Galatasaray...

Yılın fotoğrafı 




20 Temmuz 2012 Cuma

Fatih Terim: Amacımız...





Fatih Terim'in UEFA resmi sitesi açıklamalarından bir bölüm,



Göreve geldiğimizde, Avrupa kupalarına yeniden katılmak gibi bir amaçla yola çıktık. Avrupa kupalarında mücadele etmek, zaten kulübün kuruluş amacında var. Kulübün kurucusu Ali Sami Yen, bir ifadesinde, 'Avrupa'da mücadele edeceğiz ve başarılı olacağız' demişti...



2 Temmuz 2012 Pazartesi

İspanya 4 - İtalya 0 | Şampiyon!







Şu çok açık ki finale kalan iki takım olan İspanya ve İtalya ikilisinden turnuva boyunca futbol anlamında en tatmin edici performansı ortaya koyan taraf İtalya oldu. Ezber bozan bir turnuva izledik biraz. İtalya genelde savunmayı ön planda tutup, çok fazla net pozisyona girmezdi. İspanya ise pas trafiği ile rakip ceza sahasını delik deşik edip fazlaca net pozisyona girerdi ama turnuva boyunca tam tersini izledik. 2008'i ve 2010'u kazanmış bir jenerasyonu üst üste üçüncü turnuvaya hazırlamakta gerçek bir sorun. Motive etmek ciddi anlamda güç. Finale vites azaltarak gelen İspanya'nın en önemli sıkıntılarından biri de buydu. Turnuva öncesi sakatlıklar ve takım içindeki hafif çaplı kutulaşma da cabası. Herkes tarafından favori gösteriliyorlardı ve beklenti bir kez daha çok büyüktü. İtalya da ise turnuva öncesi yaşanan şike skandalı zaten olmayan beklentileri azaltmıştı. Ama İtalya bu az beklentiyi olumlu yönde kullandı.


Grupta oynanan son karşılaşmada kader anı Modric'in orasında Casillas'ı geçemeyen Rakitic'in kafa vuruşuydu. Navas'ın golü ile grubu lider bitiren İspanya, çeyrek finalde her ne kadar Fransa'yı 2-0 yenmiş olsa da eski ofansif gücünden yoksundu. Top orta sahada sıkışıyor, kanatların yetersizliliği, forvet eksikliği derken gerçek İspanya'yı izleyemedik. Yarı finalde Portekiz karşısında sorunlar fazlaca belirginleşmişti. Rakip kaleye ilk şut 60. dakikalarda, en net gol pozisyonun da uzatmalarda gelmesine rağmen penaltılar sonucunda adını üst üste üçüncü kez finale yazdırmasını bildi. Oyuncu değişikliğinin hep aynı mevkide ve aynı oyuncular arasında olması bile sorunu ortaya koyuyordu zaten. Ofansif anlamda sıkıntı barizdi ama İspanya savunmayı her zaman sağlam tuttu. Kalede de dünyanın en iyi kalecilerinden birisi varken fazla zorlanmadılar. 


İtalya'ya karşı tekrar Fabregas ile çıkan Del Bosque, ilk maçtaki hataları yapmadı. Alıştığımız pas trafiğine takım presi, beklerin bindirmeleri ve takım oyunu eklenince turnuva başından beri izlediğimiz en iyi İspanya'yı izledik. Turnuva genelince biraz sessiz kalan Xavi'nin oyuna ağırlığını koyması ve Pirlo'yu durdurması da önemli etkendi. İkinci yarıda Motta'nın sakatlanmasından sonra maç zaten bitmişti, sadece skor değişti. İspanya, Euro 2012 elemelerinde kalesinde sadece 2 gol gören İtalya'yı finalde 4-0 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa Şampiyonu oldu. 


