6 Ocak 2012 Cuma

Transfer, Basın ve Vizyon




Revivo'nun meşhur bir sözü vardır; ''Türk gazetelerindeki tek gerçek şey tarihtir'' diye. Mükemmel bir tespit. Hepsini tek tek yazmama gerek yok. Türkiye'de biraz futbol ile ilgili olan herkes, özellikle Türk spor gazetelerinin hit uğruna rezaletlerini az çok bilir. Konu sadece bununla da sınırlı değil. Bir kulübün X futbolcu ile ilgilendiğini, hatta anlaştığı yazılır. Haber asparagasdır. Yalan haberdir yani. Olmayan bir transfer yapılmış gibi gösterilip taraftar beklentiye sokulur. 1-2 gün sonra da saçma sapan bir nedenden dolayı pürüz çıkar ki en moda olanı futbolcunun eşi Türkiye'ye gelmek istemez, çocukların okul sorunu baş gösterir ya da en basiti ücret sorun olur. Zaten olmayacak bir transferden ötürü beklentiye giren taraftar, hele ki 1-2 kötü sonuç gelince başlar takıma, ekibe sallamaya. Türkiye'de medya tamamen skorboard'a, yani sonuca endekslidir. Taraftarlar da gittikçe sonuca endeksli hale gelmeye başladı.

Transfer sezonları açıldığı zaman, bizim gazeteler için Türkiye'ye gelmeyecek oyuncu yoktur. Türkiye'de ara transfer döneminin kapanmasına 1 hafta kadar kaldı. Bahsettiğim, bahsedeceğim tarz haberler hep oldu, olacakır da. Transfer sezonları açıldığı zaman her takım eksik mevkileri için bütçeleri dahilinde oyuncu arayışına girer. Türkiye'de genellikle takımlar maddi açıdan kendilerini zora sokmayacak, genç ve gelecek vadeden futbolcu arar. Ama gazeteler tarafından öyle isimler ortaya atılır ki taraftarlar beklentiye girer ve sonunda gerçek transfere burun kıvırır hale gelir. Genç oyuncular için, ''Yeni Hakan Şükür'', ''Yeni Hagi' manşetleri atılır. Genç oyuncunun omuzlarına taşıyamayacağı yükler verilir daha ilk dakikadan. Oysa, tarihte başkalarının adımlarını izlemek değil önemli olan, tarihte kendi adımları ile iz bırakabilmek.

Transferin doğruluğu, yanlışlığı bir tarafa, gerçek bir transferde oyuncu öyle bir şişirilir ki, kaleci alındıysa zannedersiniz Casillas, orta saha transferi ise Zidane, bir forvet ise Ronaldo geldi gibi servis edilir. Oyuncu şişirilir. Beklenti gittikçe arttırılır ve özellikle de ofansif bir oyuncu ise ilk maçtan itibaren hat-tricklere, asistlere başlaması beklenir. Örnek vermek gerekirse, geçen sene Fenerbahçe Stoch'u transfer etti. O dönemde Stoch'un adı hem Fenerbahçe ile hem de Galatasaray ile yazılıyordu. Fenerbahçe'nin maddi olarak daha iyi bir teklif yapıp oyuncuyla anlaştığı yazıldı çizildi. 'Yüzyılın Çalımı' manşetleri atıldı gazetelerden. Ama Stoch çok maçta ilk 11 başlamadı geçen sene. Bu senede daha yeni yeni ilk 11'de görev alıyor ve form tutuyor.. Niyetim asla Stoch'u kötülemek değil. Her ne kadar kağıt üzerinde Riera daha tecrübeli gibi gözükse de, oynadığı süreye ve katkıya bakıldığında kesinlikle Stoch'u tercih ederdim.