Turnuva genelinde 'sıkıcı' olarak tanımlanan ve ıslıklanan İspanya, istediği zaman neler yapacağını bir kez daha gösterdi ve rekorlar eşliğinde bir kez daha şampiyon olurken, arkada şu soruları bıraktı; bu jenerasyonun yapacağı daha ne kaldı ? Bu jenerasyonu 2014 Dünya Kupası'nda ve diğer turnuvalarda ne motive edecek ? ve belki de en önemlisi, İspanya'yı kim durduracak ?









16 Mayıs 2012 Çarşamba

Sezon Değerlendirmesi




Şampiyonluk sarhoşluğu ardından genel itibari ile sezonu değerlendirebiliriz sanırım. Devre arasındaki değerlendirmede sezon öncesinden bahsettiğim için bu seferki satır başları daha çok sezon sonu ve play-off ağırlıklı olacak.


Olması gereken bir değişim, Galatasaray'ı iyi bilen bir teknik direktör, nokta transferler, hem saha içi hem de saha dışında gerçek bir 'takım' olma olgusu, saha içerisinde bir kimlik, oyunculara kazanma hırsı ve kendilerine güveni ve doğru bir sistemden sonra özlenen Galatasaray döndü. 3 Temmuz sürecini saymazsak artık saha dışının değil saha içinin konuşulmaya başlanması, Florya'ya çeki düzen verilmesi ve nasıl daha iyi oluruz? sorusu sorulmaya başlandıktan sonra Galatasaray derin bir nefes aldı.


Kötü başladığımız sezona 4-4-2'ye döndükten sonra özellikle de devre sonuna doğru iyi oyun ve gelen derbi galibiyetleri ile olmamız gereken yerde, liderlik koltuğundaydık. 10 yıl aradan sonra devreyi lider bitirdik. Buradan sonra önemli bir transfer dönemi ve kafalarda soru işareti olan bir play-off dönemi vardı. Açıkçası devre arası transfer dönemini kötü değerlendirdik. Takımın büyük oranda yenilenmesine rağmen özellikle gerçek kanat oyuncularına ihtiyacı bariz bir şekilde ortadaydı. Eskisi gibi etkili olamayan Baros'un yerine iyi bir forvet oyuncusu gerekiyordu. Bir çok isim yazıldı çizildi. Shaqiri transferi gerçekleşmedi üstüne Kazım'da takımdan ayrıldı. Manisaspor'dan Yiğit ve Antalyaspor'dan Necati transfer edildi. Medyanın gazına gelenler için hayal kırıklığı diyebiliriz. Yiğit her ne kadar kanatlarda devşirme oyuncular oynamasına ve Kazım'ın gönderilmesine rağmen şans bulamadıysa da, Necati kritik ve güzel golleri ile etkili oldu. İkinci devreye kaldığımız yerden iyi başladık. Ama bazı oyuncuların ilk devredeki iyi oyunları ikinci devrede olmayınca zorlanılan, kitlenen maçlar oldu. Kadro derinliğinin yetersizliğine devre arasında iyi bir transfer yapılmaması da etkisini gösterdi çoğu maç. Ama takım oyunu oynamanın ve presi iyi uygulamanın avantajlarını neredeyse her maç gördü Galatasaray.  Bu da zaten bir nevi dengeledi. Fenerbahçe deplasmanında ilk 20 dakikada 2-0 geriye düşüp, daha sonra 70 dakika rakibi kendi evinde deplasman takımı yapıp 2-2'yi yakalamamıza rağmen galibiyet son dakikada kaçtı. Normal sezonu Fenerbahçe dokuz, Trabzonsporun yirmi bir, Beşiktaş'ın yirmi iki puan önünde kapattık. Kimsenin daha önce görmediği saçma sapan play-off, süper final adı altında aslında olmayan marka değerimizi yükseltme adına zaten gergin geçen ortam daha da gerildi. Bu gerilime Melo-Riera kavgası da eklendi Play-off öncesi. Puanlar bölündü. 9 puanlık fark düştü 5'e. İkili averaj durumunda yarım puan daha silinecekti.


İlk play-off maçında Beşiktaş'ı deplasmanda 2-0 yenerek başladık. Gerektiğinden fazla uzayan ligi 2. play-off maçında bitirmeye çok yaklaştık. Ama şans Fenerbahçe'nin yanındaydı ve mucizevi bir şekilde 2-1 kaybettik. O andan itibaren psikolojik avantaj Fenerbahçe'de, puan avantajı bizdeydi. Fenerbahçe play-offta normal sezona göre daha derli toplu oynadı. Biz ise play-off'ta mental açıdan biraz bocaladık. Fenerbahçe mağlubiyetinden sonra Trabzonspor deplasmanında alınan galibiyet ve iyi futbol bizi biraz kendimize getirdi. Play-off'un dördüncü maçında avantaj bir kez daha önümüze geldi ama Trabzonspor ile berabere kaldık. Uzun süre sonra karşısına liderlik şansı çıkan Fenerbahçe'de bunu değerlendiremedi ve beşinci maçlar öncesi puan farkı 3'te kaldı. Olaylı maçta iyi konsantre olan Fenerbahçe, Trabzonspor'u yendi. 2-0 öne geçtiğimiz maçta son 3 dakikada yediğimiz 2 gol ile maçtan beraberlikle ayrıldık. Puan farkı 1'e indi ve en başından beri  sistemi para üzerine kuranların isteği oldu. Şampiyonluk son maça kaldı. Son maçta Kadıköy'de Fenerbahçe'ye şampiyonluk için mutlak galibiyet, bize de galibiyet dışında beraberlikte yetiyordu. Oyunu yavaşlatmak ve kontrolü ele almaya çalışarak geçirdiğimiz maçta Fenerbahçe'nin kötü oyunu eklenince gol sesi çıkmadı ve bu sezon iki kere şampiyon olduk.


Şunun altı çizilmeli ki, bu sezon hem saha içi hem de saha dışında gerçek bir takım görüntüsü verdik. Sahada her zaman iyi oynamaya çalışan, keyif veren, pres yapan, vazgeçmeyen bir Galatasaray vardı. Kalede gerçekten iyi bir kaleci vardı. Mondragon'dan sonra sürekli kaleci arayışındaydık. Nokta bir atış oldu. Başlarda eli küçük dendi ama yüreğinin ne kadar büyük olduğunu gösterdi. 2 senelik uykusundan uyanan Hakan Balta, gerçek mevkisinde oynadığı zaman etkili olan Eboue, aslında kimsenin beklemediği Semih ve bu denli yararlı olması beklenmeyen Ujfalusi ile çoğu zaman iyi performans gösteren bir savunma dörtlüsü oluştu. Servet ile Gökhan'dan formayı alan Semih bir daha bırakmadı. Ujfalusi'nin katkısını da unutmamak gerek. Hem savunmada her maç çok iyi işler yaptı hem de Semih'e çok yardımcı oldu.


Orta sahada BAM etkisinden sonra adeta çölde bir vaha gibiydi Selçuk-Melo ikilisi. Selçuk'un formunu hep iyi tutup, bu sezon duran toplardaki istatistiklerimize katkısı fazlası ile yüksek. Oyunu kurması, pasları, duran topları, başta olmak üzere orta sahada gerçek bir lider gibiydi. Duran topları tekrar sevdirtti bize. Melo ise oyunu iki yönlü oynayıp presi ve hırsı ile hep öne çıktı. Bazı maçlar Selçuk'tan çok ofansa katıldı, bazı maçlar daha geride oynadı. Sürpriz gollere imza attı. Sadece oynadığı futbolla değil gol sevinçleri ile de gündeme geldi. Taraftar ile arası hep iyi oldu. Her ne kadar Riera ile kavga etmiş olsa da kendini bir şekilde affettirdi. İstese nasıl olsa sezon sonu şampiyon takıma geri döneceğim deyip bırakabilirdi kendisini ama yapmadı bunu. Bu sezon en büyük eksikliğini hissettiğimiz etkili, yaratıcı, adam eksiltip pozisyon yaratan kanat oyuncuları idi. Emre ve Engin ellerinden geleni yaptı. Bazı maçlar çok etkili oldular, bazı maçlar sahada yoklardı. Özellikle Emre devre sonuna doğru formunu yükselttikten sonra ikinci devreye aynı formu yayamadı. Sezon başı transfer edilen Riera tek kelime ile hayal kırıklığı oldu. İkinci devre transfer yapılmayınca, Kazım da gidince Aydın tekrar şans buldu ve iyi değerlendirdi. Manisaspor'dan transfer edilen Yiğit bunca eksikliğin arasında eğer kadroya giremiyorsa olası transferlerde hiç giremez. Engin çok uzun süre sonra kadro dışı kalmadan, olay çıkartmadan bir sezon bitirdi. Yeteneği olduğu çok bariz ama topla çok fazla oynuyor, eziyor.