Futbolcu geldiğinde şişiren, yere göğe sığdıramayan gazeteler, oyuncu 2-3 maç kötü oynayınca kendi şişirdiği balonu, gene kendi patlatır. Oyuncu 3-4 maç sonra alınan kötü sonucun ardından ıslıklanıyor ve neye uğradığını şaşırıyor. Ondan sonra aynı oyuncudan performans bekleniyor. Türkiye'de ki taraftarlar, ve kulüpler fazlası ile sabırsız. Yeni gelen teknik direktörden, oyuncudan hemen bir şeyler bekliyorlar. Abdullah Avcı'nın da söylediği gibi, son yıllarda çok büyük başarılara imza atan Manchester United'ın menajeri Sir Alex Ferguson'ın ilk 7 yılda başarısı yok. Ama Manchester United'ın başında çeyrek asırı devirdi ve kupa koleksiyonu yapmakla meşgul. Önce takımı ve ligi analiz edip, sonrasında gerekli çalışmalar ile iyi bir jenerasyon ve sistem oluşturduktan sonra başarının geldiği net. Aynı 1996 - 2000 yıllarında olduğu gibi. Transfer konusunda bu denli hareketli olan Türk spor gazeteleri ne hikmetse konu Türk futbolunun sorunları olunca çok sessiz ve ilgisiz kalıyor. Çözüm önerileri üretmiyor. Türkiye'ye ne büyük isimler geldi de hiçbir şey yapmadılar, tabiri caizse yattılar, paralarını alıp gittiler. Ama nice isimsiz futbolcular müthiş performans gösterdiler, galibiyetlerde, şampiyonluklarda büyük rol oynadılar. Önemli olanın bireysel başarının değil de, takım olmanın olduğunu gerçeğini biliyoruz ama kabul etmiyoruz. Uygulamalar bunu gösteriyor.

Aslında başka bir yazı da geniş olarak değineceğim ama burada da kısaca belirtmeliyim ki, Türk taraftarlarında da hatalar mevcut. Biraz nabza göre şerbet durumu da söz konusu. Lafa gelince herkes alt yapıdan yetenekli oyuncular çıkmasını istiyor ama kimse çözüm üretmiyor, girişimde bulunmuyor. Bir Shaqiri ismi bütün her şeyi unutturuyor. Shaqiri'yi kötülemiyorum ama Shaqiri'yi bir kez bile izlemeyenler, yeni duyanlar bile medyanın gazına gelip adeta Messi, Cristiano Ronaldo yapıyor, beklentiyi inanılmaz arttırıyor. Vizyon konusu ne yazık ki yok. Vizyon'dan bahsetmeye çalışanı da dinleyen yok. Yönetimler taraftarın baskısı ile araştırmadan, her açıdan düşünmeden transfer yapıp, oyuncunun gelmesi için para ödediği yetmezmiş gibi, göndermek için de para ödüyor artık. Kendi takımımdan örnek vermem gerekirse, adeta enkaz devralıp, harcayabileceği minimum tutarda para harcayıp iyi bir kadro kuran, yetmeyip biri Bank Asya'ya kiralanacak, diğeri de Aydın gibi yok olup gidecekken alt yapıdan 2 tane pırıl pırıl genç çıkartıp, forma vermesine, futbolun savaş haline döndüğü son süreçte her zaman aklı başında ve düzgün açıklamalar yapan, gecesini gündüz eden Fatih Terim'e bile transfer konusu başta olmak üzere sallayanlar var. Şu an da hiçbir transfer Fatih Terim'den önemli değil. Onun gibi bizim de hayallerimiz Dünya'dan büyük.

Bir de son yıllarda yeni bir kabile peydah oldu. Adları 'duyumcular'. Ortaya isim atıp taraftarları beklentiye sokuyorlar. Taraftarlar yöneticilere, teknik ekibe değil de, duyumculara inanıyor ki bu gerçekten acınası bir durum. Duyumcuların transfer gerçekleşmediği zaman yalan uydurma konusunda da gazetelerden kalır yanları yok.

1 yorum:

  1. blog idman yurdunun spor gazetesi versiyonu çıksa.Tiraj uğruna asparagas değil gerçekleri yazan,dar bakış açılı yazarların değil internetteki blog yazılarının yayınlandığı...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Beğen