Belkide bu sezon ki en büyük performans sürprizini gerçekleştiren isim Elmander oldu. Türkiye bonservissiz gelip çok iyi performans gösteren futbolculara pek alışık değildir. Elmander'in avantajı da biraz bu oldu. Beklenti düşük tutuldu ama Elmander ilk andan itibaren gösterdiği özveri ve hırs ile kalitesini belli etti. Sadece attığı goller ile değil, hücum presi ve pozisyon hazırlaması ile de çok yararlı oldu. Geçen seneden beri formu gittikçe düşen, sakatlıkları gibi gereksiz kartları ile de son senesi olduğunu belli eden Baros, çoğu maç etkisizdi. Devre arasında gelen Necati kritik ve güzel golleri ile etkili oldu ama büyük maçların hiçbirinde ortada yoktu. Özellikle mental açıdan fazlası ile gelişmeye ihtiyacı olduğu açık olan Sercan, kendini geliştirmek yerine twitterda dolaşmayı tercih etti.


Fatih Terim'e gelecek olursak, anamızın ak sütü gibi helal olan bu şampiyonluğumuzda tabii ki en büyük etken onundu. Kazanmayı unutan, futboldan başka her şeyi konuşan, sahada birbirine yabancı 11 oyuncu varken, camia tam anlamı ile kaostayken geldi ve çok kısa sürede müthiş bir etki gösterdi. Her maç çok iyi oynamayan ama neredeyse her maç sonuna kadar savaşan, bırakmayan bir Galatasaray'ı yarattı. Belki Selçuk muhteşem performans gösterdi ama sezonun en iyi transferi Fatih Terim oldu. Uzun yıllar görevde kalıp özlediğimiz başarıları tekrar yaşatması en büyük dileğimiz. Ordusu daima İmparator'u ile.


Zor bir lig oldu. Umarım bir daha bu kadar az futbol konuşulan, kavga olan bir sezon daha yaşamayız.
Yürüyedur Galatasaray...



13 Mayıs 2012 Pazar

Kadıköy Hatırası





Her zaman her yerde en büyük Cimbom!



Şampiyon Galatasaray | Alın Terim!

Şüphesiz yazılacak çok şey var ama analizler daha sonraya.


Zorluklarla geçen bir sezondan sonra son maçta Kadıköy'de şampiyon olup kupa kaldırmak inanılmaz bir duygu. Fatih Terim'in dediği gibi anamızın ak sütü gibi helal. İki kere şampiyon olduk. Allah'ıma şükürler olsun.



4 Mayıs 2012 Cuma

Şampiyon!






Real Madrid deplasmanda Athletic Bilbao'yu 0-3 yendi ve ligin bitimine 2 hafta kala 3 yıl aradan sonra 32. kez şampiyon oldu. Bu sezon şampiyonluk fazlası ile hak edilmişti. Madrid'deki Cibeles meydanındaki kutlamalardan kareler








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen